30 Temmuz 2026 Perşembe

ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ

Doğum gününde hüsrana uğramanın tesellisini aramak

Çok da uzak olmayan bir dün'de doğum günüm vardı. Aslan burcu olmanın zor taraflarından uzun uzun bahsederdim ama o sonraki yazılara kalsın. Doğum günümde yazımı yazmak isterdim; İyi ki doğdum cümlesi ile başlayarak ama doğum günümü de unutturan bir Akademi Giriş Sınavı'nı atlattım. İnsan senelerce girince alıştı zannediyor ama hayır artık kendini bir Truman Show'da gibi hissetmeye başladığını anlıyorsun. Her sene değişmeyen bir kader gibi kaç puan alırsan sana atama yok deniliyor. Ama tuhaf bir şekilde bu sınav sonrası "tamam" dedim buraya kadar. Olmuyorsa eğer olmayan bir yolu zorlamanın ne manası var. Asla ayırt edici olmayan sorular ile çalışsan da aynı sonuç çalışmasan da...

Durum böyle olunca doğum günümü de; doğum günüm gibi hissetmedim. Doğum günü notlarım ile başlayan cümleler kuramayacağım. Ama yazmaya da ara verdiğim için kendime pek bir kızıp oturdum yazmaya. Öyle bir geçer zaman ki; mevsimlerin değişimini de anlamaz, aynadaki yüzünüze bakar ve tanıyamazsınız. Büyüdüm mü, yaşlandım mı, tükendim mi...Sorular şöyle köşede dursun bu yaşımdaki olgunluğumu da sevdiğimi belirtmek isterim. "Değer vermeyi bilmeyen değer de göremez" cümlesinin değerini bir derece daha anladım. Hayatımda bana değer vermeyen insanlara yer vermeyi bıraktım. İster çocukluk arkadaşı isterse yakın bir tanıdık olsun... Önemli değil artık.

Zamanın birinde ile başlayan çok fazla cümle kurmasam da zamanın birinde değer verdiğim tanıdık, sevdiğim bir çok insana saygımı ve sevgimi kaybettim. Doğum günümde ve yeni yaşımda öğrendim. Küçük bir doğum günün kutlu olsun mesajı yazmayan, kendini dev aynasında gören egosuyla fazla muhabbet eden insanlara hayatımda yer yok dedim. Fazla "hin" fikirli insanlara da tahammülüm kalmadı. 

Acı yoldan öğrenmemek gerekiyormuş bu hissi. İnce düşünceli ve nazik olmanın, hassas olmanın insana yaramadığını... Brukizm(diş sıkma) bende boyut atlarken(yemek yerken sürekli tetikte olmak), kas ve boyun ağrıları; iyi bir çene cerrahı bulamamak, araştırma hastanesine randevu aramak kesintisiz ancak sonuç alamamak ve iki senedir kontrol edilen troidin; hormonal düzeyde normal ancak boğazımda 8 mm nodülün bu sene anlam veremediğim şekilde 20 mm denilmesi ile öyle bir geçer zaman ki dedim. Zaman suratıma vura vura öğretti, gereksiz üzüntülere gerek olmadığını. 

Tabi güzel şeyler yok mu; elbette var. Şükrettiğim, mutlu olduğum hayatın detaylarını çok seviyorum. Bugün inanılmaz bir doğum günü hediyesi aldım hem de üniversite ev arkadaşım göndermiş. Aklımdan bu doğum günümde sürekli mavi menekşeler geçiyordu; fırsatını bulur bulmaz kendime bir buket alacaktım. Arkadaşım da belki bunu hissetti belki de kalbinden uzanan bir ince düşünce ile Lego; solmayan birbirinden güzel içerisinde mavinin de yer aldığı çiçek seti göndermiş. En kısa zaman da tamamlayıp sizlerle de paylaşacağım...

14 Temmuz 2026 Salı

Geri Dönüşü Olmayan Nokta: En Son Üzerini Çizdiğiniz Arkadaşlığınız Neydi?

kakaolu kek tarifleri

Biliyorum, sıklıkla yazamıyorum artık buraya. Birçok neden sıralayabilirim ama asıl neden kendimde o enerjiyi bulamamam aslında... Sınavlarla geçen koskoca bir yaz, tüm psikolojik ağırlığıyla üzerimde. Ama bugün bu yazıyı; geçenlerde X/Threads uygulamasında gezinirken denk geldiğim, notlarım sayfama eklediğim ve beni uzun uzun düşündüren bir soru üzerine inşa etmek istedim:

"En son üzerini çizdiğiniz arkadaşlığınız neydi?"

Bazı ilişkilerin bitişi davulla zurnayla, büyük kavgalarla ya da hiç bitmeyeceğini düşündüğünüz o fırtınalı vedalarla olur. Peki arkadaşlıklar da sizce öyle mi? Bence kimi arkadaşlıkların bitişi çok daha sessiz, daha derinden ve hatta çok daha kırıcıdır. Yaşanılan olaylar birikir, o bardak çoktan dolmuştur ve sadece taşmayı bekliyordur. Bir sabah uyandığınızda o beklenen son damla gelir ve taşarsınız. O insanın artık hayatınızda hiçbir yerinin kalmadığını anlarsınız. Ve o defter, bir daha asla açılmamak üzere kapanır.

Bir Arkadaşlık Neden Biter?

Hayatımda kalıcı bağlar kurmak daima çok önemli bir yer tuttu. Uzun süreli her ilişki; benim için bağ kurduğum en ufak bir defter, o defterde aldığım notlar ve o notlarda yer alan güzel anılar kadar değerlidir. Değerliydi de...

Kimse durup dururken yirmi senesini geçirdiği, paylaştığı yıllarını, kahkahalarını ve en mahrem sırlarını bir anda çöpe atmaz. Ama büyümenin getirdiği o olgunlukla, nihayet "Yeter" dediğim bir süreci yaşadım.

Geçen sene burada "toksik arkadaşlık" üzerine bir yazı paylaşmıştım. Hatırlayanlar olacaktır; defalarca sormama rağmen hissetmiş, hatta rüyamda bile görmüştüm; o insan evlilik sürecinde olduğunu benden saklamış, hatta açıkça inkar etmişti. Tam da o dönemde, yüksek lisans mezuniyetim sonrası oluşan ciddi sağlık problemleriyle boğuşurken ufacık da olsa bir "İyi misin?" mesajı beklemiştim ondan.

Neredeyse iki ay boyunca yerimden kalkmadan tez yazdığım için bacağımda varis oluşmuş, pıhtı riskine karşı kan sulandırıcı kullanmaya başlamıştım. Üstelik bende kansızlık da vardı; olan kanım da bu süreçte gidince, ücretli öğretmenlik yaptığım okulda sınıfta baygınlık geçirdim. Bayıldıktan sonra kendime gelirken hissettiğim o kas uyuşması, sıfırlanan tansiyon ve kulak çınlamasıyla "Bir daha yaşanmasın" diye dua ederken, insan çevresinden sadece güzel dilekler ve bir destek bekliyor. Yalnız olduğumu iliklerime kadar hissettiğim o altı ay, meğer bardağın dolma evresiymiş.

Öğretmenlik için (maalesef atama sisteminde pek bir anlamı olmayan) 82.304 gibi güzel bir puan aldığımda sonucumu onunla da paylaşmıştım. Aradan zaman geçip taşlar yerine oturunca daha net anladım ki, içten içe bariz bir kıskançlık varmış ortada. Kendisi iç mimarlık mezunuyken benimle birlikte ikinci üniversite kapsamında çocuk gelişimi okumuştu. Senelerce bana, "Çalışmayan bir insan olduğun için puan alamıyorsun, ben istesem rahatlıkla 90 ve üzeri alırım" deyip dururdu. Meğer içten içe beni bir rakip olarak görüyormuş. İnsan, kendi alanıyla alakası olmayan bir yere geçip "öğretmen" kelimesini sizden daha çok sahiplenince anlıyor bazı şeyleri. Atanamadığım için sanki bu sıfatı kullanmaya hiç hakkım yokmuş gibi hissettirmişti bana.

Sonrasında yine o meşhur rüyalarım devreye girdi; kendisini öğretmenlik yaparken görüyordum rüyamda. Sorduğumda yine inkar, ama öyle bir inkar ki neredeyse sorduğuma pişman olup "Ya kusura bakma, yanlış anlamışım" dedirtecek cinsten... Sonunda haklı çıktım mı? Evet. Kasım ayında, Öğretmenler Günü'nde Instagram'a hikaye ekleyip onu neden kutlamadığımı, güya onu nasıl kıskandığımı ima eden tavırlara girdi. Ondan sonra olaylar zaten koptu. Narsist insanlar her zaman kendilerini haklı görürken, çevrelerinde sırf kendi çıkarları uğruna onlara yaranmaya çalışan insanları toplarlar; haklılıklarını ispat etmek için bir vitrin kurarlar.

Asıl bu sene arkadaşlığımı tamamen bitirdiğim kişi ise, işte o geçmiş olaylarda ona yaranmaya çalışan, o vitrinin bir parçası olan diğer insandı.

Benim Hikayem: Vitrinlerin ve Riyakarlığın Sonu

Bahsettiğim bu son kişi son derece ısrarcı biridir. Hayatta her istediği kendisine altın tepside sunulduğu için başkalarının durumunu, acısını anlayamaz. İşine gelmeyen her şeyi "Aa, bende unutkanlık var" diyerek kendi lehine çevirir. Lise döneminde de böyleydi ama benimki de işte temiz kalplilik, saflık... Onun için "günlük, haftalık, aylık arkadaşlıkları var" derdim, keza haklıymışım da.

Dönem dönem işine nasıl gelirse öyle davranır; her ciddi ve önemli konusunda mutlaka beni ararken, kahve içmeye o az önce bahsettiğim "inkarcı" arkadaşla giderdi. Ne yazık ki dörtlü bir arkadaş grubu gibi olduğumuz için "Aman bunca senenin hatrı var, çevre etkilenmesin, düzen bozulmasın" diyerek sustum. Şimdi o emeklerime, o sabrıma çok üzülüyorum.

Her şeyin altın tepside sunulduğu bu insan, kendisini daima o kadar haklı ve masum zannediyordu ki, beni o diğer arkadaşın düğününe götürebilmek için çok uğraştı. Güya "sorun olmasın, bunca senenin hatırı var" kafasındaydı. Ama benim o tavırdan anladığım tek şey şuydu: "Senin ne yaşadığının, ne hissettiğinin hiçbir önemi yok. O düğüne katılman gerekiyor ki fotoğraflar çekilelim, dışarıya karşı o 'iyi, kusursuz vitrinimiz' devam etsin."

Diyorum ya; işi düşmedikçe bir fotoğrafı bile beğenmeyen bu insanı, geçenlerde o evlenen arkadaşın evinde, liseden diğer kişilerle birlikte gördüm. Arkasından yine dışarıda başka bir etkinlik... İşte o zaman çok net anlıyorsunuz: Birini en yakın arkadaşınız gibi hissedersiniz ama o hissettiğiniz kişinin yakın arkadaşı aslında siz değilsinizdir.

Eğer bu durum açık yüreklilikle ve dürüstçe yaşansaydı inan fazlasıyla saygı duyardım. Ancak birbirinin arkasından bu kadar konuşup, sonra hiçbir şey olmamış gibi bir araya gelmek bana çok büyük bir riyakarlık gibi geliyor. Bitmek bilmeyen bir vitrin oluşturma çabası...

Gördüklerimin ve nihayet anlayabildiklerimin ağırlığı, yaşadığım pişmanlık ne yazık ki bir süre daha benimle kalacak. O "her şey altın tepside sunulan" insanın nişanına, düğününe insanları toplayıp kendi arabamızla götüren bendim. O "yancı" diye bahsettiğim diğer insan ise sessizce ve sinsice hep bir yerlere götürülmeyi beklerdi. Doğumuna koştur koştur yine ben gittim. Mevlüdüne, daha sayamayacağım pek çok anına... Hele grupta bir başkası daha var ki, sırf nazar değmesin diye her şeyini saklayan, yurtdışına gittiğini ancak bizi oradan aradığında öğrendiğimiz biri...

Düşünüyorum da; açık, dürüst ve samimi olmak benim hatamdı belki de. Sinsice ve gizlice işlerini yürütenler bu dünyada hep kazanıyor gibi görünüyor. Ama yine de heybemde kalanlarla, arkadaşlık ilişkilerinde dikkat etmemiz gereken bazı kırmızı bayrakları (red flags) buraya bırakmak istiyorum:

  • Tek taraflı çaba: Sürekli sizin aradığınız, karşınızdakinin ise sadece kendi ciddi sorunları olduğunda sizi hatırladığı ve saatlerinizi feda ettiğiniz o denge bozukluğu varsa,

  • Gizli haset: Başarınıza içtenlikle sevinemeyen, her güzel haberinizde yüzü düşen, sizi aşağı çekmeye çalışan o "arkadaş" maskeli insanlar çevrenizdeyse, bu ilişkileri bir değil, bin kez düşünün.

Son olarak: Kendimize Verdiğimiz Değer

Bir arkadaşlığın bitmesi, sizin kendinize duyduğunuz saygıyı azaltmaz. Aksine bu; benliğimizin, değerimizin o toksik insanlar tarafından yok edilmemesi için verdiğimiz asil bir mücadeledir.

Size her şeyden şikayet eden o insanlardan uzak durun diyecekler belki de. Sizi suçlu hissettirmeye çalışacak, sanki asıl sorunlu olan sizmişsiniz gibi lanse ederek kendi kusursuzluklarını ispatlamaya çalışacaklar. Buna asla boyun eğmeyin. Yaratıcı sizi binlerce ihtimal arasından bu dünyaya başkalarının riyakarlıklarına katlanın diye göndermedi.

Hayat; enerjimizi sömüren, bizi değersiz ve yetersiz hissettiren insanlara harcanmayacak kadar kısa ve değerli.

Şimdi sözü size bırakıyorum. Bu soruyu buraya taşıyorum:

Sizin en son üzerini çizdiğiniz arkadaşlığınız neydi? Bardak hangi olayla taştı ve o kalın duvarı tam olarak ne zaman çektiniz?

Gelin, yorumlarda buluşalım, biraz dertleşelim...

7 Temmuz 2026 Salı

Isana Professional Hyaluron Asit İçerikli Saç Bakım Kremi

Isana Professional Hyaluron

Yaz tatil planlarınız için bavullarınızı hazırlıyorsunuz ya da küçük bir "ben" alışverişi zamanıdır. Ertelenen bakımlar; ürünler ya da indirime girmesi beklenenler. Şu zaman diliminde ne yazık ki herşey çok pahalı ve çok pahalı bir hayatı ne yazık ki kalitesiz yaşıyoruz. Yüksek fiyata sahip birçok ürün kullanıcı memnuniyeti anlamında sınıfta kalabiliyor.  Böyle olunca denediğim ürünler arasında memnun kaldıklarımı mutlaka sizlerle paylaşıyorum. Bu yazımda da Isana Professional Hyaluron Asit İçerikli Saç Bakım Kremi Leave In 100 ml hakkında biraz konuşmak istedim.

Isana Professional Hyaluron 

Ürün Açıklaması:

"Cansız ve yıpranmış saçlara özel olarak geliştirilen özel formülü sayesinde Isana Professional saç kremi, nemlendirici içeriği ile saçı yumuşatır ve esneklik kazandırır. Hyaluronik asit, provitamin B5 ve betain içeren yüksek kaliteli formülü sayesinde saçı değerli bileşenlerle besler, bakım yapar ve saçın sağlıklı bir görünüm kazanmasını sağlar. Saçınızda ağırlık hissi oluşturmadan yumuşaklık verir ve daha sağlıklı bir görünüm oluşturur. Aynı zamanda taramayı kolaylaştırır ve parlaklık sağlar. Isana Hair Professional Hyaluon&Care, hoş koku aroması ile gün boyu kalıcılık sağlar ve etkisini uzun süre gösterir. 

*Tüm saç tiplerine uygun formülü ile kökten uca etki eder. %100 mikroplastik içermeyen ve silikonsuz içeriği sayesinde güvenle uygulayabilirsiniz.

* Sprey başlığını koruyan özel kapağa da sahiptir. Isana Hair Professional Hyaluon&Care havluyla kurutulmuş nemli saçınıza uygulamalısınız. Uyguladıktan sonra durulamamanız gerekir."

Ürün Hakkında Yorumlarım;

Bu ürünü yakın çevreme tavsiye ettiğim özelliklerini sizlere de aktarmak istiyorum. Güncel fiyatı 159 lira indirimli şekilde fiyat performans anlamında oldukça yüksek bir puan verebilirim. Hyaluron saç tellerine ve saç derisine yoğun nem kazandırır, bilindiği üzere. Ayrıca kuru, nemsiz ve mat saç tellerini neme doyururken kabarmayı ve elektriklenmeyi önler. Saç tellerini yumuşatır. Bu ürünü de nemli saça uygulandığında oluşturduğu pozitif anlamda etki başımı döndürdü. Saçlarımın ipeksi yumuşaklığı gerçekten çok mutlu etti. Kokusu ayrı bir güzel saçlarınız ile uyumu ise çok başarılı. Ama işte küçük de olsa bir ama var. Saçlarınızı çok çabuk yağlandırıyor. Acaba saç derisine nem kazandırdığı için deri nefes alırken o formu koruma adına mı dedim ama kış ve bahar aylarında saçlarınızı her gün yıkamayıp hatta biraz kendi nemini kazanmasına izin vermek anlamında bekletebiliriz yıkamayı. Sorun yok kesinlikle, yaz mevsiminde saçlar çevresel faktörler, sıcak derken nem dengesi ister istemez etkilendiği için bu ürünü kullanırken bir gün durup diğer gün saçlarınızı yıkamanızı öneririm. 

Sizler bu ürünü kullandınız mı? Yorumlarınızı bekliyorum...