8 Ağustos 2026 Cumartesi

Keşfedilmesi Gereken Bir Grup: Karm6

Karm6 ve Serdar Ortaç Ta Burama şarkısı kapağı

(Görsel Google Görsellerden alınmıştır)

K-pop popülerliğine bir ara verelim. Son dönemde bizim de artık gruplarımız var. Evet; eskilerden Ayna, Yüksek Sadakat, Grup 84, Manga, Mor ve Ötesi ki bu gruplar benim için hala efsanedir. Ama Hepsi grubuyla da büyüdüğümü hemen belirtmek istiyorum. Hatta grubun kasetini bana arkadaşım hediye almıştı ne kadar mutlu olmuştum. 4 Yüz grubunu da tabi unutmayalım hatta ilk karma grubumuzdu. K-pop gruplarından da her zaman Wondergirls, Girls Generation, 2PM, MissA, Twice daha sayamayacağım kadar grup takip etmişliğim vardı. Ama Twice gruunu özellikle Sixteen yarışma programında ilk kez takip edip; o yarışmadan sonra oluşturulmuştu grup ki So-mi'nin gruba alınmamasına çok üzüldüğümü hatırlıyorum. Popülerliği inanılmaz şekilde artmıştı. Ama K-pop dünyasında nesil nesil adlandırdıkları o gruplardan son zamanlarda ilgimi çeken yok. Hatta Girls Generation yeniden bir şarkı yayınlasa ne güzel olurdu diyorum kendimce. Müzik dünyasında büyük bütçeli prodüksiyonlar ve her gün karşımıza çıkan popüler isimlerin arasında, kendi imkanlarıyla kaliteli ve samimi işler üreten bağımsız grupları fark etmek bazen zorlaşabiliyor. Gfriend grubu da böyle bir gruptu benim için. 

Onların popüler olma hikayesi konser fancam videosu ile olmuştu ki; bu grubun Rough şarkısı senfoni orkestra ile çalınmıştı bir müzik töreninde böyle bir kalite K-pop için muhteşem bir inci gibi parlıyordu. Ama dağıldılar ne yazık ki... Ne diyelim artık bizim de gruplarımız artıyor ve bende tam da bu noktada, hem kendi çizgisini koruyan hem de ürettiği dinamik sound ile dikkat çeken harika bir grup tavsiye ile karşınızdayım: Karm6.

Metronom Akademi Yarışmasından Gelen İvme

Müzik yolculuklarında önemli bir dönüm noktası olan Metronom Akademi yarışması, Karm6'nın oluşum hikayesini başlattı. Metronom akademi yarışması youtube de yayınlıyormuş ben son iki bölümüne tiktok ile izlemeye başladım. Crop Top şarkıları hem eleştirilip hem de beğeniliyordu aa yarışmadaki videolarından o zaman bakayım derken son iki bölümde yakalayabilmişim. Hatta fırsatınız olursa grubun keşke benim olsa şarkısının ilk hali; erkekler seslendirmişti şarkı inanılmaz akılda kalıcı. Büyük prodüksiyonlar kenara tamamen yetenek ve emekle öne çıkan grup, yarışma sürecinde sergilediği performansla dikkatleri üzerine çekmeyi çoktan başarmıştı. Kısıtlı imkanlar ile de olsa harika bir ilerleyişleri var. Keşke benim olsa ile çıkış yaptılar ama İhtimal ile inanılmaz bir ivme kazandılar. İhtimal şarkısı hala dinliyorum hala... Tam bir yaz şarkısı ve grubun vokalleri gerçekten güçlü. Özlem, Adilcan, Ezgi, Cesuku, Ada ve Erdeniz'den oluşan bu grupta ana dansçı, rapper herkes kendini geliştirmeye devam ediyor. Yarışmada Özlem; Big5 sürecinden tanınırlığı vardı ama İhtimal ve son yayınlanan Ta Burama şarkısı ile ses kalitesinin güzelliği daha ön plana çıkmış. Ada; biraz eleştirildiğini okumuştum yarışma sürecinde yorumlarda ama gerçekten grupta harika dikkat çekiyor. Sesi yumuşak ve dans ederken mimiklerini kullanmaya başlamış çok tatlı. Ezgi, müzik öğretmenliği mezunuymuş ve grubun ana dansçısı ve rapper; İhtimal şarkısından ses kalitesi çok iyiydi. Erdeniz; Türk pop ses kalitesine sahip sesi ve dinlerken hem fark ediliyor hem de grubun Tarkan'ı diyorlar bence çok haklılar... Cesuku da inanılmaz dansçı ve Adilcan sanırım hem grubun görsel anlamda hem öne çıkanı hem de ana vokali. 

Sürpriz İş Birliği: Serdar Ortaç Teması ve Yeni Dinamizm

Karm6’nın  Serdar Ortaç ile işbirliği şarkısını dinlediniz mi? Grubun bence diskografisinde en çok öne çıkan ve dinleyiciyi yakalayan hamlelerden biri ise Serdar Ortaç ile imza attıkları iş birliği oldu. Pop müziğin ikonik ismiyle yapılan bu beklenmedik buluşma, ortaya oldukça enerjik ve akılda kalıcı bir iş çıkardı. Serdar Ortaç; Şeytan, Dansöz, Poşet bu üç şarkıyı hatırlıyorum ve bana yazın o eski enerjik mutlu zamanlarını da hatırlatıyor şarkılarıyla. Kendisi Türk Pop müzik dünyası için çok öenmli bir sanatçı. Kendi söz ve yazarlığını yaptı Ta Burama şarkısının sound'u, grubun kendi tarzıyla birleştiğinde bugün 2.gün 7 ağustos 2026 cuma saat 00.00 da lansman ile yayınlandı ve dinlediğim tek şarkı. 

Neden Dinlemelisiniz?

Samimi, dinamik ve emek kokan bu tarz projeleri desteklemek Türk müzik sahnesinin çeşitlenmesi açısından çok kıymetli. Yeni, farklı kendini geliştiren grupları dinlemeyi ve sizlerle de paylaşmayı seviyorum. Hem de Karm6, bende önümüzdeki dönemde adından daha sık söz ettireceğe benziyor. Vokal kalitesi çok iyi ve globale de hitap etse de Türk pop müziği bayrağı ile hitap edecek bence; müzik ritim tını, şarkılar bana tamam yaş almış olsam da :) 2000'ler popu çok güzel anımsatıyor. Umarım daha farklı sanatçılarla da işbirliği yaparlar.

Sizler ne düşünüyorsunuz; yorumlarınızı bekliyorum...

30 Temmuz 2026 Perşembe

ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ

Doğum gününde hüsrana uğramanın tesellisini aramak

Çok da uzak olmayan bir dün'de doğum günüm vardı. Aslan burcu olmanın zor taraflarından uzun uzun bahsederdim ama o sonraki yazılara kalsın. Doğum günümde yazımı yazmak isterdim; İyi ki doğdum cümlesi ile başlayarak ama doğum günümü de unutturan bir Akademi Giriş Sınavı'nı atlattım. İnsan senelerce girince alıştı zannediyor ama hayır artık kendini bir Truman Show'da gibi hissetmeye başladığını anlıyorsun. Her sene değişmeyen bir kader gibi kaç puan alırsan sana atama yok deniliyor. Ama tuhaf bir şekilde bu sınav sonrası "tamam" dedim buraya kadar. Olmuyorsa eğer olmayan bir yolu zorlamanın ne manası var. Asla ayırt edici olmayan sorular ile çalışsan da aynı sonuç çalışmasan da...

Durum böyle olunca doğum günümü de; doğum günüm gibi hissetmedim. Doğum günü notlarım ile başlayan cümleler kuramayacağım. Ama yazmaya da ara verdiğim için kendime pek bir kızıp oturdum yazmaya. Öyle bir geçer zaman ki; mevsimlerin değişimini de anlamaz, aynadaki yüzünüze bakar ve tanıyamazsınız. Büyüdüm mü, yaşlandım mı, tükendim mi...Sorular şöyle köşede dursun bu yaşımdaki olgunluğumu da sevdiğimi belirtmek isterim. "Değer vermeyi bilmeyen değer de göremez" cümlesinin değerini bir derece daha anladım. Hayatımda bana değer vermeyen insanlara yer vermeyi bıraktım. İster çocukluk arkadaşı isterse yakın bir tanıdık olsun... Önemli değil artık.

Zamanın birinde ile başlayan çok fazla cümle kurmasam da zamanın birinde değer verdiğim tanıdık, sevdiğim bir çok insana saygımı ve sevgimi kaybettim. Doğum günümde ve yeni yaşımda öğrendim. Küçük bir doğum günün kutlu olsun mesajı yazmayan, kendini dev aynasında gören egosuyla fazla muhabbet eden insanlara hayatımda yer yok dedim. Fazla "hin" fikirli insanlara da tahammülüm kalmadı. 

Acı yoldan öğrenmemek gerekiyormuş bu hissi. İnce düşünceli ve nazik olmanın, hassas olmanın insana yaramadığını... Brukizm(diş sıkma) bende boyut atlarken(yemek yerken sürekli tetikte olmak), kas ve boyun ağrıları; iyi bir çene cerrahı bulamamak, araştırma hastanesine randevu aramak kesintisiz ancak sonuç alamamak ve iki senedir kontrol edilen troidin; hormonal düzeyde normal ancak boğazımda 8 mm nodülün bu sene anlam veremediğim şekilde 20 mm denilmesi ile öyle bir geçer zaman ki dedim. Zaman suratıma vura vura öğretti, gereksiz üzüntülere gerek olmadığını. 

Tabi güzel şeyler yok mu; elbette var. Şükrettiğim, mutlu olduğum hayatın detaylarını çok seviyorum. Bugün inanılmaz bir doğum günü hediyesi aldım hem de üniversite ev arkadaşım göndermiş. Aklımdan bu doğum günümde sürekli mavi menekşeler geçiyordu; fırsatını bulur bulmaz kendime bir buket alacaktım. Arkadaşım da belki bunu hissetti belki de kalbinden uzanan bir ince düşünce ile Lego; solmayan birbirinden güzel içerisinde mavinin de yer aldığı çiçek seti göndermiş. En kısa zaman da tamamlayıp sizlerle de paylaşacağım...

14 Temmuz 2026 Salı

Geri Dönüşü Olmayan Nokta: En Son Üzerini Çizdiğiniz Arkadaşlığınız Neydi?

kakaolu kek tarifleri

Biliyorum, sıklıkla yazamıyorum artık buraya. Birçok neden sıralayabilirim ama asıl neden kendimde o enerjiyi bulamamam aslında... Sınavlarla geçen koskoca bir yaz, tüm psikolojik ağırlığıyla üzerimde. Ama bugün bu yazıyı; geçenlerde X/Threads uygulamasında gezinirken denk geldiğim, notlarım sayfama eklediğim ve beni uzun uzun düşündüren bir soru üzerine inşa etmek istedim:

"En son üzerini çizdiğiniz arkadaşlığınız neydi?"

Bazı ilişkilerin bitişi davulla zurnayla, büyük kavgalarla ya da hiç bitmeyeceğini düşündüğünüz o fırtınalı vedalarla olur. Peki arkadaşlıklar da sizce öyle mi? Bence kimi arkadaşlıkların bitişi çok daha sessiz, daha derinden ve hatta çok daha kırıcıdır. Yaşanılan olaylar birikir, o bardak çoktan dolmuştur ve sadece taşmayı bekliyordur. Bir sabah uyandığınızda o beklenen son damla gelir ve taşarsınız. O insanın artık hayatınızda hiçbir yerinin kalmadığını anlarsınız. Ve o defter, bir daha asla açılmamak üzere kapanır.

Bir Arkadaşlık Neden Biter?

Hayatımda kalıcı bağlar kurmak daima çok önemli bir yer tuttu. Uzun süreli her ilişki; benim için bağ kurduğum en ufak bir defter, o defterde aldığım notlar ve o notlarda yer alan güzel anılar kadar değerlidir. Değerliydi de...

Kimse durup dururken yirmi senesini geçirdiği, paylaştığı yıllarını, kahkahalarını ve en mahrem sırlarını bir anda çöpe atmaz. Ama büyümenin getirdiği o olgunlukla, nihayet "Yeter" dediğim bir süreci yaşadım.

Geçen sene burada "toksik arkadaşlık" üzerine bir yazı paylaşmıştım. Hatırlayanlar olacaktır; defalarca sormama rağmen hissetmiş, hatta rüyamda bile görmüştüm; o insan evlilik sürecinde olduğunu benden saklamış, hatta açıkça inkar etmişti. Tam da o dönemde, yüksek lisans mezuniyetim sonrası oluşan ciddi sağlık problemleriyle boğuşurken ufacık da olsa bir "İyi misin?" mesajı beklemiştim ondan.

Neredeyse iki ay boyunca yerimden kalkmadan tez yazdığım için bacağımda varis oluşmuş, pıhtı riskine karşı kan sulandırıcı kullanmaya başlamıştım. Üstelik bende kansızlık da vardı; olan kanım da bu süreçte gidince, ücretli öğretmenlik yaptığım okulda sınıfta baygınlık geçirdim. Bayıldıktan sonra kendime gelirken hissettiğim o kas uyuşması, sıfırlanan tansiyon ve kulak çınlamasıyla "Bir daha yaşanmasın" diye dua ederken, insan çevresinden sadece güzel dilekler ve bir destek bekliyor. Yalnız olduğumu iliklerime kadar hissettiğim o altı ay, meğer bardağın dolma evresiymiş.

Öğretmenlik için (maalesef atama sisteminde pek bir anlamı olmayan) 82.304 gibi güzel bir puan aldığımda sonucumu onunla da paylaşmıştım. Aradan zaman geçip taşlar yerine oturunca daha net anladım ki, içten içe bariz bir kıskançlık varmış ortada. Kendisi iç mimarlık mezunuyken benimle birlikte ikinci üniversite kapsamında çocuk gelişimi okumuştu. Senelerce bana, "Çalışmayan bir insan olduğun için puan alamıyorsun, ben istesem rahatlıkla 90 ve üzeri alırım" deyip dururdu. Meğer içten içe beni bir rakip olarak görüyormuş. İnsan, kendi alanıyla alakası olmayan bir yere geçip "öğretmen" kelimesini sizden daha çok sahiplenince anlıyor bazı şeyleri. Atanamadığım için sanki bu sıfatı kullanmaya hiç hakkım yokmuş gibi hissettirmişti bana.

Sonrasında yine o meşhur rüyalarım devreye girdi; kendisini öğretmenlik yaparken görüyordum rüyamda. Sorduğumda yine inkar, ama öyle bir inkar ki neredeyse sorduğuma pişman olup "Ya kusura bakma, yanlış anlamışım" dedirtecek cinsten... Sonunda haklı çıktım mı? Evet. Kasım ayında, Öğretmenler Günü'nde Instagram'a hikaye ekleyip onu neden kutlamadığımı, güya onu nasıl kıskandığımı ima eden tavırlara girdi. Ondan sonra olaylar zaten koptu. Narsist insanlar her zaman kendilerini haklı görürken, çevrelerinde sırf kendi çıkarları uğruna onlara yaranmaya çalışan insanları toplarlar; haklılıklarını ispat etmek için bir vitrin kurarlar.

Asıl bu sene arkadaşlığımı tamamen bitirdiğim kişi ise, işte o geçmiş olaylarda ona yaranmaya çalışan, o vitrinin bir parçası olan diğer insandı.

Benim Hikayem: Vitrinlerin ve Riyakarlığın Sonu

Bahsettiğim bu son kişi son derece ısrarcı biridir. Hayatta her istediği kendisine altın tepside sunulduğu için başkalarının durumunu, acısını anlayamaz. İşine gelmeyen her şeyi "Aa, bende unutkanlık var" diyerek kendi lehine çevirir. Lise döneminde de böyleydi ama benimki de işte temiz kalplilik, saflık... Onun için "günlük, haftalık, aylık arkadaşlıkları var" derdim, keza haklıymışım da.

Dönem dönem işine nasıl gelirse öyle davranır; her ciddi ve önemli konusunda mutlaka beni ararken, kahve içmeye o az önce bahsettiğim "inkarcı" arkadaşla giderdi. Ne yazık ki dörtlü bir arkadaş grubu gibi olduğumuz için "Aman bunca senenin hatrı var, çevre etkilenmesin, düzen bozulmasın" diyerek sustum. Şimdi o emeklerime, o sabrıma çok üzülüyorum.

Her şeyin altın tepside sunulduğu bu insan, kendisini daima o kadar haklı ve masum zannediyordu ki, beni o diğer arkadaşın düğününe götürebilmek için çok uğraştı. Güya "sorun olmasın, bunca senenin hatırı var" kafasındaydı. Ama benim o tavırdan anladığım tek şey şuydu: "Senin ne yaşadığının, ne hissettiğinin hiçbir önemi yok. O düğüne katılman gerekiyor ki fotoğraflar çekilelim, dışarıya karşı o 'iyi, kusursuz vitrinimiz' devam etsin."

Diyorum ya; işi düşmedikçe bir fotoğrafı bile beğenmeyen bu insanı, geçenlerde o evlenen arkadaşın evinde, liseden diğer kişilerle birlikte gördüm. Arkasından yine dışarıda başka bir etkinlik... İşte o zaman çok net anlıyorsunuz: Birini en yakın arkadaşınız gibi hissedersiniz ama o hissettiğiniz kişinin yakın arkadaşı aslında siz değilsinizdir.

Eğer bu durum açık yüreklilikle ve dürüstçe yaşansaydı inan fazlasıyla saygı duyardım. Ancak birbirinin arkasından bu kadar konuşup, sonra hiçbir şey olmamış gibi bir araya gelmek bana çok büyük bir riyakarlık gibi geliyor. Bitmek bilmeyen bir vitrin oluşturma çabası...

Gördüklerimin ve nihayet anlayabildiklerimin ağırlığı, yaşadığım pişmanlık ne yazık ki bir süre daha benimle kalacak. O "her şey altın tepside sunulan" insanın nişanına, düğününe insanları toplayıp kendi arabamızla götüren bendim. O "yancı" diye bahsettiğim diğer insan ise sessizce ve sinsice hep bir yerlere götürülmeyi beklerdi. Doğumuna koştur koştur yine ben gittim. Mevlüdüne, daha sayamayacağım pek çok anına... Hele grupta bir başkası daha var ki, sırf nazar değmesin diye her şeyini saklayan, yurtdışına gittiğini ancak bizi oradan aradığında öğrendiğimiz biri...

Düşünüyorum da; açık, dürüst ve samimi olmak benim hatamdı belki de. Sinsice ve gizlice işlerini yürütenler bu dünyada hep kazanıyor gibi görünüyor. Ama yine de heybemde kalanlarla, arkadaşlık ilişkilerinde dikkat etmemiz gereken bazı kırmızı bayrakları (red flags) buraya bırakmak istiyorum:

  • Tek taraflı çaba: Sürekli sizin aradığınız, karşınızdakinin ise sadece kendi ciddi sorunları olduğunda sizi hatırladığı ve saatlerinizi feda ettiğiniz o denge bozukluğu varsa,

  • Gizli haset: Başarınıza içtenlikle sevinemeyen, her güzel haberinizde yüzü düşen, sizi aşağı çekmeye çalışan o "arkadaş" maskeli insanlar çevrenizdeyse, bu ilişkileri bir değil, bin kez düşünün.

Son olarak: Kendimize Verdiğimiz Değer

Bir arkadaşlığın bitmesi, sizin kendinize duyduğunuz saygıyı azaltmaz. Aksine bu; benliğimizin, değerimizin o toksik insanlar tarafından yok edilmemesi için verdiğimiz asil bir mücadeledir.

Size her şeyden şikayet eden o insanlardan uzak durun diyecekler belki de. Sizi suçlu hissettirmeye çalışacak, sanki asıl sorunlu olan sizmişsiniz gibi lanse ederek kendi kusursuzluklarını ispatlamaya çalışacaklar. Buna asla boyun eğmeyin. Yaratıcı sizi binlerce ihtimal arasından bu dünyaya başkalarının riyakarlıklarına katlanın diye göndermedi.

Hayat; enerjimizi sömüren, bizi değersiz ve yetersiz hissettiren insanlara harcanmayacak kadar kısa ve değerli.

Şimdi sözü size bırakıyorum. Bu soruyu buraya taşıyorum:

Sizin en son üzerini çizdiğiniz arkadaşlığınız neydi? Bardak hangi olayla taştı ve o kalın duvarı tam olarak ne zaman çektiniz?

Gelin, yorumlarda buluşalım, biraz dertleşelim...