6 Mayıs 2026 Çarşamba

Şimdi Değilse Ne Zaman? Bir Sabır ve Etik Muhasebesi


Türkiye'de Sakura Ağaçları

Şimdi değilse ne zaman? Bu soruyu bu ara çok sık kendime soruyorum. Aceleci, sabırsız ve hatta beklemekten nefret eden bir karaktere sahipken; olabildiğince bekletildim ve hızlı düşünüp herşeyi her detayı değerlendirip öyle hareket eden birisi oldum. Zaman mı beni böyle yaptı; insanlar mı? Bilemiyorum. Soruların ardındaki cevaplar için dahi sabrımı korumalıydım. Astroloji ile ilgilenenler varsa yorumlarını elbette beklerim ama Aslan burcu ve Oğlak Aslan etkili birisi olarak son beş senedir olduğum yerde saymaktan, yorulmaktan yıpranmaktan ve hatta kabus görmekten başka birşey yapamadım. Şimdi değilse ne zaman diyerek attığım her adım bana geri dönmekle kalmadı; temeli sağlam olmayan her detayı kül etti. Yeni yeniden kalkıp başlamak zorunluluğu ile yüzleştirdi. Çok düşünmek iyi değil derler ama çok düşüncenin ağırlığı omuzlara bindiğinde sırt kaslarınız ve boyun, çene  kaslarınız olmak üzere gerilirmiş, öğrendim. Diş sıkma brukizm yaşayanlar var mı bilmiyorum ama bu ara önerilen botoks ki bu beni oldukça korkutan bir uygulama ek olarak da masraflı öneriliyor. Gece plağı kullanımı da bir yere kadar, çünkü o sıkma döngüsü istemsizce stres altında gerçekleşiyor. Gitmiyor...
Haftasonu ALES sınavı var. Aslında yayınlamak istediğim başka notlarım, yazılarım vardı ama bu hafta içimi döktüğüm bir yazı ile güzel dileklerinizi almak istedim. Yüksek lisans sonrası inanılmaz kapılar önümde açılacağını sanma saflığım bir kenara bu süreçte yaşadıklarımla biraz daha yaşlandığımı hissettim sanki. Doktora için bu sınava girip puanımı yükseltmek evet amacım olsa da içi boş geliyor. Anlamsız... İçimdeki o istek söndü belki de. Yurtdışına gidebilmek için de fazla yorgun. Her insanın yaşam yolculuğu hikayenin aşamaları gibi gelişmez ama son zamanlarda gelişme kısmının ilk sayfalarında yaşam hikayem kalmış gibi hissetmeyi de sevmedim. 
Hayal kurma yetim azaldı belki de. Aklımda Kemalettin Tuğcu'nun kitabından kalan alıntı;"Hayat kafama vur vura öğretti..." Öğretti öğretmesine de böyle öğretmemişti sanki. 

Anne ve babam üniversite mezunu, saygılı ve başarılı bireylerin hem kendisine faydalı hem de topluma faydalı olacağı konusunda sıkı bir şekilde eğittiler. Saygılı, sorun çıkaran değil; sorun çözen olmak konusunda. Bu da başka bir yükümlülükmüş... Ardıma baktığımda daima üzülen ben oldum; nerde sorun çıkaran bir tanıdığım varsa geldikleri nokta hakkında sayfalar yazılabilecek şekilde. Bir yerde dengesizliği en derinden yaşarken bir yerde de hala daha iyi insan olarak kalmaya çalışanlara çok büyük haksızlık yapılmaya devam ediliyor. 

Son zamanlarda Adana; apartman bahçelerinde turunç, portakal, limon ve asma(üzüm yaprağı) olabiliyor. Sokakta yürürken bazı apartmanların içlerine dahi girip asma yapraklarının birer birer yabancılar tarafından alındığını görüyordum şaşkın şekilde. Bugün de bizim apartmanımızın bahçesinde bir yabancı; asma yapraklarını topluyor ama böyle bir toplama olmaz. Apartman sakini mi acaba diye düşündüm ya da misafir ama değildi. Ben utandım ne yapıyorsunuz hanımefendi diye söylemeye ama  arka sokak; bahçenin köşesine bakıyor o kısmında da görünce sokaktan bağırdım kimsiniz diye. Hiç aldırmadı dönüşte ben gittim asma yapraklarının olduğu alana ve yapraklar dallar bir bir kırılmış. Çok üzüldüm. Güllerimizin duvar dışından kopartıldığını da görmüştüm ama bu kadar vahşice bir hırsla görmek beni hayret ettirdi. 
Anlattığım çok küçük bir detay; din olgusundan bahsetmiyorum Allah korkusundan da değil ama temel ahlak eksikliği etik anlayışı tamamen bitti mi diye düşünmeden edemiyorum. 
Hastane için randevu alıyorum ki bilirsiniz bir ay öncesinden alırsanız şanslısınızdır. Bize yakın bir hastane var ve fizik tedavi için 21 gün öncesinden randevu buluyorum iptal edilmezse o da kimiz aman nöbet değişim takvim dolayısıyla da iptal oluyor. Randevu saatinde orada olmak da yetmiyor. Randevu sahibi benimle birlikte girmek isteyen hatta sorun çıkaran ismim gözüktüğü halde birşey soracağım bahanesi ile içeri girip uzun uzun kalmaya çalışan çok insanla karşılaştım. Kibar ve saygılı bir insan olmanın bir sıkıntı olduğunu anladığım yaş aralığındayım sanırım. Herkes aşırı haklı ve saygılı olmayan çalışan insanların ise hakkı yenilmeli. 
    Senenin başında halk eğitime e-yaygın sistemi üzerinden başvuru yapmıştım. Kasım ayında merkeze çağırılmıştım; müthiş bir kalabalık ve kalabalıkta kendi arasında konuşan kadınlara kulak misafiri oldum. Geçen sene görev alan usta öğreticiler sistemde başvuru yapmadan çağırılmış ve diğer kadına diyor ki whatsAptan sana nasıl haber vermediler; gir olay çıkar. Sessiz olursan hakkını yerler. Bahsettiğim insanlar alan uzmanı akademik olarak değiller. %85'i lise mezunu ve yüksek lisans mezunu olarak girdiğim müdür yardımcısı odasında Adana'ya tam 2 saat uzaklıkta bir merkez için görev alırsan al almazsan kendin bilirsin diye bağırılarak çıkarıldım. Sonuç olarak ben işsiz ve ama hakkını arayanlar! çalışıyor. Akademik yetkinlikler bir kenara sistem bu şekilde işliyormuş; hayat kafama vura vura öğretti. 
Öyle işte!!! 

27 Nisan 2026 Pazartesi

STEFAN ZWEIG/YAKICI SIR KİTAP YORUMU

YAKICI SIR KİTAP YORUMU
 

Farkındayım, daha çok kitap yorumu yazmalıyım. Ekranlara bu bakar bağımlı olmak yerine kitap okuduğum günleri özlüyorum. Yaş aldıkça nerde çocukluğumun zamanları demeyeceğim; ama büyük bir kütüphane oluşturduğum o günleri özlediğimi dile getireceğim. Bir sandık çeyiz; bir sandık kitap... Benim de böyle bir sandık kitap... Okumanın insan zihnini, ufkunu geliştirerek genişlettiğini klasik herkes söyleyecektir ama okumak yalnızca bunlarla sınırlı değildir. Başka hayatları, insanları anlamak ve dinlemek ve aslında hissetmektedir. Duyguların kelimeye ihtiyacı olmaz diyenlere inanmayın; edebiyat başlı başına bir duygu deryasıdır. Gelelim Stefan Zweig kitaplarına... Bu yazar tutkulu ve saplantılı insan ilişkilerine yer vermeyi bence seviyor. Daha önce de birçok eserine bloğumda yer vermiştim ama bu kitabını şimdi bitirdim. Başladım sizler için yazmaya;

YAKICI SIR KİTAP ÖZETİ;

"Kısa bir tatil için Avusturya Alplerine giden bir baron; zamanını zararsız bir flörtle renklendirmenin yollarını aramaktadır. Kendine fazlasıyla güvenen ve gönül maceralarına her zaman açık olan bu müzmin kadın avcısı, kısa sürede kendisine bir av bulmakta hiç zorlanmayacaktır. Tanışıp yakınlaşmak istediği kadının on iki yaşındaki oğluyla ahbaplık ederek işe koyulur. Yakıcı sır annesini elde etmek isteyen bu narsist çapkın tarafından kullanılan bir çocuğun hikayesidir aslında. Ne var ki, yetişkin dünyası bazen masum çocuklara göründüğünden çok daha berrak görünmektedir."

Kitap sayfa sayısı:88

Bir oturuşta okuyabileceğiniz bir kitap diyemem ancak oldukça sürükleyici ve olayın karakterlerin tüm heyecanını gerilimini bir okuyucu olarak hissedebiliyorsunuz. Bu anlamda bu hikaye; akışı ile tavsiye listesinde yer alabilir. Baron; iznini herkesle aynı zaman diliminde kullanmak zorunda kaldığından kendini sıkıcı bulduğu bir tatilde bulur. Herkesten önce gelmiştir, tek bir tanıdık yüz hatta onun için birkaç eğlenmek için zararsız flört edilecek bir kadın da yoktur bu tatilde.  Birkaç gün sonra lobide yabancı bir ses kulakları işitir. Bir kadın ve çocuğu Fransızca diyaloglar ilgisini çeker. Bu yabancı kadın ise zararsız flört için uygun adaydır onun içindir. İlk adımını oğlu ile arkadaş olarak temkinli ve dikkatli atar. Küçük çocuk yaşıtlarına göre algısı oldukça yüksek bir çocuktur. Olayların gidişatını tam olarak anlayamasa da annesinin bir hata yapacağını sezer. Sonrası...

"Kendi başına kalma eğilimine asla sahip değildi ve kendisini daha yakından tanıma isteğini de hiç duymadığından bu türlü yalnızlıklardan olabildiğinde kaçınırdı."(sf2.)

"Yalnızca başlangıçtaki vesileye bakmakla yetinirseniz bir sevginin gücünü yanlış değerlendirirsiniz, aslında öncesinde gerilime, ruhun bütün büyük sarsıntılarına zemin hazırlayan, yalnızlığın ve düş kırıklıklarının yarattığı o bomboş karanlığa bakmak gerekir."(sf14)

"Yaşanmamış duygular burada birikerek ağırlaşır aşırı ağırlaşır ve değeceğine inanılan ilk kişiyle karşılaşıldığında alabildiğine boşalır..." (sf14)

"Bazen çocukları bizim gerçek addettiğimiz dünyadan ayıran sadece incecik bir perdedir ve rastlantısal bir rüzgarla açılıverir."(sf.36)

Küçük çocuğun algısı mükemmel bir bakış açısı ile yansıtılmış. Hem hassas hem de dikkatli bir bakış açısı... Annenin ise ömrü boyunca duyacağı pişmanlığın o keskin acısını kitabın son sayfalarında aktarılmış.

Amok Koşucusu eserinden sonra beğendiğim ikinci eser... Zweig sarsmayı çok seviyor. İnsanın içindeki o derin saklantılarını bir anda su yüzüne çıkarmadan yavaş yavaş işleyip bir anda bitiriyor...Şimdilik yorumlarım bu kadar...

Sizler okudunuz mu bu kitabı?

20 Nisan 2026 Pazartesi

PERFECT CROWN DİZİ YORUM


IU'NUN YENİ DİZİSİ

(Görsel Pinterest'ten alınmıştır)

Güncel bir dizi yorumu ile bu güzel güne başlayalım, olmaz mı!  Güncel dizilerin bir eksi yanı bitmeden heyecanla yazmaya başlıyorum ama sonunda o heyecanım kalıyor mu gerçekten emin değilim. Umarım bu dizi de benim heyecanımı azaltmaz.  Hangi diziden mi bahsediyorum? Perfect Crown dizisinden... Dizi başrol oyuncuları IU, Byeon Woo-seok, Noh Sanh-hyun ve Gong Seung-yeon'un başrollerini paylaştığı  10 Nisan tarihinde yayınlanmaya başlayan bir Güney Kore televizyon dizisi... Dizi anaysal monarşinin devam ettiği Kore evreninde geçiyor. Bu şekilde başlangıç Düşlerimin Prensi dizisinde de vardı. Ya monarşi devam etmiş olsaydı nasıl bir kadere sahip olurlardı. 

Dizinin konusu;

Bir chaebol ailenin ikinci çocuğu hatta gayrimeşru olarak adlandırılan kızı olan Seong Hui-ju(IU)'nun veliaht prensin naibi olarak görev yapan ikinci prens ile sözleşmeli bir evliliğe karar vermelerini konu alıyor. Dizi yayınlanma tarihi birçok kez değişse de 10 Nisan 2026'da yayınlanmıştır. Cuma- Cumartesi günleri dizi izlenmektedir. Seong Hui-ju başarılı, zeki bir iş kadını olmasına rağmen sıradan vatandaş olarak görülüyor. Çünkü gayrimeşru bir varis; kral naibi Prens I-an ise yaşamındaki zorluklarla baş edebilmeye çalışıyor. Ama halk tarafından çok seviliyor. Bu çiftimizin beraber mücadele edeceği zamanları merak ediyorum.

IU; harika bir şarkıcı ama iyi bir oyuncu mu emin değilim. Çünkü izlediğim dizilerinde sanki hep aynı karakter gibi. Dream High, Moon Lovers Scarlet Heart Hyo dizilerinden itibaren biraz abartılı ve coşkulu bir oyunculuğu var sanki. Seong Hui-ju rolünde de bana o geçmiş oyunculuklarını anımsattı yeni bir karakter gibi gelmedi. Oysa Seong Hui-ju çok zengin bir kadın; ancak gayrimeşru bir evlat olduğu için onaylanmak için hep en iyisi olmuş. Mücadele etmiş, akranlarından gelen o sık alt sınıf aşağılamalarına rağmen özgüvenli ve stratejist bir iş kadını olmuş. Evlilik yoluyla da aslında ailesinin babasının; onun kaderi hakkında söz sahibi olmasının önüne geçmek istiyor. Bu yüzden Prens I-an'a evlilik teklifi sunuyor.

Byeon Woo-seok ilk kez dizisini izledim. Evet çok populer özellikle Lovely Runner dizisi ile diziyi izlemesem bile aşırı sevildiğini yorumlarda okuyordum. Çok yakışıklı sanırım modelmiş. Dizide ise Prens I-an rolünde ve varlığı ile kral için tehdit oluşturduğunu düşünen Kraliçe Dowager Yoon Yi-rang'ın gözetiminde... Kraliçe onu siyaseten bir evliliğe zorlamak için bakı yapıyor.

Kraliçe Dowager Yoon Yi-rang rolünde Gong Seung-yeon; kendisini Twice grubundan Jeongyeon'un ablası olarak ilk kez tanımıştım. Ekileyici gözleri ve iyi bir oyunculuğu var. Dört bölümde şu hissi izleyici olarak bana hissettirdi; Prens I-an'ı oğlu kral için tehlike olarak hissediyor ve onun geleceğini güvence altına almak için hareket ediyor. Yardımcısı da babası tabi bu tarihi dizilerin klişesi biliyorum ama yine de izlerken rahatsız hissetmedim. Zaten sınıf farkının çok belirgin olduğu bu evrende asil ve siyasi anlamda baskın bir aileden geldiği hissediliyor karakterin.

Dizimizin başbakanı ise Başbakan Min Jeong-woo rolünde Noh Sang-hyun; oda siyasi bir aileden gelen Prens'in ve Seong Hui-Ju'nun okul arkadaşı. Kraliyet akademidenler yani... Geçmişi hem ona nüfuz hem de bir güç sağlıyor. Çok karizmatik.

Tarihi, monarşi dizileri sevenler için ilk dört bölüm için yorumun tavsiye edilir bir dizi; puanı da şimdiden oldukça yüksek. Kaliteli ve masraf edinilmiş; dizinin yan karakterleri şimdiden ilgi çekiyor. İkilin çift kimyası çok güzel. IU şanslı bir oyuncu; bir tane bile uyumsuz partneri oldu mu bilmiyorum. Klişe ve bilindik bir konu işlense de aşkın zorluğu kavuşmak için unvanların getirdiği o sorumluluklar ekseninde Seong Hui-ju karakteri kadın gücü gerekli dizilerde işlenmesi. Korunmaya muhtaç kadın karakterler yerine güçlü, ayakları üzerinde duran ve çevresinin olan biteni farkında eğilmeden mücadelesini veren karakterlerin her zaman yanındayım. İlerleyen bölümler ne getirir bilmiyorum ama Seong Hui-Ju'nun ve Prensin mutlu sonunu izlemeyi istiyorum.

Sizler bu diziyi izlemeye başladınız mı?