2 Kasım 2026 Pazartesi

Sırça Köşk Bizlere Neler Anlatıyor

Kitap okumak için zaman yok demeyelim; zaman bulalım. Başka türlüsü bilmiyorum ama bu modern çağın tırnak içerisindeki duygusuzluğuna katlanmak çok zor. Böyle olunca da size bu yazımda Türk edebiyatının usta kalemi Sabahattin Ali’nin kaleme aldığı Sırça Köşk,  ki yazarın sağlığında yayımlanan son öykü kitabı olduğunu belirtmek de isterim. Toplumsal adaletsizlikleri, halkın saf inancını ve gücü elinde tutanların yaptıklarını kusursuz bir mizah ve derinlikle anlatan bu eser, zamandaki sayılar artsa da acaba değişen ne sorusunu akıllara getiriyor!

Eğer kitaplığınızda derin izler bırakacak, okurken durum analizini hızlıca zihninizden geçiren ve düşündüren, günümüz dünyasına ayna tutacak bir eser arıyorsanız, Sırça Köşk kitabını okumalısınız. 

Sırça Köşk Kitabının Konusu Nedir?

"Kitap tanıtımından;

Sabahattin Ali'nin 1944-1947 yılları arasında yazdığı hikayelerden derlediği Sırça Köşk, hayatını alt üst eden kendisini ölüme kadar götüren o keskin devrede yaşadığı ve hayatını şiddetle etkilemiş olayları da yansıtmaktadır. Ayrıca Sinop Cezaevi'nde karşısına çıkan mahkumun başından geçenler gibi Rıfat Ilgaz'ın emniyetteki bir sorgusu da hikayelere girmiştir. Sırça Köşk'te biyografik ve otobiyografik parçalarla yazarın kendine döndüğünü söylemek yanlış olmaz."

Peki kitaba adını veren ve son öykü olan Sırça Köşk, ne anlatmaktadır? Halkın maddi ve manevi anlamda sırtından geçinen üç kurnaz yabancının, bir şehre gelerek inşa ettiği hayali gücü anlatır. Başta halka hiçbir faydası olmayan bu Sırça Köşk, zamanla herkesin korktuğu, beslemek zorunda kaldığı bir baskı unsuruna dönüşür.

Neden Sırça Köşk Okumalısınız?

Edebiyatseverler için Sırça Köşk, yalnızca bir öykü kitabı olduğunu öncelikle görmeyecekler. Toplumsal bilinci ve korkuların nasıl yönetildiğini de fark edecekler. İlginç bir kitap böyle kitapları görünce aklıma George Orwell 1984 kitabı da geliyor.  Büyük yaşanmış, hayatınızdan dokunuşların olduğu bir kütüphane tavsiye bugünlerde zor olsa da; kitap fiyatları çünkü pahalıdan da öte durumda artık. Ama Sırça Köşk; Sabahattin Ali'nin, masalsı bir anlatımıyla sistemlerin zayıflıklarını ve insanların sömürüye nasıl göz yumduğunu mükemmel bir kurguyla işlemektedir. Sabahattin Ali'nin dili akıcı ve sade ve işlediği konular ise asla güncelliğini yitirmiyor. 

Sırça Köşk’ten Alıntılar

"Kendi içimizde kendimize dair bilmediğimiz o kadar çok şey var ki...

 

İstediğin kadar güzel resim yap... Anlayan, kıymetini bilen olmadıktan sonra... 

Böyle budala yerine koymuyorlar mı, işte insana asıl o dokunuyor. "

Sonuç ise;

Sosyal medya, kısa süreli videolar, gündemsiz haberler, hayat meşgalesi derken okumuyoruz. Aslında buna inanmak da istiyorum. Bahanelerin okumayı sevmiyorum olmaması yerine. Okumazsak eğer hayatımızı geçireceğimiz sınırlı sayıda kelime ile ifade etmekten yoksun, iletişimde sıkıntılı ve düşünmeyen insanlar haline geleceğiz ne yazık ki. Bu yüzden yalnızca Sabahattin Ali külliyatını tamamlamak isteyenler için de değil sözlerim bir kitap maddi anlamda zorlayacağını düşünürseniz de bir sıralayın gereksiz nelere para harcadığınızı. Kitap alın; kitapları kütüphanenizde bir süs unsuru olarak değil anlamıyla hayatınızı, düşüncelerinizi zenginleştiren bir kalıcı eserler olarak görmenizi diliyorum...

30 Ekim 2026 Cuma

Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna İncelemesi: Ruhun Derinliklerinde Saklanan Yalnızlık


Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna   
Uzun zaman önce sanırım bir başkasından okumak için ödünç almıştım. Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı… Son yıllarda popülaritesi inanılmaz artan, hatta bir dönem Kendall Jenner’ın bile paylaşımıyla sosyal medyanın gündemine oturan bir eser. Tabii ki popülaritesinden bağımsız olarak, Sabahattin Ali kitapları ruhun derinliklerinde korkarak saklanılan duyguların kırılganlığını birkaç cümle ile alıp paramparça edebiliyor; bu benim hem ilgimi çekiyor hem de azıcık da olsa ürkütüyor. Kendisinin de trajik ölümünü düşününce, kader acaba ona biraz daha yazma izni verseydi daha neler yazardı diye düşünmeden edemiyor insan. Peki şimdi gelelim Kürk Mantolu Madonna kitabına… Telif hakkı süresinin dolmasıyla birlikte pek çok yayınevinden uygun fiyatlarla raflarda yerini alan bu eseri, koleksiyonuma ve kütüphaneme eklemek üzere nihayet Can Yayınları baskısıyla satın aldım.

Kürk Mantolu Madonna Konusu: Sıradan Bir Hayatın Gizemi
Kitap kahramanımız Raif Efendi ilk başta bize oldukça sıradan görünen, hatta silik ve pasif bir karakter gibi gelebilir ilk sayfalarda. Bu sıradan görünen Raif Efendi’nin hayatı beklentinin üzerindedir okudukça görürüz. Ankara’da bir şirkette tercüman olarak çalışan Raif Efendi, çevresindeki kimse tarafından anlaşılmayan, hayatın ezdiği göz batmamaya çalışan sakin bir memurdur. Tabi sakin görünümlü insanlar her ne kadar dikkate alınmaya değer bulunmasa da mesai arkadaşı olan anlatıcının ilgisini ne zamandır çekmektedir.
Bir gün, onun geçmişine dair tesadüfen öğrendiği bir defter, tüm hikayenin rengini tamamen değiştirir. Defterde yazılanlar, Raif Efendi’nin gençlik yıllarının en güzel zamanlarını geçirdiği Berlin’de hayatının dönüm noktası olan büyük bir aşkı dile getirmektedir. Maria Puder adında, kendi ayakları üstünde duran güçlü bir kadınla yollarının kesişmesi, Raif Efendi’nin o sıradan rutinleşmiş dünyasını altüst eder. Tabii ki tablolardan (özellikle Andrea del Sarto'nun "Kürk Mantolu Madonna" adlı kendi portresinden) başlayan bu tutku dolu ilişki, sadece bir aşk hikayesinden çok daha fazladır. İnsan ruhunun bahsettiğim o kırılgan duygularına ve yalnızlığı üzerine sarsıcı bir keşiftir.

Neden Okumalısınız?

Eğer hala bu zamansız eseri okumadıysanız ya da benim gibi kütüphanenizde özel bir baskıyla yer alsın istiyorsanız, Kürk Mantolu Madonna kesinlikle bir numaralı tavsiye listemde yer alıyor.

Kitap bittikten sonra uzun süre etkisinden çıkamayacağınızı söyleyebilirim. Yalnızlık paylaşılmalı mı, gerçek sevginin tetikleyicisi mi yoksa yalnızlık. Bir kalp sevdiğinde ve ona ulaşamadığında pişmanlıkla karışık hüzün bu yalnızlığın zırhı mı olur yoksa? dedirten satırlarla dolu bu kitap. Sabahattin Ali, insan psikolojisini o kadar gerçekçi ve saf şekilde kaleme almış ki, Berlin sokaklarında Raif ile Maria'nın adımlarını adeta yanınızda hissediyorsunuz.

Can Yayınları Baskısı ve Telif Avantajı

Bildiğiniz gibi Sabahattin Ali’nin eserlerindeki telif süresinin dolması, kitapların çok daha erişilebilir ve uygun fiyatlı olmasını sağladı. Çeşitli yayınevlerinden çıkan bu özel eser, bütçe sarsmadan kütüphane kurmak isteyenler için büyük bir fırsat. Ben tercihimi yılların kalitesiyle her zaman ayrı bir yerde duran Can Yayınları baskısından yana kullandım. Amazon'daki meşhur indirimler sanırım sonunda bana da yaradı.

Son Söz Yerine

Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna ile bize aşkın en saf, en masum ama bir o kadar da acımasız yüzünü gösterdiğini düşünüyor. Kitap sayfalarında parmaklar gezinirken yarım kalmış bir hayata içten bir duygu ile sarılmak istiyorsunuz. O hüznü paylaşmak belki de hiçbir kelimenin pişmanlığa çare olmayacağını bilerek oturmak. Sessizce...

"Bazı yaralar vardır; kabullenişle iyileşir."

"Gerçekte hep yalnızdım, hiçbir yerde kendimi evimde hissetmedim..."

"İçimde yarım kalmış bir konuşmanın hüznü vardı..."

"...kimseye ihtiyacım yok...Kimseye minnettar olmak, kimsenin dostluğunu, lütfunu istemek niyetinde  değilim..."

Siz Kürk Mantolu Madonna’yı okudunuz mu? Yarım kalmış konuşmanın hüznü; bu ara en çok benim de ruhumu sıkan hüzün... Sizlerin de yarım kalmış konuşmalarınız ertelenmiş hüzünleriniz var mı?

26 Ekim 2026 Pazartesi

BILSEMDE ÖĞRETMENLİK YAPMAK


ÖĞRETMENLİK YAPMAK

Çok yorgun hissediyordum öyleyse yazmalıyım dedim. Yazdıkça nefes alıyor gibi bir his. Okudukça düş kurduğun bir dünya için mücadele etmeli insan. Zira kitaplar artık en az 400 lira yani en büyük banknotun iki katı şeklinde. Böyle olunca düş kurmak için bile para önemli. Öğretmenlik için 82.304 puanla atanamadığımdan bahsetmiştim. Bu sene de sonuçlar iki kez açıklandı ve cevap kağıdım yırtılsa ancak böyle sonuç gelirdi. Bu moralle KPSS girdim ve sonuç 76 puan aldım üç alandan. Atanmaya dair anladım ki az da olsa hayal kurmama gerek yok. Öğretmenlik için ilk 1000 deki sevgili öğretmenler kesinlikle haksızlık olsa bile tepki göstermeyecekler. Yani bireysel olarak benim sorunum yoksa diğerlerinin haksızlığa uğramış olması hiç sorun değil. Peki bu kadar yürümüşken bu kadar yorulmuşken ne yapmalı insan? Ücretli öğretmenlik; bir anlamda öğretmen olarak onur kırıcı olsa da bir anlamda zorunluluktan kabul ediliyor. Para kazanmak, evde durmanın ağırlığından kurtulmak için derken 16 saat haftalık BİLSEM'de öğretmenlik için arandım. Haftanın üç günü, Salı 5 saat, Perşembe 5 saat ve Cumartesi 6 saat olmak üzere. Geçen haftalarda başladım. Hafta içi 17.00 da başlayan dersten çıkışı düşünün. Adana olarak yol ücreti notlarım hakkında sayfalarca yazabilirim Türkiye'nin neredeyse en pahalı ulaşım şehri biziz. Sivil ücret 50 kart ile nakit 70 lira. Gittiğim yer için 2 araç değiştirmek zorundayım günde 200 lira diyelim haftada 3 gün 600 lira ve ayda 2400 lira yol ücreti. Bu hesabı yapıyorum benim için önemli yani diğerleri nasıl önemsemiyor gibi yapıyor hayret ediyorum. Ders saat ücreti 220 lira. Yüksek lisans mezunu bir öğretmenin ders saati bu kadar. Yani girdiğim 5 saatin bir saati benim o gün yol param. Şikayet ediyorsan yapma diyenler için o dört saat kazanç için şu anda sesimi boğazımı iyileştirmeye çalışıyorum. Yökdil İngilizce sınav için kurs fiyatları gördünüz mü bilmiyorum ama 14 bin Türk Lirasından başlamakta. 

Gelelim özel yetenekli çocukların potansiyellerini keşfetmelerini sağlayan Bilim ve Sanat Merkezleri (BİLSEM), teknoloji üretme yolunda en kritik adımlardan birini robotik kodlama dersleri ile atıyor. BİLSEM'de robotik kodlama derslerine başlayan bir eğitmen olarak, bu süreçte öğrenciler hakkındaki edinimleri sizlerle paylaşmak istiyorum. 

BİLSEM'de Robotik Kodlama Eğitimi Neleri Kapsıyor?

Robotik kodlama dersleri, öğrencilerin yalnızca ekran başında oturarak kodlar yazmasını değil, yazılımları somut parçalarla birleştirerek çalışan üreten projeler üretmesini hedeflemektedir. BİLSEM çatısı altında yürütülen derslerde çocukların yaş seviyelerine ve yeteneklerine uygun bir müfredat izlenmektedir.

Algoritmik Düşünme ve Blok Tabanlı Kodlama: Kodlama mantığına yeni başlayan öğrenciler için Scratch ve mBlock gibi görsel araçlarla algoritmanın temelleri atılmaktadır.

Elektronik ve Devre Tasarımı: Arduino ve benzeri mikrodenetleyici kartlar yardımıyla sensörler, LED'ler ve motorlarla somut projeler geliştirilmektedir.

İleri Seviye Metin Tabanlı Kodlama: Belirli bir seviyeye gelen öğrencilerle Python ve C++ gibi dillerin temel yapı taşlarına geçiş yapıyoruz. (Özellikle 10.sınıf BİLSEM'de 9.senelerini geçiren öğrenciler için)      

BİLSEM Robotik Kodlama Derslerinde Hangi Araçlar Kullanılıyor?

Derslerimde öğrencilerin merakını canlı tutmak ve uygulama alanlarını genişletmek için çeşitli platform ve donanımlardan yararlanıyoruz:

  1. Scratch & mBlock: Blok tabanlı kodlama arayüzleri.

  2. Tinkercad: 3D modelleme ve sanal devre simülasyonları.

  3. Arduino & Raspberry Pi: Gerçek dünya projeleri için geliştirme kartları.  

        Ben bir temel oluşturabileceğimi robot çalışması yapmadığımı söyledim. Geçen sene de alan branş öğretmen yerine uçak teknolojileri öğretmeni varmış. Önceki senelere nazaran bu mesai saatleri dışında devlette çalışan öğretmenler kabul etmediği için bu sene ücretli tercih etmişler. Ne diyelim artık. Müthiş yoğun ve bir mühendis çıkarma hedefli bir müfredat var. Önceki senelerde 5.sınıf ve 6.sınıflarda bu dersin hocalığını yapmıştım. Tezim ise okulöncesi dönem öğrencileri ile ilgiliydi. Yani bu kadar geniş bir aralıkta yaş grubu ile çalışmamıştım. Alana gittiğimde çalışmayan bilgisayar kabusu hemen beni buldu. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmeni bir teknisyen değildir altını çizmek isterim. Alandaki öğretmenlerin meslek lisesi geçmiş yok. Ama her ne hikmetse her ücretli de gördüğüm okulun bütün angarya işleri bu alan öğretmenlerine yani bize yıkılıyor. Ücretli öğretmen ise girdiğim ders saatinden sorumluyum sadece. Masaüstü bilgisayar her biri birbirinden başka marka ve çalışan 8 bilgisayar vardı laboratuvarda. Yeni bir atölye oluşturulacağı söyleniyor bir ay içinde. Mbot gibi coding setleri başka bir alandaymış göremedim. Giiker eğitici oyuncakları götürdüm ve algoritma temelini oluşturmak için çok çabaladım. Bir diğer hocaları eleştirmek zaten haddime değil elbette ama yoğun gruplarda kesinlikle iyi bir temel yok. Dinlemek istemiyorlar. Sürekli Scratch kullanmak için bilgisayar açılıyor kapatın dediğimde ise sıkıldıklarını direkt söyleyebiliyorlar. Bu oyuncaklar 1 tane ve mecburen sırasıyla bekleyiş oluyor. Sıkmayı asla sevmem derste ama oyun bilgisayarda kesinlikle oynatmak istemedim. Birçoğu fırsat bu fırsat dercesine oyuna koşuyorlar. Ya da geçen sene proje ürettiklerini düşünüp yeni değil eski bildiği güvene sarılma durumları var.

Yenilikçi düşünme neden yok diye sorgulatılıyor bu durum. Özellikle Allah yardımcıları olsun birleştirilmiş şekilde eğitim yapan sınıf öğretmenlerine. En çok birleştirilmiş grupta yoruldum. Bu grubun öğrencilerinde gördüğüm çocuklar farkında değiller. Yüzüme rahat rahat öksürebiliyorlar mesela. Cumartesi sabah 9 dersi için 7'de uyanıp gelme başlı başına bir performans başarı ama hasta çocuk neden gönderiliyor? Diğer çocuk farkında değil o an bütün enfeksiyonal durumlar sağlıklı çocuğa da geçiyor. Geriye çekildiğimde öksürükten; öksüren çocuk bana hayret edercesine baktığına bende şaşırdım. O stres ile 1.5 saat uyku ile gitmiştim açlık öğle arasında yemek yeme alanı olmadığı için ki benim de çay ocağı kültürüm yoktur. Ücretli öğretmenden de çünkü para alınmaya çalışılır, tahta kalem, silgi verilmez hatta çıktı hakkımız da yoktur. Bende kalemler, silgi kendim satın aldım. Çıktıyı artık bu bahsettiğim birleştirilmiş grup için sordum müdür teşekkür ediyorum kendine tabi ki 9 kopyadan sonra diğer etkinliği başka yerde çıkarmamı istedi. Uğraşmak istememiş de olabilir bence. İngilizce atölyesinde yarım yamalak zar zor çıkardım. İhtiyaç halinde çıkarırsınız denildi ama güven duygum kaybolmuş sanırım, tecrübelerimden. O yüzden evde ne kadar çıkarabilirim diye düşünmeye başladım.

Böyle iken böyle diyerek anlatmaya başladım ama çocukların çok zeki olduğunu söylemeliyim. Ama her birisi tek tek ilgilenilmeyi hak ediyor. İnanılmaz resim yeteneği olanlar, genel yetenek sınavı ile her alanda eğitim alanlar var. Çok uzaklardan gelenler var ki Allah başarılarını daim etsin. Her çocuk değerli, bu değerli ve güzel çocuklarımızı en iyi şekilde yetiştirmek borcumuz ama neden bilmiyorum. Alt yapısı olmayan bir yola büyük büyük rezidanslar dikmek gibi davranan bir eğitim sistemimiz var. Proje okullarda bilgisayar dersi 7.sınıf ve 8.sınıflar için 1 saat olmuş 5. ve 6.sınıflarda zorunlu olmaktan çıkarılmış başka alanların saati artırılmış. 

Son durum bu şekilde olsa da anladım ki öğretmenlik hevesim yavaş yavaş umutsuzlukla yok olup gitmiş. Nedenleri uzun uzun anlattığım yazılarım olsa da sonuçlar değişmeyecek çünkü bir problemin çözümü önemli değil bu zamanda o problemin ne kadarı etkiliyorsa kendini o kadar önemli oluyor...