notlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
notlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2026 Cumartesi

Ateş Grubu Burçları ve Karakterlerine Göre Parfüm Tercihleri: YAZA HAZIR MISINIZ?

Ateş grubu burçları koku tercihleri

(Fotoğraf Yapay zeka ile üretilmiştir)

Yaz mevsimi kesintilerle de olsa geldi; öyle değil mi? Gün içerisinde bahar mevsiminden hafif esintiler hissetsek de o yaz; hemen ertesi gündeyim diyor. Bu mevsimi seviyorum ama yaş aldıkça sıcağın bunaltıcı o baskın ruhunu da biraz yumuşatmak isterim elbette. Aslan burcu olmanın olgunlaşma süreci diyelim. Ateş gruplarının o tezcanlı, neşeli ve hayat dolu enerjisi günümüzde yerini zorunlu bir olgunluğa da yerini bırakıyor; hayat diyelim...

Madem ateş grubu burçlarından başladık yazımıza devam edelim gönlümüzce. Astroloji dünyasında; dört element(ateş, toprak, su, hava) burçlara sahip olan bizler için karakterimizin de anlamlı şifrelerini taşır. Yaşamdaki duruşumuz, enerjimiz ve hatta kendimizi ifade etme biçimimiz de bu şifrelerde yansımalar edinir. Bugün bu yazımda astroloji serimizin ilk adım yazısı olarak Ateş grubu burçları koku tercihlerinden bahsedeceğiz.

Yüksek enerjili biraz baskın ve girdikleri ortam da dikkatleri üzerine çeken Koç, Aslan ve Yay burçlarının karakter analizlerini yaparken biraz da kendimden de eklemeler yaparak ateş grubu burçlarının ruhunu yansıtacak o imza niş kokuları da keşfedeceğiz. Yaz mevsiminin kalbindeki bu burçlardansanız ya da hayatınızdaki o tutkulu insanın imza kokusunu bulmak istiyorsanız, camdandusler sizinle!

Öncelikle keşif notlarım oldukça fazla ama önce bir soru ile başlayalım.

Soru: Ateş grubu burçlarının parfümlerinde hangi notalar öne çıkar?

Cevap: Ateş grubu burçları, karakterlerindeki iddiayı yansıtacak oryantal, baharatlı, odunsu ve hafif tatlı niş notaları tercih ederler. Kehribar, tarçın, paçuli ve iddialı narenciye kokuları tam onlara göredir.

 İlk Bakışta Ateş Grubu: Karakteri Anlamanın Şifreleri 

Ateş grubu burçlarının koku tercihlerine geçmeden önce, astrolojide onların karakterlerini etkileyen ve onları yönlendiren astrolojik dinamiklerinde çok küçük bir detay vereyim. Hayatı bitmek bilmeyen bir tutku ve pes etmekten çok uzak yaşamı seven bu burçlardan ilk burç; Koç(Yönetici Gezegeni-Mars), İmza Koku Ailesi( Baharatlı, Canlandırıcı Oryantal), Aslan(Yönetici Gezegeni-Güneş), İmza Koku Ailesi( Zengin Odunsu, Sıcak Kehribar), Yay(Yönetici Gezegeni-Jüpiter), İmza Koku Ailesi( Egzotik Çiçeksi, Taze Narenciye), 

♈ 1. Koç Burcu: Cesur, Dinamik ve Öncü

Zodyakın ilk burcu olarak her zaman bir adım önde... Sabırsız, tezcanlı ve bir o kadar da  rekabetçi ama  içten bir enerjileri vardır. Aklımıza Koç burcu denildiğinde ilk gelen onların dikkat çekici cesaretleridir.

Koku Tercihi Nasıl Olmalı?: Hareketli, atik koç burçları için sıradan, hafif veya sönen uçup giden kokular onlara hitap etmez. Varlıklarını bulundukları ortamda hissettirmeden önce kokuları ile giriş yapmalı ve bakışları kendilerine çevirmelidirler.

Öne Çıkan Notalar: Pembe biber, baharat kokularının en sıra dışı üyesi; zencefil, yoğun tarçın ile odunsu alt notaların birleşimi tam bir Koç'un imzasıdır.

♌ 2. Aslan Burcu: İhtişamlı, Lider ve Karizmatik

Güneşin çocukları Aslan burcu; sahne onlarındır. İstemeseler bile ışıklar onlara çevrilecektir. Fazlasıyla cömert, gururlu bu konuya özellikle değinmek istiyorum Aslan burcu olarak; Aslan kibirli değildir. Gereksiz abartı davranışları sevmez; o sahtelik hele tam bir alerji unsurudur. Ve korumacı; sevdikleriyle fazlasına önem veren onlar için herşeyi yapan Aslan burçlarının cömertliği daima kullanılsa da yapacak birşey yok diyerek devam ederler. Tabi onları kullanmaya çalışan insanları geride bırakarak..

Koku Tercihi Nasıl Olmalı?: Aslan burçları için parfüm, bir giysiden çok daha fazlasıdır; bir stil imzasıdır.  Bu yüzden niş parfüm markalarının kalıcı, imzası olduğunu hissetiren serilerine yönelirler.

Öne Çıkan Notalar: Sıcak kehribar (amber), yoğun vanilya, asil oud (öd ağacı) ve paçuli. Kokularında her zaman sıcak, altın sarısı ile yaz-bahar ruhlarına uygun yoğun bir kalıcılık aranır.

♐ 3. Yay Burcu: Özgür Ruhlu, Düşünme Eyleminin Hakkını Veren Filozof

Jüpiter bulunduğu evi çoğaltır, genişletir şans verir. Böyle olunca da Jüpiter’in şanslı çocukları Yaylar, özgürlük düşkünü ve maceraperestlerdir. Neşeli, entelektüel, farklı düşünen sıradışı vebir karakter analizine sahiptirler.

  • Koku Tercihi Nasıl Olmalı?: Yay burcunun parfümü onlara keşfedilmemiş toprakların ruhu tazeleyen doğayı hatırlatmalıdır. Sıradanlık asla ancak çok ağır da olmamalıdır. 

  • Öne Çıkan Notalar: Egzotik meyveler, taze bergamot, safran, hafif tütün yaprakları ve yeşil çay notaları. Ferah ve sıradanlıktan uzak; derin bir yoğunluk ile yorumlarken adeta özgür ruhun yansımalarını içeren niş harmanlar Yay burçlarının tercihidir.

 Ateş Grubu İçin Parfüm Seçerken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Sıcak tenli Ateş grubu burçlarının kullandıkları parfümlerde genellikle alt notaları çok daha hızlı açığa çıkar.

Kalıcılık Şart: Uçucu parfümler bu grubun yüksek aurasında kaybolur. Bu nedenler; EDT yerine esans oranı yüksek EDP formları tercih edilmelidir.

Katmanlama (Layering): Bu burç grupları kendilerine özel bir koku karakteri oluşturmayı da sevdikleri için iki farklı niş kokuyu üst üste sıkarak kendi imza harmanlarını yaratmakta oldukça başarılıdırlar.                             

Ateşin İmza Koku Dili 

Özetle, Ateş grubu burçları koku tercihleri sade kokuları tercih ettiğinde bile o kokunun kendisi çekingenlikten tamamen uzaktır. Ateşin İmzası; cesur, sıcak ve kesinlikle unutulmaz olmalıdır. Tıpkı hayatın kendisi gibi, geride bıraktıkları adımlarında derin bir iz bırakmayı severler.

Peki, sevgili Ateş burçları ve onları hemen tanıyanlar! İmza parfümünüzde hangi notaların varlığını düşündünüz? Yazımızdaki karakter ve koku analizleri sizi ne kadar yansıtıyor? Yorumlarızı bekliyorum.

11 Mayıs 2026 Pazartesi

Blog Yazarak Para Kazanmak Hayal mi? 2016'dan 2026'ya Bir İçerik Üreticisinin Dürüst Günlüğü


Bir İçerik Üreticisinin Dürüst Günlüğü

Yazmak fiili benim için bir sığınak.

Üzüldüğümde, kızdığımda, hatta en mutlu anlarımda bile parmaklarım hep klavyeye gitti. Bölge dereceleri aldım, yarışmalarda hüsrana uğradım ama o ismimi basılı bir eserde görmenin verdiği mutluluğu hiçbir şeye değişmedim. Peki, bu kadar emek, 2016'dan beri süren bu yolculuk gerçekten faturaları ödüyor mu? Gelin, Camdandusler çatısı altında geçirdiğim 10 yılı tüm içtenlikle konuşalım.

1. İlk Adım: 2016-2018 Arası Acemilik ve Google AdSense Macerası

Blog yazmaya biraz geç başladığımı kabul ediyorum. Ama notlarımın paylaşıldıkça değerleneceğine inandım. İlk yıllar tam bir sabır testiydi. 2018'e kadar Google AdSense onayı almak için uğraştım.

 Milat: 2019 yılında, o meşhur 200 TL’lik ödeme barajını ilk kez aştığımda dünyalar benim olmuştu. O zamanın 200 lirasıyla sınav harcımı ödemiştim. 

Bugünün Gerçeği: Şimdi o kota dolsa bile, ancak bir kahve içebiliyoruz. Üstelik bir de bitmek bilmeyen "ihlal uyarıları" ve geri çekilen reklamlarla uğraşırken...

2. Blogspot’tan .com’a Geçiş: Domain Almak Çözüm mü?

2026 yılına geldiğimde, içeriklerim çalınmasın ve emeğim korunsun diye camdandusler.com’a geçtim. Google’ın beni daha çok seveceğini umuyordum ama dijital dünya her zaman beklediğiniz gibi ilerlemiyor. Taşınma sonrası bazı yazılarım Google keşfetten düştü, dizinden silindi.

İstatistik: Toplamda 1.5 milyondan fazla görüntülemeye ulaştım. Aylık trafiğim 50-100 bin bandında. Ancak kazanç? Maalesef beklediğim düzeyde değil.

3. Blog Yazarlığı Faturaları Öder mi? (Göz Damlası Hesabı)

Size dürüstçe bir örnek vereyim. Kronik bir durum için Thealoz Duo göz damlası kullanıyorum.

3 Yıl Önce: 180 TL

Bugün: 900 TL bandında.

Bir blog yazarının en temel beklentisi nedir bilir misiniz? Bu damlayı alırken "Bu ay ne kadar kazandım?" diye düşünmemek. Maalesef henüz o noktaya gelebilmiş değilim. Blog yazarlığı şu anki haliyle benim için bir ana gelir kapısı olmaktan ziyade, hala bir gönül bağı.

4. Sosyal Medya ve Video Çağında "Okur" Kalmak

Günümüzde Reels izlemek, hızlıca kaydırmak okumaktan daha cazip geliyor. UGC içerik üreticiliği (Kullanıcı Tarafından Oluşturulan İçerik) markalar tarafından desteklense de, blog dünyası biraz üvey evlat muamelesi görüyor. Markalar artık tıklanan linklere değil, izlenen saniyelere odaklanıyor.

Yazmasam Delirirdim...

Peki, bunca zorluğa, teknik soruna ve düşük kazanca rağmen değer mi? Bir yazarın dediği gibi: "Yazmasam delirirdim."

Yazmak benim için bir tercih değil, hayatta kalma biçimi. Bugün bu yazıyı yazarken bile, sizinle kurduğum o samimi bağ, birinin "Ben de aynı şeyi hissediyorum" demesi tüm maddi kaygıların önüne geçiyor.

Siz ne düşünüyorsunuz? 2026 dünyasında blog okumaya devam eden o sadık kitlenin bir parçası mısınız? Yorumlarda buluşalım.

6 Mayıs 2026 Çarşamba

Şimdi Değilse Ne Zaman? Bir Sabır ve Etik Muhasebesi


Türkiye'de Sakura Ağaçları

Şimdi değilse ne zaman? Bu soruyu bu ara çok sık kendime soruyorum. Aceleci, sabırsız ve hatta beklemekten nefret eden bir karaktere sahipken; olabildiğince bekletildim ve hızlı düşünüp herşeyi her detayı değerlendirip öyle hareket eden birisi oldum. Zaman mı beni böyle yaptı; insanlar mı? Bilemiyorum. Soruların ardındaki cevaplar için dahi sabrımı korumalıydım. Astroloji ile ilgilenenler varsa yorumlarını elbette beklerim ama Aslan burcu ve Oğlak Aslan etkili birisi olarak son beş senedir olduğum yerde saymaktan, yorulmaktan yıpranmaktan ve hatta kabus görmekten başka birşey yapamadım. Şimdi değilse ne zaman diyerek attığım her adım bana geri dönmekle kalmadı; temeli sağlam olmayan her detayı kül etti. Yeni yeniden kalkıp başlamak zorunluluğu ile yüzleştirdi. Çok düşünmek iyi değil derler ama çok düşüncenin ağırlığı omuzlara bindiğinde sırt kaslarınız ve boyun, çene  kaslarınız olmak üzere gerilirmiş, öğrendim. Diş sıkma brukizm yaşayanlar var mı bilmiyorum ama bu ara önerilen botoks ki bu beni oldukça korkutan bir uygulama ek olarak da masraflı öneriliyor. Gece plağı kullanımı da bir yere kadar, çünkü o sıkma döngüsü istemsizce stres altında gerçekleşiyor. Gitmiyor...
Haftasonu ALES sınavı var. Aslında yayınlamak istediğim başka notlarım, yazılarım vardı ama bu hafta içimi döktüğüm bir yazı ile güzel dileklerinizi almak istedim. Yüksek lisans sonrası inanılmaz kapılar önümde açılacağını sanma saflığım bir kenara bu süreçte yaşadıklarımla biraz daha yaşlandığımı hissettim sanki. Doktora için bu sınava girip puanımı yükseltmek evet amacım olsa da içi boş geliyor. Anlamsız... İçimdeki o istek söndü belki de. Yurtdışına gidebilmek için de fazla yorgun. Her insanın yaşam yolculuğu hikayenin aşamaları gibi gelişmez ama son zamanlarda gelişme kısmının ilk sayfalarında yaşam hikayem kalmış gibi hissetmeyi de sevmedim. 
Hayal kurma yetim azaldı belki de. Aklımda Kemalettin Tuğcu'nun kitabından kalan alıntı;"Hayat kafama vur vura öğretti..." Öğretti öğretmesine de böyle öğretmemişti sanki. 

Anne ve babam üniversite mezunu, saygılı ve başarılı bireylerin hem kendisine faydalı hem de topluma faydalı olacağı konusunda sıkı bir şekilde eğittiler. Saygılı, sorun çıkaran değil; sorun çözen olmak konusunda. Bu da başka bir yükümlülükmüş... Ardıma baktığımda daima üzülen ben oldum; nerde sorun çıkaran bir tanıdığım varsa geldikleri nokta hakkında sayfalar yazılabilecek şekilde. Bir yerde dengesizliği en derinden yaşarken bir yerde de hala daha iyi insan olarak kalmaya çalışanlara çok büyük haksızlık yapılmaya devam ediliyor. 

Son zamanlarda Adana; apartman bahçelerinde turunç, portakal, limon ve asma(üzüm yaprağı) olabiliyor. Sokakta yürürken bazı apartmanların içlerine dahi girip asma yapraklarının birer birer yabancılar tarafından alındığını görüyordum şaşkın şekilde. Bugün de bizim apartmanımızın bahçesinde bir yabancı; asma yapraklarını topluyor ama böyle bir toplama olmaz. Apartman sakini mi acaba diye düşündüm ya da misafir ama değildi. Ben utandım ne yapıyorsunuz hanımefendi diye söylemeye ama  arka sokak; bahçenin köşesine bakıyor o kısmında da görünce sokaktan bağırdım kimsiniz diye. Hiç aldırmadı dönüşte ben gittim asma yapraklarının olduğu alana ve yapraklar dallar bir bir kırılmış. Çok üzüldüm. Güllerimizin duvar dışından kopartıldığını da görmüştüm ama bu kadar vahşice bir hırsla görmek beni hayret ettirdi. 
Anlattığım çok küçük bir detay; din olgusundan bahsetmiyorum Allah korkusundan da değil ama temel ahlak eksikliği etik anlayışı tamamen bitti mi diye düşünmeden edemiyorum. 
Hastane için randevu alıyorum ki bilirsiniz bir ay öncesinden alırsanız şanslısınızdır. Bize yakın bir hastane var ve fizik tedavi için 21 gün öncesinden randevu buluyorum iptal edilmezse o da kimiz aman nöbet değişim takvim dolayısıyla da iptal oluyor. Randevu saatinde orada olmak da yetmiyor. Randevu sahibi benimle birlikte girmek isteyen hatta sorun çıkaran ismim gözüktüğü halde birşey soracağım bahanesi ile içeri girip uzun uzun kalmaya çalışan çok insanla karşılaştım. Kibar ve saygılı bir insan olmanın bir sıkıntı olduğunu anladığım yaş aralığındayım sanırım. Herkes aşırı haklı ve saygılı olmayan çalışan insanların ise hakkı yenilmeli. 
    Senenin başında halk eğitime e-yaygın sistemi üzerinden başvuru yapmıştım. Kasım ayında merkeze çağırılmıştım; müthiş bir kalabalık ve kalabalıkta kendi arasında konuşan kadınlara kulak misafiri oldum. Geçen sene görev alan usta öğreticiler sistemde başvuru yapmadan çağırılmış ve diğer kadına diyor ki whatsAptan sana nasıl haber vermediler; gir olay çıkar. Sessiz olursan hakkını yerler. Bahsettiğim insanlar alan uzmanı akademik olarak değiller. %85'i lise mezunu ve yüksek lisans mezunu olarak girdiğim müdür yardımcısı odasında Adana'ya tam 2 saat uzaklıkta bir merkez için görev alırsan al almazsan kendin bilirsin diye bağırılarak çıkarıldım. Sonuç olarak ben işsiz ve ama hakkını arayanlar! çalışıyor. Akademik yetkinlikler bir kenara sistem bu şekilde işliyormuş; hayat kafama vura vura öğretti. 
Öyle işte!!! 

10 Nisan 2026 Cuma

Emily Bronte'nin Tek Eseri: Uğultulu Tepeler



Emily Bronte'nin Tek Eseri: Uğultulu Tepeler Bir Klasikten Çok Daha Fazlası

Kimse kitap fiyatlarının ütopikliğinden bahsetmiyor? Evet yazıma bu şekilde başlamak istemezdim ama bu kitap için tam yedi kitapçı gezdim. Elbette bazı kitapçılarda vardı ama en uygun fiyatlısını bulmak için bu kadar çaba harcayacağımı düşünmezdim. İnternet alışverişine biraz ara verdiğim için de kitapları görerek satın almak istemiştim. Ne diyelim...

Uzun zaman sonra okuduğum kitabı sizlerle paylaşıyorum biraz tabi heyecanım da var. Edebiyat dünyasının özellikle gotik ve romantik edebiyatın unutulmaz eserini veren Emily Bronte'nun Uğultulu Tepeler eserini yeni bitirdim ve yorumlamak için notlarım bölümünü oluşturdum. Sizlerle paylaşmak istediğim harika alıntılarım var. Bu eseri Alacakaranlık kitabında; Bella elinden bırakmazdı. Alacakaranlık da biraz kasvetli havanın tasvirlerini mükemmel yapmamış mıydı? Uğultulu Tepeler(Wuthering Heights) hakkında da okuyanı kendine hayran bırakan ya da o kasvetiyle adeta insanı boğan eser yorumlarını okumuştum. Neredeyse 150 yıllık zehirli bir aşk hikayesinden bahseden bu eser; Victoria dönemi ahlak anlayışına bir başkaldırıdır. Günümüzde ise popüler oyunculardan Margot Robbie'nin sinema filmi ile tekrar gündemde olduğunu belirteyim.

Kitabın tanıtım bülteninden;
" Uğultulu Tepeler, bir tarafta hırçınlığıyla ünlü Catherine ve diğer tarafta yaşadığı sert koşullar sebebiyle katılaşmış, başkalarına olduğu kadar kendine de acımasız olan Heathcliff'in vahşi bir nefretle körüklenen aşklarının hikayesi. Emily Bronte gencecik hayatına sığdırdığı 19.yy İngiliz edebiyatında çığır açan bu ilk ve tek romanında okuyucuyu insan doğasının karanlık kuytularında dolaştırıyor, saplantılı bir aşkın tehlikeli sularından geçirerek büyülü bir atmosferle buluşturuyor..."

Sayfa sayısı: 480

Evet bu karanlık ve saplantılı aşk hikayesi bir klasikten çok daha fazlası. Heathcliff ve Catherine arasındaki bağ; toz pembe bir romantizmden ziyade, bencil, yok edici ve doğaüstü bir saplantıdır. Yorkshire'da yankı bulan o sisli ve hırçınlık karakterlerin iç dünyasının bir aynasıdır. Heathcliff karakterinin hikayede aşağılanması bir sınıf çatışmasının da en ağır göstergesidir.
Uğultulu tepeler, insan doğasındaki o saklanan tutkunun ve intikam hırsının perdesiz bir anlatımına sahip. 
Margot Robbie ve Jacop Elordi başrollerinde yer aldığı Uğultulu teper filmini de izlediniz mi bilmiyorum. Ama yorumlardan gördüğüm kadarıyla kitabın o karanlık ve gerçekçi anlatımından uzak biraz da o beklentinin altında kalmış.

Uğultulu Tepeler kitabı okunmalı mı?

Bunu sizlere bırakıyorum ancak klasikler kütüphanenizde yer almalı. Özellikle de dönem kitapları ve kadın yazarlara ait kitaplar...

"İnsanı insan yapan, yüzüne güzellik katan ve onu sevdiren tek şey kalbinin temizliğidir. Yoksa hepimiz aynıyız, etten ve kemikten oluşmuş bedenleriz..."

"Aşkımı asla kelimelerle ifade edemedim, ama bakışların kendine özgü bir dili varsa, dünyanın en saf varlığı bile aşkımdan ayaklarımın yerden kesildiğini anlardı."

"Akıllı bir insan için en iyi arkadaş yine kendisidir"(Bu cümleyi okurken 1 senedir yaşadıklarım aklıma gelmedi değil hani :) )"

"Gemisi kayalara çarpınca kaptan yerini bıraktı; tayfalar da gemiyi kurtarmaya çalışacaklarına başkaldırıp birbirlerine girdiler; talihsiz tekne için hiçbir kurtuluş umudu kalmadı. Oysa Linton; tersine, sadık ve inançlı ruhlara özgü gerçek bir yüreklilik gösterdi: Tanrı'ya güvendi; Tanrı da onu avuttu. Biri umudunu kesmedi, öteki ise kendini umutsuzluğa kaptırdı. İkisi de kendi yazgısını kendi seçti."

"Sevgi insanı hem özgür hem bağımlı yapar. Bu yüzden en zor güzel ve en tehlikeli duygudur. Vazgeçmek de, kalmak da zordur."

30 Mart 2026 Pazartesi

KOVA ÇAĞINDA İNSAN İLİŞKİLERİ


Kova Çağında İnsan İlişkilerinin Bencilliği artık sınırları aşmakta; zorlayıcı etkileri ise insan yaşamı üzerinde kalıcı etkiler bırakmaktadır

Zaman bir kum tanecikleri gibi elimize aldığımız anda avuçlarımızdan kayıp gidiyor. Zamanı yakalamak, ona tutunmak hayli zor. Zorluk da önemli değil; hayatın karmaşasında kaybolmamak için harcanan bir çaba; çoğu zaman karşılıksız kalsa da. Bu ara iç dökmeli bir yazı yazamadım farkındayım. Düşüncelerimi toplamak onların bir cümle olmasını istemek başka bir çabanın sonucu. Önce insan kendini ve duygularını anlayacak sonra ise cümle olmasını izleyecek. 

Onu bunu bilmem de aslan burcu olarak 2025 yılından 2026'ya ne çok zorlandım, bilmiyorum. Yaz döneminde o meşhur tavuk zehirlenmesi, damar dolaşım problemleri insan ihanetleri derken bugünümüze şükür. Kendi içimde sorguladığım da bir dönemdeyim; hanemize eklenen yaş; sayısal bir veriden çok zamanı da özetlediği için çocukluğumda daha mı kolaydı hayat? İnsanlar bu kadar acımasız, gönül bağından uzak, egoist değildi bence. Sokakta sabahtan hava kararıncaya kadar oynayan belki de son jenerasyonduk; şimdilerde Kova Çağı, insanlar daha bireysel olacak daha çok kendini düşünecek diyorlar ama, ama işte...

Geriye döndüğümde hayata dair notlarım biraz fazla. Detaylara dikkat eden, empati duygusunu yaşayan ve hayatı ve karakterleri kitaplardan daha net gören; yaşadığı hayatta da gördükleri karşısında üzülen birisi olarak bazen tabi yorucu geliyor. Önceki yazılarımda bahsetmiştim; toksik arkadaşlık, toksik insan durumunu... Bu toksik havadan kurtulduğum için mutlu ve huzurluyum ancak geçenlerde bahsettiğim kişi mesaj attı. 

"Şu an davet için çok saçma fakat tereddütte kaldım açıkcası bende..." diyerek herşeye rağmen düğününe gelmek istersem gelebileceğimi söyledi. Üslubun üsten bakar hali, sanki hani böyle şeyler oldu ama alicenaplık bende kalsın ben seni düğünüme çağırıyorum. Hayret ettim bu hadde... Diğer arkadaş ile ki artık ki onun da samimiyetine inanmıyorum konuşmuşlar, adım atılmış. Benim de gitmem gerektiğini söyledi arkadaş!!!! Yaptıklarının farkında olmayan insanlar için bir gece önceden haber vermeye tenezzül edilen düğüne gitmeliymişim ne ilginç değil mi! Sorun çözümüne ilişkin genelleme yapmak istemem ama gördüğüm kadarıyla sorunları görmemek; "sorunları görmezsen sorun olmaktan çıkar" anlayışı ile sorumluluktan kaçma ile umarsız olmak. 

Benim de hatalarım var. Çevremdeki insanlar 20,22 senedir tanıdığım insanlardır; herkes ile arkadaş olabilirsin ama dostluk için çok uzun bir yaşanmışlık anlayışında olduğum için şimdi görüyorum ki yalnız bırakılmışım. Grup buluşmalarını ayarlayan, iletişimi sağlayan bahsettiğim egoist arkadaşın tüm arka planda insanlar hakkındaki görüşlerini dinleyip öyle demek istememiştir sen yanlış anlamışsındır ama sen üzülüyorsan strese girme daha yakın yerde görüşürüz ki her zaman kendisinin evine en yakın yerde buluşma gerçekleşirdi. Bunları absorbe ederken iyiyken artık kusura bakma her zaman verici taraf benim artık ama daha sağlıklı bir ilişki için senden de bu adımları bekliyorum dediğim anda; Aaa sorun çıkaran olmuşum. Konuşmayı sürdüren iken kestiğim anda aslında bir sohbetin olmadığını fark ettim. Tüm bu egoist hareketleri yapan insan iyi bir insan oldu ve hala benden adım atmam bekleniyor. Bugün başka bir arkadaşımla konuştuğumda kimse artık Geçmişin yüklerini yanında taşımak istemiyor dedi. Düşündüm ve gerçekten üzüldüm menfaate dayalı ilişkiler menfaat bitince yük haline geliyorsa; arkadaşlıklar, dostluklar, bağlar demek ki yokmuş. İşin yoksa hele kimse seninle muhatap olmak istemiyor da denildi; bahsettiğim toksik arkadaş kendi mesleği olan iç mimarlığı yapmayıp benimle çocuk gelişimi bölümünü okudu. Öğretmen olarak atanmak daha kolay anlayışı ile ki bunun temelinde de başka şeyler var. Arkamdan gizli saklı işler çevirip ücretli öğretmenlik yaparken haberim olmayan öğretmenliği için "öğretmenler günü"nü kutlamadım diye çok çirkin bir üslupla beklentisini ifade eden bir insan ve yine adımı atan kişi olmalıyım! Neden?

Şunu anladım ki iyi niyetinizi suistimal eden insanlar daima bunu yapacaklar. Hatta buldukları yüz ile daha pişkin şekilde yapacaklar. Suçlu da sizi çıkaracaklar. Kova Çağında İnsan İlişkileri bireysellik üzerine ise eğer; toksiklikten, manipülasyondan da uzak durulmalı. İyi insanlarında bir sabrı ve sınırı var; en başından gördüğünüz hataları ve o hissinize de güvenin. Hoşgördüğünüz, öyle yapmak istememiştir dediğiniz ne varsa yapıyorlar çünkü. Yapılıyor da... İnsanın değişimi dış faktörlerle değil içten gelen o motivasyon kararlılıkla gerçekleşiyor. Kendini dev aynasında görenler de değişmek asla istemiyor.


9 Ocak 2026 Cuma

2025 AGS BRANS BAZLI KONTENJAN

2025 AGS BRANS BAZLI KONTENJAN 

9 Ocak 2026 tarihinde 2025 AGS sonrası layık görülen 10 bin atamanın branş dağılım kontenjanları açıklandı. En fazla atama yapılacak ilk 5 branş sırasıyla 2 bin 816 kontenjanla sınıf öğretmenliği, 1789 ile özel eğitim öğretmenliği, 801 İngilizce öğretmenliği, 762 din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği ile 653 ile de okul öncesi öğretmenliği oldu. Bu arada okulöncesi öğretmenliği sınava giren sayısı 56.921 ve bu kadar giren alım 653 neyse artık. Adayların başvuruları, seçtikleri il veya ilçe milli eğitim müdürlüğü tarafından incelenecek. Uygun bulunan başvurular onaylanacak ve uygun olmayanlar gerekçesi belirtilerek reddedilecekmiş. Sonrası ise akademi; atanmıyorsun aslında eğitime alınıyorsun yine. Eğitim fakültesinde aldığın eğitim yetersiz görülüyor ve bekleme alanına geçiş izni almışçasına sürecin içinde kayboluyorsun.

Gelelim bana; Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği bölümü mezunu olarak puanım 82.304 alanda yüksek lisansı da daha önceki yazılarımda anlattığım gibi bitirdim ek olarak bende Çocuk Gelişimi mezunuyum. Yani Okulöncesi öğretmenliği, Çocuk gelişimi öğretmenliği ve ana branşım olan Bilgisayar ve Öğretim teknolojileri öğretmeniyim. Yüksek lisans tezimi de okulöncesi ve kodlamayı birleştirerek gerçekleştirmiştim. Gelinen noktada verilen kontenjan 15 evet hepitopu 15...Çocuk Gelişimi 2! Hayatımın hiçbir döneminde bu kadar pişmanlık yaşadığım süreç olmamıştı. Bu sene lise ve ortaokul ayrıldı; Bilişim teknolojileri öğretmeni olarak atama yapılan bölümde ortaokul öğretmenliği yani; Meslek lisesi öğretmenleri ile toplam 27 bölüm tercih ediliyordu; bilgisayar mühendisliği bölümünden tutun elektrik elektroniğe kadar... Bu sene bakın ama bir hoşluk yapıldı. Alan 2'ye bölündü. Artık meslek lisesi öğretmenleri lise yalnızca oldu bizde birkaç bölüm ile birlikte ortaokul. Bilişim teknolojileri (lise için) 100 kontenjan verildi bu atamada. Diyeceğim bu kadar. Ortaokul için ise 15; yapay zeka çağı, muhteşem yüzyıl teknoloji söylemleri bu kadarmış. İmamhatip ortaokullarda ise bilgisayar ders zorunluluğu kaldırıldı. Daha önce de norm fazlası sınıf öğretmenleri olmak üzere birçok bölüm birkaç yüz saatlik eğitimle benim öğretmenlik alanımda görev almışlardı. Bu sene bir tane ücretli için aranmadım. Kimsenin pek umrunda değil ama halk eğitim merkezlerinde ortaokul, lise ama kadrolu gibi çalıştırılan insanlar tarafından aşağılanmıştım. Düşünüyorum da İngiltere'de 4 yaşından itibaren kodlama eğitimi, diğer Avrupa ülkelerinde ise 8 yaşından itibaren verilen önemi biz ne zaman kavrayacağız. Atölyeler pek popüler zamanımızda; ama saati 2 bin liradan başlayan haftalık kursları maddi anlamda dezavantajlı çocuklar alabilecek mi? Okullarda bilgisayar lab yok zaten; ücretli de en son yaptığım okulda girmeme izin verilmemişti, dersleri işlemek için ona şaşırmadım bir atölyenin olmasına daha çok şaşırmıştım. Zamanda geride kalmış masaüstülere bile ulaşamayan çocuklar alanında uzman olmayan başka branş öğretmenlerle ya da bu dersleri hiç görmemesi ile zamanda kaybolacak mı?

Tez başlığım; Okulöncesi dönemdeki çocukların algoritmik düşünme becerisinin geliştirilmesinde kodlama eğitiminin geliştirilmesi idi. 5-6 yaş aralığındaki çocuklarla gerçekleştirdiğimiz çalışma notlarım ile tez yorumumdan ayrı olarak söyleyebilirim ki düşünmeyi bilmiyoruz. Düşünmek; anında aklımızdan geçenleri gerçekleştirdiğimiz eylemler değildir. Düşünmek sistematik şekilde amaçladığımız hedefler için yol oluşturabilme ve gerekirse başarısız olunan yolların nedenlerini sorgulayarak başka yolları mantıksal çerçeveye oturtmaktır. Uygulama yaptığım okulda alan öğretmeni; çocuk burnu akıyor ama bekliyor önünde mendil olduğu halde. Bekliyor ve benim burnunu silmememi; kendisi uzanıp mendili alıp burnunu silmiyor demişti. Bende uygulamada kullanılan programda belirli bir zaman diliminde serbest bırakıp hayal gücünüzü kullanın oluşturduğunuz karakterlerin mavi saçları, kırmızı gözleri olsun; bir tek boynuzlu at, küçük sevimli bir kedi hangisi olmak isterseniz seçin dediğimde yapmadılar.Yapamadılar. Ama sonra uygulamamızın son dersinde ise hepsi muhteşem projeler çıkardılar. Bilgisayar boş ders, açıp oyun oynayın dersi zaten değil. Düşünme, hayal kurma, üretme ve teknolojiyi tüketen değil yönlendirebilen bir süreci içeren bunu öğreten bir ders. Nerde yanlış anlaşıldı bilmiyorum ama zamanı yakalayamamak saatlerce video kaydıran, çözüm üretemeyen bekleyen nesiller için şikayet etmeye hakkımız olmuyor böylelikle. Öğretmenlikten de bu yüzden soğudum; herkes kendi kontenjanı iyiyse alanın sorunu en azından çözülmüşse diğerleri kim... Emekliye ayrılmayan teknolojiyi kullanamayan ki e devlet şifresini sınıflarda kendileri dahil olmak üzere Adana'da çok merkezde bir okulda öğretmenler vardı. Akıllı tahtadan belli programları işleyip geçen... Bendense öğretmenlik dışında müdürün bilgisayarının tamiri istenen, akıllı tahta problemleri halledilmesini beklenmişti okulda da bunun için sorumlu memur olmasına rağmen ki öğretmen teknisyen değildir.

Uzun lafın kısası doktora eğitimine başlamak hatta yapay zeka alanında doktora yapmak istiyordum. Ama herşeyin sonucu para... Bu kadar yol yürümüşüm; hastalanmışım bedensel zorlama gerektirecek işleri yapmaya sağlığım zaten müsaade etmezken ben ne yapacağım? Bu soru zihnimde duruyor; sınav ücretleri, yaşam maliyetleri artık aile evinde dahi artan beklentiler ile ne yapılabilir? Bölümümü tam burslu puan olarak ÖSYM bölüm birinci kazanmıştım; 3.41 not ortalaması ile bitirdim. 3.88 ortalama ile alanımda yüksek lisans bitti; 82 küsür puanla niteliksiz olmak... Liyakatın olmadığı alanlarda da yeterince aşağılanmış olmak... 

Hakkımı helal etmeyeceğim kesinlikle.

27 Aralık 2025 Cumartesi

2025 YIL ÖZETİ

 

Bitti... Koskoca bir yılda neler oldu neler... Kimi gün; zamanın durduğunu kimi gün de zaman için benim durduğumu hissettiğim çok fazla an oldu. Zor bir seneydi. Ocak ayında ağır enfeksiyon geçirip sınıfta bayılmıştım. Bir ay ciddi manada kendime bakmam gerekti; yüksek ateş, titreme, üşüme derken bir hafta sütlaç yiyebilmiştim. Normalde de sütlaç hiç aramadığım bir tatlıdır; sütlü tatlıları nedense aramam sevmem demiyorum ama olsa da olur olmasa da. Antibiyotik mide koruyucusu olmadan ilk beş gün içince midemin hassasiyeti bulantı tarif edilemez durumda da olduğu için sütlaç çok iyi gelmişti. Sadece onu ve ekmek yiyebiliyordum. Tabi bu süreçte çok düşünme imkanım oldu. Geçmiş olsun cümlesini duymadığım gibi nasıl desem yani? olmuşsa olmuş tavrı ile karşılaştım. Mart ayında çok popüler o yurtdışı eğitim danışmanlık sayesinde geciken vize başvurusu ile dil kursu hayalim de ne yazık ki sonlandı. Yurtdışı eğitim danışmanlık depozito adı altında o zamana göre diyeyim 10 bin lira gibi ücret alıp tamamen tek başıma başvuru işlemlerini tamamlayıp red yedim. Anlayamıyorum o da ayrı bir konu üniversite mezunu ve gelme amacı belli üstelik de masraflara ilişkin elbette ki banka hesabında garanti gösteren insanlara vize çıkmıyor. Ne diyelim vize masrafı dışında elbette 10 bin lira ücret de yandı , normalde bir buçuk yıl içinde size ücreti peşin alarak aslında yine yardımcı olacağını söylüyorlar ama kesinlikle iletişime bile geçilmiyor. Adana yerine başka şehirlerde daha detaylı ilgileniyorlar mı bilmiyorum ama Adana şubesindeki yetkili oldukça umursamazdı. Tabi ilk görüşme de %100 vize garantisi verip sonra aa herkese çıkmıyor şeklinde cümlesini saymazsak. 

Bu şekilde Haziran geldi. Öğretmenlik ve KPSS sınavları artık ayrı ayrı yapılmaya başlandığı için ve o hüsranla da sınava şu psikolojiyle girmiştim; yeter artık, elinden geleni yap. Sonuca bakma nasıl olsa atama yok. Öğretmenlik yani AGS sınavından Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği branşımdan 82.304 puan aldım. Rahat bir kafayla girmek gerekiyormuş demek ki beklentilerin stresinden uzakta. Ve ne yazık ki 6 ay oldu neredeyse alan branş sıralaması açıklanmadığı için öylece bekliyordum. Ağustos ayında da tavuk zehirlenmesi mi bilmiyorum ama, yediğimin ertesi günü ishal ve su kaybı ile bayıldım. Kendime gelip yardım istediğimde hastaneye zor yetişip gördüm ki acilde insanlar mide bulantısı ve ishal şikayeti ile hep bulunuyor. Tansiyonum hastaneye gittiğimde 9/4 tü. Kendime geldiğimde kulak çınlaması ve el ayak karıncalanması da yaşadım, kalkıp yatağıma gidebilmek inanılmaz zordu.  Yaz notlarım sayfalarca sürebilir ama belki başka bir yazı da anlatırım.

Tuhaf değil mi ne bir ileri ne bir adım geri gidememek. Bu arada dedim herhalde yüksek de bir puan sayılır ücretli öğretmenlik çıkar; en azından sınav masraflarımı çıkarırım, kışlık alışverişimi kendim yaparım diyordum ki ücretli öğretmenlik çıkmadı. Alanımda yüksek lisans ve Çocuk Gelişimi lisansım ile ki onda da tabi puanım var, sıralamada ilk 3 binde değilim diye söylemiyorum bile. Halk eğitim usta öğreticilik benim hatam tabi; insan bazen bile bile lades diyor Ağustos ayında ona da başvurumu yapmıştım. Yaşadığım ilçe dahil olmak üzere Adana ilçelerine başvuru sıralamasında ilk sırada olmam hiçbir şeye yaramıyormuş. Bu sene onu da kabullendim. Yüreğir ilçesinde yer alan Halk Eğitim beni aradığında kurs binasında ise gelebileceğimi söyleyip siz gelin konuşalım diye ikna edilip gitmiştim. Yetkili kişinin odasında lise mezunu hatta ortaokul mezunu usta öğreticilere whatsup üzerinden mesaj gidip eğitime gelin başladı şeklinde konuşmalara şahit olup içeri girdiğimde yetkilinin insani olmayan bir tonlama ile bana bağırıp; bizde seni konuşuyorduk. Adana'nın kuzeyinde oturuyorum ve en güneyindeki Karataş yolu üzerinde bir yeri söyleyip yani gitmek için 3 vasıta değiştirmem şart ve Türkiye'nin en pahalı ulaşımı biz kullanıyoruz. Yani günlük 200 lira en az ulaşıma harcamak zorunda olduğum yere "gideceksen git, gitmeyeceksen de başka yer bekleme" şeklindeki hitabından sonra çıkıp yol boyu ağlamamı sağlamazsak ayaktayım çok şükür. Derler ya hani yıkılmadım ama ayakta da değilim bir ara gerçekten bu hissi sonuna kadar yaşadım. 

Gelelim toksik insanlara hayatımda yer vermemeyi öğrenmeme... Herkesle arkadaş olurum ama dostum bir ikidir anlayışıdır şu yıl biterken yerini dost diye de bir kavram yokmuşa geldi benim için. Ortaokul, lisede beraber aynı sırayı paylaştığımız dostum sandığım insanla 20 yıldır tanışıyoruz. Aynı mahalledeyiz bile diyebilirim senelerdir çevremiz aynı. Liseden dört kişilik arkadaş grubu olarak zaman zaman görüşüp iletişimimiz hala devam da ediyordu. Dostum dediğim insan yaşadığım onca süreçte yoktu, tez için neredeyse 3 ay oturduğum yerden kalkamadığımda yetiştirmek için manevi anlamda desteğini hissetmediğim gibi sevinçle çok şükür bitti diye tek tek diplomamı attığımda hiç oralı olmamıştı. Bana sürekli bundan sonra kimseye ilk adımı ben atmayacağım, grup buluşmaları ayarlamayacağım aramayacağım beni arasınlar diyordu. Benim saflığım belki de yanılgım; herkese böyle yapar ama bana yapmaz. Neden yapmasın; herkese yapan eninde sonunda sana da yapıyor ki çocukluğundan itibaren bencil bir karakteri vardı. Absorbe ettiğimi düşünürdüm grup konuşmalarında mekan ayarlamalarında ön alanda ben size uyarım fark etmez derken arka sohbette bana hep bir daha buluşmaya gelmeyeceğim istemiyorum, ki buluşma mekanları da hep onun evine yakın yürüme mesafesinde yerler olurdu!! bu durumu da not olarak belirteyim. Kendisi iç mimarlık ilk lisansı ve ikinci lisansı çocuk gelişimi beraber okuduk. Sınav yerlerine beraber gidelim felan hiç olmazdı çünkü benden onu almam beklenirdi. Bunu artık insan yaşla beraber anlıyor kullanılmak istenildiğini mesafe koyarken demek ki içten içe kin duyuluyormuş bana. Her sorunu olduğunda yanında olduğunuz insan sizin sorunlarınızda yanınızda olmayabiliyormuş, acı da olsa öğrendim. Kendisi formasyon alırken, gittiği başka şehirde korkmasın hep yanındayım benimle iletişim halinde olabilirsin; sunum için görsel desteği sağlarken demek ki boşmuş. 

Akıl eğitilir ama kalp bilir, hisseder. Çoğu zaman insanlar hep suçu kalbe atar ama ben kalbin doğruyu ve yanlışı hissettiğini düşünüyorum. Akıl; belki öyle demek istememiştir, üzgündür, yapmaz ya şeklinde telkin verirken kalp çoktan anlamıştır. Yaz sürecinde hiçbir şekilde benimle iletişime geçmiyordu. En son o dört kişilik grupta diğer arkadaş diyeyim İtalya'ya gidecekti görüşmek için o gelsin görüşürüz denildi. Bende dayanamadım dedim ki o gitsin gelsin elbette ama biz görüşelim uzun zaman oldu kahve içeriz. Bir sürü kelime sıraladı, dayanamadım; görüşmek istemiyorsun herhalde sorun değil yani. Ne saçmaladığım kaldı ne tavrım bu yaşta çocuk gibi azarlandım. Çok kırıldım tamam, yazdım geçtim. Ama anladım ki fazla tevazü cahilden nasihat dinletirmiş. Kalben de hissediyorum birşeylerle meşgul olduğunu. Çevremdeki insanların hayatlarındaki değişimi rüyamda görürüm. Çok sık dile getirmem ama bu durum çocukluktan gelen alışkanlık gibi benimledir. Hamile olan bir kuzenimi, bir düğün kalabalığını ya da bilmiyorum üzüntüyü hissederim. Yaz mevsiminde sürekli olarak bahsettiğim insanı rüyamda görüyordum ve nişan hazırlığında olduğunu görüyordum. Kendisine de defalarca bak rüyamda gördüm var mı dediğimde hep bir şekilde geçiştirmişti. O kırıcı davrandığı zamanda da ki kendisi ani parlamaları bir anda anlamsız şekilde yükselmesi ile çevrede de utandırıcı hissettirebilirliği ile de bilinir neyse o zaman da onu okul ortamında görüyordum. 

Kasım ayında tüm hissettiklerim aaa çıkmasın mı. Öğretmenler gününde ücretli öğretmenliğini tebrik etmediğim için kırılmış. Meğer Eylül ayından beri ücretli öğretmenlik yapıyormuş. Ama tabi bunu grup sohbetine benim bir ilişkim vardı; isteme ve nişanım olacak şeklinde yazısından sonra ben özelden yazdığımda öğreniyorum. Kendisine keşke daha önceden söyleseydin saklamasaydın dediğimde bu tavrı gruptaki iki kız ve benden öğrendiğini belirtti, Herkes nasıl mutluysa öyle yaşasınmış ve ben onu strese sokmamalıymışım. 

Sonrası zaten ruhuma inan sert bir darbe oldu. Çünkü onca hoşgörmelerim, hatta aman öyle yaptı ama kalbi iyi ya demelerim ki şimdi mesafe ve tepki koyan ben oldum ya gruptaki diğer iki insan tepkimi abartılı buldular, hatta birisi sen onunla bunca zamandır kankaydın; bilemiyorum aranızda geçenleri dedi. Yani sen ne yaşarsan yaşa banane...Diğer arkadaş ise ne yaşanırsa yaşansın nişanına davet edildiğimizi gitmemiz gerektiğine kendisini inandırmış ve gitti de. Ailesi de bunca zamandır beni tanırlar ve neden gelmedin diye sormadılar. Yani hop sorun çıkaran ben oldum. Instagram da arkadaşlarınızın beğenileri görülüyor ya kapatılmamış özellikle. Arkadaşınızı tanımak istiyorsanız işe girin sizi tebrik etmiyorsa, içten içe haset eden şeklinde gönderileri beğenmiş. Düşünüyorum ben neden haset edeyim, ilk kez belki de gerçek manada hayatımda bunca sıkıntı oldu ve yoktun; rüyamda gördüğümü söyledim sonuna kadar inkar ettin ki sizi herhangi bir kafede de görmüş olabilirdim. Bu şekilde davranmak istedi canım derken sorumsuz ve toksik karakterini belli eden sensin. Üzerime alınmadım bile ama nankörlük içimi kanattı. Arkadaşım mutlu olmuş neden ben mutlu olmayayım. Ücretli konusuna gelince de 82.304 puana çıkmayan 70 puana çıkarsa aklınızda sizin de şüphe olmaz mı; ve asla söylenilmiyor. Saklanılıyor... Bu ülke de liyakatın olmadığını ne yazık ki her alanda görüyoruz ama ufacık durumlar için bile demek ki; tanıdığınızı sandığınız insan; benim nasılsa her alanda işim rast gidiyor kime ne olursa hiç ilgilendirmiyor diyebiliyor. Üzerine de tebrik bekliyor. 

Size bir nokta da belirteyim gruptaki 3 kız da aslan burcu. Aslan cömerttir; kendinden haddinden fazlasını verir ama verdiği insanın onu kullandığını hissettiği anda kavga etmeye bile gerek duymadan çekilir gider. Tanır; yani herkes aslında kişilerin aklından geçeni çok rahat biliyor. İstediği cümleyi yazsın kendini haklı çıkarmaya çalışsın. Boş... Şöyle de genel bir kanı; bana gelmez. Herkesin başına gelir ama bana gelmez egosu. Anlattığım sıradan küçük bir detay da olabilir ama 2025 yılında insanların o maskeledikleri yüzlerinde maske kullanmaya gerek kalmadan fütursuzca ben yaptım ya sana mı soracağım, sen kimsin önemli olan tabi ki benim. Peşimde koşacaksın; anlayışına dolu dizgin tutulduklarını gördüm. Kibar ve hassas davranan insanlara da adeta ceza vermek istenircesine had bildirilmeye çalışıldığını...

2025 yılı karşılıksız kimsenin iyilik yapmadığını öğrendiğim bir yıl değil; yapılan iyiliğin hatrının bile olmadığı bencillik, egoizim ile dolu olunduğunu toksikliğin de normal kabul edildiğini gördüğüm bir yıl oldu. O zaten öyledir; o hep yapar kabulünden çıkmak gerekiyormuş. İnsan büyüdükçe gelişir ama anlayışını güzel özelliklerini geliştirebiliyorsa sağlıklı bir büyük birey olabilir. 

İçimi dökmek istediğim çok nokta olsa da toksik insanları hayatınızdan uzak tutmanızı öneriyorum. Kabullendiğiniz davranışlar sizin ruhunuzu zedelememi ve benliğinize zarar vermemeli. Söylemediklerinizin altında ezilirken tek başınıza mücadele ediyorsunuz; sizin stres yaptığınız insanlar güzel güzel uyuyorlar. 

Kemalettin Tuğcu'nun bir romanında karaktere nasıl öğrendin tüm bunları sorusu yöneltiliyor. O da;

"Hayat kafama vura vura öğretti diyor"

2025 yılı da kafama vura vura bana değer vermeyen insanları hayatımda tutmamam gerektiğini öğretti... Hayallerimi yaşatmayı ve ileriye bakmayı...

Umarım 2025 yıl özeti; 2026 yıl özetini aratmaz. 2026 yılında gerçekleştirmek isteğim hayallerim ve ayakları sağlam yere dimdik basabilen bir kadın olarak mutlu olduğum bir yıl olur... 

3 Eylül 2025 Çarşamba

ÜÇ AYIN ÖZETİ

Son güncellemelerle Eylül ayı...

Bu yaz benim için sıradan sınav yazlarına eklenen başka streslerle geçti. Sizlerin yorumlarınızı da mutlaka bekliyorum. Öncelikle ilk kez öğretmenlik için yapılan AGS sınavı öncesinde herkesin bildiği gibi KPSS yapılmaktaydı ki hala yapılıyor, öğretmenliği ayırdılar bu sınavdan. Yılların yorgunluğuyla bu sınava girdim beklentim olmadan büyük bir umutsuzlukla. Aldığım puan ise 82.304; benim ilk lisansım Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği ve bu alanda yüksek lisansı sizlere bahsettiğim gibi 2024 yılında tamamladım ve diplomamı aldım. Ek olarak ise bende Okulöncesi öğretmenliği atama popüleritesinden etkilenerek  Çocuk Gelişimi Bölümünü bitirdim. Sınava bu alanda neredeyse 57 bin kişi girmiş sınavda belirli bir yaş üzerindeki insanları görünce oldukça şaşırdım. İnsanlar bir umut diyerek bitirmişler bölümü. Zaten öğretmen olduğum için bu alanı bitirince Okulöncesi öğretmeni olarak atama yapılıyor. Ancak gel gelelim gerçeklere okulöncesi öğretmenliği bölümünden sıralamam atamayı umut edebileceğim bir sıralamada değil ilk binde değilim örneğin. Kendi ana branşımdan ise aldığım bu puana sevinemedim bile çünkü bölümümüzü lise ve ortaokul olarak bölmüşler atama anlamında. Yani zaten Maarif Modeli, Teknoloji temelli eğitimde senelerdir atama rakamları oldukça az iken daha da azaldı. Ben zaten meslek lisesi çıkışlı ve bu alan da bir öğretmen değilim. Ama Meslek liseleri öğretmenleri ortaokulda tercih yapabiliyordu şimdi gerçekten adil bir şekilde uygulama yapılırsa herkes kendi alanından atanabilecek ama uygulama olur mu hiç sanmam. Sınavda şu psikolojiyleydim, çöz atama yok zaten rahat rahat endişelenmeden matematik çöz, Türkçeyi üniversite zamanlarındaki gibi hepsini doğru yap; gerçekten de matematik yetiştiremeyen sınavlarda birisi olarak matematik çözüp Türkçe bölümü de istediğim performansta çözüne o hep bir bariyer puan dediğim puanın üzerinde puan almışım tabi tarih, coğrafya alanından da yanlışım azdı. Gel gelelim sonuca; öabt olmayan yani alan sınavı olmayan bölümlerin kontenjanları hala açıklanmadı ve 2024 ataması da yapılmadı. Akademi denilen eğitim yeri!!! ise hala da binalar hazır değil. Zaten yüksek lisans mezunu olarak üzerine iki lisans ekleyerek akademi de ne eğitimi alacağım atama sürecinin daha da uzatılması bu durum. Belki de kontenjanda da olmayacağım koskoca Edebiyat öğretmenliğine verilen kontenjan geçen yıl için 29 kişi diye hatırlıyorum. 

Bu bir çaresizliğe mahkum etmektir. Bu arada Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde tam burslu doktora da kazandım. Peki gidebiliyor muyum hayır yurt ücretleri 4500-5500 dolar arasında değişiyor. Dönem başı etkinlik ücreti adı altında alınan para da 360 dolar. Tam burslu doktora belirli bir saat üniversitede eğitim vermeyi de gerektiriyor. Yani mecburen KKTC'de bulunmak zorundasın. Yaşam maliyeti, uçak bileti derken notlarım hesaplama listesi ile doldu. Zaten işsiz ben gidemem. Belirli bir saatten sonra da aileden para istemek o kadar zor ki. Hiç tanımadığınız insanlar bile size söz söyleme cüretinde rahatlıkla bulunabiliyorlar.

Peki bu sene ücretli öğretmenlik çıktı mı; hayır bekliyorum. Aslında o kadar zor bir durum ki ücretliye başvurmak. Öğretmen odasında yapılan mobbing bir yana, müdür ve müdür yardımcısının yapmak zorundaymışsın gibi nöbet, bilgisayar tamiri isteği. Aldığım para ders ücreti olduğu için kibarca ben tamirci değilim ne yazık ki dediğinizde hemen göndermek için çaba gösterilmesi ve bunu anlatmaktan çekinmek. Bu arada ücretli çıkarsa yine şanslısınız da, dönem başlar başlamaz çıkma durumu genellikle bir tanıdığınız var ise oluyor. Genelde bana dönem biterken öğretmenler kendi arasında bir şekilde rapor almak zorunda kalmış öğretmenin dersini paylaşırken mecburen bir 10-16 saat kalmışsa e devlet üzerinden yaptığınız o listede puan önceliğiyle!! çağırılıyorsunuz.

Haksızlıklar çok, ama bir şekilde yaşamak zorundasınız. Kimse nasılını sormadan yalnız hissetseniz bile. Kalbimde bir yerlerde umut var ama artık vücudum bu haksızlıkları kaldırmıyor. İki diz kapağımda menisküs başlangıcı ki yüksek lisanstan hatıra kaldı bir de sıvı birikmesi olmuş. Oturduğumda, uzun süre ayakta durduğumda ağrı dayanılmaz oluyor. Tabi bel fıtığı başlangıcını da saymazsak. Auralı migren hayatımda baskın şu sıra. İlk kez yabancı dil sınavında bir anda körlük gibi, görüntünün üzerine siyah bir noktanın düşmesi, ışık parlamaları, prizma gibi dağılmaları olmuştu. Sonrasında da aşırı stresli olduğum dönemlerde olduğunu düşündüm hep. Öyle bir durum ki kalabalığa girmekten bile korkar hale getiriyor kimi zaman. Ya da evden çıkmayı istememek. Yaşayan var mı bilmiyorum ama eğer var ise yorumlarınızı bekliyorum. 

Üç aylık hayat özetim bu şekildeydi... İçimi dökmek için yazdım. Ne yazacağınıza karar vermişken kendinizi başka bir yazının paragrafında bulabilirsiniz. 

Güzel bir ay sizlerle olsun...

23 Haziran 2025 Pazartesi

MİNİ MUZLU KEK TARİFİ

 

Kahvaltı yapmayı seviyor musunuz? Şöyle diyebilirim ki kahvaltı benim gün içerisinde ayakta durmamı sağlayan öğünüm. Öğle yemeği aramam bile. Ama tabi şöyle masalarca uzanan kahvaltılar değil ama klasik Türk kahvaltısı yapmayı seviyorum. Ancak yaz geldi ve gerçekten sıcaktan böyle ağır yemekler yenmediği gibi güne ağır bir öğünle de başlanmıyor ne yazık ki.

 Bugün de hafif ve eğer vaktiniz de yoksa doyurucu bir kek olan banana bread/muzlu kek tarifi sizlere vereceğim. Azaltma ve çoğaltma yapabilirsiniz. Benim notlarım temel kişinin kullanabileceği kolay ulaşım sağlanan tarifler ile dolu. Az yumurtalı tarifleri çok sevdiğim için ve harika da olduğu için hemen sizlerle paylaşmak istedim.

 1. Muzlu Kek/Banana Bread

Malzemeler

2 olgun muz (ezilmiş)

1 yumurta

4-5 yemek kaşığı un

2-3 yemek kaşığı şeker

1 çay kaşığı kabartma tozu

Vanilin

Yapılışı:

Yumurtayı şekerle çırp.

Ezilmiş muzları ekle, karıştır.

Un ve kabartma tozunu eleyerek ekle.

Yağlanmış küçük kek kalıbına dök (ya da muffin kaplarına).

170°C fırında 20-25 dakika kadar pişir.

Soğuyunca üzerine pudra şekeri serpebilirsin.

Olgunlaşmış muzlarım gayet şekerliydi fırından çıktıktan sonra ufak bir kekten aldım. Kek gayet şekerli geldi.  Görüntüsünün tatlılığına bakmak bile hoşunuza gidebilir. Çantaya atıp acıktığınızda yenmelik ayrıca unutmadan 4 küçük kare çikolatayı da bölerek kekin içerisine eklemiştim. Çikolatanın aman aman bir lezzet vereceğinden değil de evdeki malzemeleri değerlendirmek adına beyaz çikolatadan 4 küçük kareyi bölerek keklerin içine koydum.


Bu kek kalıbını English Home'dan sanırım şu an indirimde neredeyse 400 liraya satın almıştım. İlk kez kullandığım minik keklerim ne yazık ki yapıştı ikinci kez yani bu kullanımda daha özenli şekilde yağladım ve azar azar koydum. Eğer sizde satın almışsanız dikkatli yağlamanızı ve unlamalısınız. Özellikle kekler fırından çıktıktan sonra soğumasını beklerseniz daha iyi olur. 

Lezzetli doyurucu mini güzellikler... Normalde şeker hiç konulmadan da yapılıyor ancak muzun kalitesi ve şeker oranına göre sıkıntı olabiliyor. O yüzden kontrollü damak zevkine göre eklemek daha iyi olur. 

Sizler de bu tarifi yaparsanız yorumlarda belirtebilirsiniz. Güzel bir gün hepimizle olsun....

2 Haziran 2025 Pazartesi

SAÇ DÖKÜLMESİ YAŞAYANLAR

 

Yaz artık geldi. Eskisi gibi yaz gelsin enerji bizimle olsun modunda değilim sanırım. Yaz mevsimi aşırı düşünme (overthinking) mevsimi artık benim için. Bir arkadaşım hiç böyle olacağımı düşünmemiştim demişti, haklı da. İkimizin de uzun zamandır bir işi yok. Mimar o da... Asgari ücretin çok daha altında işlerde çalışması teklif edilirken bende özel kolejlere başvuru yaptım. Haftanın 6 günü çalışma ve  ay deneme ilk ay ücret yok diğer iki ayda asgari ücretin yarısı teklif ediliyor. Son zamanlarda düşünüyorum yanlış nerde acaba diye? Okumuş, kendini geliştirmiş olmak yerine acaba hiç bir üniversite bitirmesem hayatım daha mı kolay olurdu. 

Geçenlerde Sağlık Bakanlığı'nın Çocuk Gelişimcisi ilanı ile temizlik görevlisi ilanına başvurmuştum. Olmadı... İş seçen gençler ondan evde söylemi de sanırım pek doğru değil. Bu süreçte notlarım oldukça birikti. Ocak ayından itibaren neredeyse beş aydır saç dökülmesi yoğun yaşadım. Stresten, şampuandan derken Cildiyeye randevu bulabildim sonunda. 

Randevu bulmak için en az  21 gün bekledim bu arada. Kontrol için de iki hafta neyse bu sefer daha dikkatli şekilde randevu saatlerini bulmaya çalıştım. Bulduğum randevu de ek randevu gibi 16.00 randevusuydu. Doktor çinko, b6, serum ve şampuan yazdı. Çinko eksikliğim olduğunu kullanınca anladım. Çinko kullanımı sonrası gün içerisinde daha canlıydım. Uyku problemleri hala yaşıyorum ama uykuya dalmakta daha az zorlandım. Bu minik şampuan ise dökülmeyi oldukça azalttı. Sürekli kullanmıyorsunuz, bir kullanım sonrası diğer kullandığınız şampuanlarınızı kullanabilirsiniz. Bunlar benim deneyimlerim daha önce sizlerde kullanmışsanız yorumlarda belirtebilirsiniz. Mevsimsel saç dökülmesi yaşadığınızı düşünüyorsanız bile saçlarınızı dikkatli takip etmenizi öneririm. Bizden daha çok canlılar ve stresinizi, vücudunuzdaki eksiklikleri hemen hissediyorlar. Bayrama çok az kaldı. Güzel dileklerimi gönderiyorum herkese...


26 Aralık 2024 Perşembe

ÜCRETSİZ ÖĞRETMENLİK?


Yıl bitti... Nasıl geçti diye sorarsanız çok zor ve sıkıntılı. Yüksek lisans döneminde sürekli masa başında olduğum ve Ankara yolculuğu sırasında uzun süre hareketsiz kaldığım için pıhtı atma tehlikesi yüzünden 6 aydır kan sulandırıcı kullanıyorum. Süreç ne zaman bitecek onu bilmiyorum ama bacaklardaki morarma konusuna girmiyorum bile. Elinizi yemek yaparken ufacık bir kesme durumu olsa kan anında durmuyor. Bunu belirtmeliyim. Ek olarak KBB doktoru tarafından guatr, troid şüphesi ile röntgene gönderilmiştim. Ki röntgene o tarihten üç hafta sonra ancak sıra geldi ve oradan dahiliye ve endokrinoloji derken doktor altı ayda bir kontrole gelmem gerektiğini ve iyotlu tuz kullanmam gerektiğini söyledi. Şimdilik kitle tehlikeli ve ilaç kullanma durumunu gerektiren durumda değilmiş Allah korusun iki katına çıkarsa eğer o zaman tedavi bakılacakmış. Süreçler; yaşayanlar için mi bilmiyorum ama eskiden insanlar en azından geçmiş olsun derlerdi.

22 yıllık arkadaşlarım hani artık arkadaş değil kardeş olduk dersiniz ya işte öyle arkadaşa durumu anlattığımda çok saçma sapan yorumlar yaptı ki hayret içerisinde kaldım. Uzun zamandır da düşünüyordum sevincimde yanımda olmayan üzüntüm de zaten yanımda olmaz. Nasreddin Hoca'nın fıkrası bana damdan düşeni getirin halimden o anlar misali bir durum yani. Tezimi tamamlayabilmek için o kadar tek başıma uğraştım ki o süreçte iyi misin? nasılsın kelimelerini bir kenara insan çok uğraştın ama helal olsun kelimesini duymayı bekliyormuş gerçekten ve duyamadım. Düşünmeye başlayınca da ilişkilerin de neden bittiğini anladım sanırım. 22 sene, öyle ki herşey ortak çevre, ortak alışkanlıklar, düzen tanıma bir kenara aslında sabreden, hataları görmeyen tarafın kendiniz olduğunu anlıyorsunuz. Bencil, sizinle asla aynı çıkarda değilse aramayan sormayan, hayırdır niye aramıyorsun denildiğinde bile üste çıkamaya çalışan niye sen aramıyorsun gibi cümlelerle... İş başvurusuna bilindik bir kuruma beraber cv götürelim dediğimde sanki hiç konuşulmamış gibi bir anda oldu götürdüm diyen; evlendiğimde kimseyi düğünüme çağırmayacağım diyen birisi kolay kolay değişmez. Tahammül eğer azaldıysa en baştan düşünmeye başlıyorsunuz. Ortaokuldaki arkadaş grubumuzda aynı bencillik; kompozisyonumu sen yazmalıydın bana yardım etmedin gibi lise de üniversite sınavına çok az bir zaman kala küsüp, moral bozup dalga geçen birisi değişmez. Üniversite erkek arkadaş sonrası, mesajlaşmalar, görüşmeleri kesen ayrıldıktan sonra ilk sizi arayan birisi değişmez. Bunlar yüzeysel nedenler gibi geliyor ama derindeki sorunları bence hepimiz biliyoruz. Manipüle taktikleri ile yanındaki insanın varlığını ve özgüvenini baskılayıp narsistik tarafını gizlemek... Grup buluşmalarında, gruba şeker kız Candy sevimliliğinde yazıp özelde ben görüşmek istemiyorum sen ayarla diyen birisi eninde sonunda bastıramadığı o duygusuzluğunu size yansıtacaktır.

2024 senesinde öğrendiğim size değer vermeyene, lütfen siz de değer vermeyin; ama o özünde iyi demeyin; özünde iyi olan her haliyle kendisini belli eder. Sizi zor zamanlarınızda yalnız bırakan, sevincinizi paylaşmayan insanlardan uzak durun. Onca sene emek verdiniz evet ben de kendime kızıyorum emeklerime üzülüyorum. Ama yapacak birşey yok; umarım hayatta kalbindeki neyse onun karşılığını alır. 

Sizlerle daha sonra paylaşacağım ki umarım sonuç olumlu olur. O durum için gerçekten çalışmam gerekiyordu. Ücretli öğretmenlerin iki aydır maaşlarının alamadığını sosyal medya notlarım köşesinde görmüştüm. Dönemin bitmesine de sayılı gün kaldı ama en azından sonucun hayırlı olmasını dilediğim o sonuç için elimde toplu para olur diye ücretli öğretmenlik belki de ücretsiz öğretmenlik başladım. 

Uzun zaman olmuştu. Belirtmek istiyorum ve kesinlikle yanlış anlaşılmak istemem ama her nesil bir önceki nesli aratıyor sanırım. Sınır bilmeyen çocuklar yetiştiriliyor. Modern çağda yaşıyoruz evet bir çocuğun dikkatini 40 dakika derse yöneltmesi imkansız ancak o kadar üzüldüm ki; ortamda nasıl davranılacağını ailesinin öğretmesi gerek. Bir öğretmen aileleri tarafından hazır bir saksı da çiçek alıyor; elbette onları sulayıp en güzel haline getirmek için çabalayacak ama aileler tarafından dur denilmeyen; saygılı davranışlar sergilemesi konusunda bilinçlendirilmeyen çocuklar nasıl eğitilecek. Bundan beş sene sonra o çocuk toplumda nasıl var olacak? Zaten trafikte magandalar, sıra beklerken bir fırında bile öne geçmeye çalışan demiyorum direkt geçen insanlar, küfürlü konuşmaların bir cümlede hiç sonlanmadığı insanlar var iken ne olacak? Anlamamak kısmına cidden söyleyebilirim kişi anlayana kadar defalarca farklı şekilde anlatabilirim ama bugün gördüm ki sınıfta maymun sesi çıkarmak, değişik sesler çıkarıp öğretmenin gözü önünde küfürlü konuşmak başka bir seviye. Bazı herşeye hakim meslektaşlarımız! da var siz sınıfa hakim değilsiniz diye lafa girişecek olanlar. Ne diyeyim ki...

Bu arada yol ücreti ki Türkiye'nin en pahalı ulaşım ücreti ödeyen şehiriz; dolmuşlar 25 lira; gidiş dönüş 50 ve haftalık 250 lira ediyor; dört haftalık süreç 1000 lira. Yani daha başlarken aylık -1000 liradan başlıyorsunuz ve az olan bir para elinize de geç ulaşıyor. Şimdi o zaman neden yapıyorsun ki denilecek; ben iyi bir gözlemciyim; teknolojinin inanılmaz hızla ilerlediği bu devirde müfredattan geri kalmak istemem bu birinci neden; ama okulda akıllı tahta internetine kablo ile bağlanıyor ve kablo için sınıf sınıf dolaşıp boşta kablo aranması gerek. Ücretli öğretmen olduğum için ki aslında laboratuvar olan okul benim için de oldukça sevindirici bir gelişme ancak giremiyorum. Müdür yardımcısı anahtar bende yok diyor; anlayacağınız üzere ücretli öğretmene bilgisayarlı ortam teslim edilmiyor. Anlatacak o kadar çok konu birikti ki nerden başlayıp nerde bitireyim emin değilim. Paraya elbette ihtiyacım var ve belirli süre sonra aile baskını tahmin edebilirsiniz ancak yaşayan bilir. Öyle ki annem sen yeter ki çalış yol ücreti benden diyordu kart dolum sonrası kara kara düşünmeye başladığını gördüm. Lafın kısası iyiliğe dair umudum yok ancak geleceğe dair düşlere inanırım. İnanıyorum ki her sıkıntının sonunda ferahlık vardır.  

 Öz değerinin farkında olduğunuz ve özgürce hayallerinize koştuğunuz iyi bir yıl olması dileğiyle...

7 Kasım 2024 Perşembe

HERKES ÖĞRETMEN OLMALI MI?

 HERKES ÖĞRETMEN OLMALI MI?

Emily in Paris ile sosyal medya, görünür olmak ve birbirinden güzel mekanlar gibi önemli temalarında kapısı daha net bir şekilde aralandı öyle değil mi? Bu yapımlar eleştirilse de izlemeyi seviyorum. Yorucu olmuyor çünkü hatta bir tık da hadi canım bu kadar kolay mı gerçekleşiyor herşey diyorsunuz. Özellikle bugün üç lisans ve bir yüksek lisans mezunu olarak donanımlı olmadığım gerekçesiyle iş görüşmesinden olumsuz ayrılınca kendi iç muhasebemi yapmaya başladım. Ben bilişim teknolojileri öğretmeniyim bunun yanı sıra da okulöncesi öğretmenliği lisansım da var yüksek lisans sürecimi size anlatmıştım hepsi bir kenara; öğretmenlik yapamıyorum ne ilginç değil mi? Ücretli öğretmenlik için bu dönem çağırılmadım halk usta öğreticilik ise tasarruf tedbirleri kapsamında kurs kotası geldiği söylenmişti. Dün kurs müdür yardımcısı olarak arandım. Bir şekilde artık çalışmak zorundayım çünkü kpss kitap masraflarım bir kenara üniversitelere araştırma görevlisi ilanlarına dahi başvuru yapamadım çünkü İstanbul ve Ankara uçak bileti masraflarımı karşılayacak bütçem yok. Otobüs diyemiyorum ki o zaten onun fiyatı da oldukça pahalı; pıhtı atması tehlikesi yaşadığım için mecburen uçak düşünmek zorundayım. Uzun süre ayakta durmak ya da oturmak tehlikeli. Yani kısacası işe başvuru yapabilmek için bile param olması gerekiyor. Bu yüzden evime 1.5 saat uzaklıktaki halk eğitim merkezi arasa da gidip görüşmek zorunda hissettim kendimi. Benden önce bir usta öğretici vardı elinde dosyaları görünce anladım yine eski öğrencileri kaydediyorlar. Halk eğitim merkezlerinde kurs açabilmek için 12 kişiden oluşmalı en az sınıfınız. Bu sayıyı tamamlamak için gelmediği halde kontrol zamanı (tanıdık öğrenciler tabi ki) çağırılır ya da geçen sene kursta yer alan öğrenciler her ne hikmetse gelecek döneme ya da gelecek kursa kaydettirilir. Ne de olsa bilgiler vardır çünkü; kaydedilenler için sorun değildir çünkü kısır, börek, dedikodulu dersin işlenmediği ortam sonunda ise yeniden sertifika. Gerçekten eğitim almak isteyenlerin kursa gelmediğine üzülürsünüz. Bende tabi anladım bu durumu yeni yeniden. 31 Ağustos tarihinde e yaygın sistemi üzerinden başvurular alınmıştı. Acaba adil davranırlar mı, liyakat olur mu düşünceleri arasında başvuru mu yapmıştım. Adana'nın tüm ilçelerinde bilgisayar işletmenliği kurs için ilk sıradaydım. Yine bir beklentim yoktu ama bir umut... Bugün de müdür yardımcısının odasında diğer usta öğreticiyi görünce anladım olmayacağını. Daima tanıdık ve lise; ön lisans mezunlarına hak tanınır. Nedeni ise; haftada 5 gün kurs ve kurs 31 Aralık son hesaplama yaptığınızda 163 saatlik kurs ücretiniz asgari ücretin çok altında olur. Merkezde kurs açmak çok önemlidir daima kurs merkezinde kurs açacak bilgisayar öğretmeninden kurs ve eğitim beklenmez. Akıllı tahta tamiri, müdürün ve müdür yardımcısının bilgisayarına format atmak, program yüklemek gibi teknisyenin yapacağı işler. Bilgisayar labarotuvarında bilgisayarlar bozuk ise sizin tamir etmeniz beklenir. Bugün öğrendim ki nöbette tutmam gerekliymiş.  Nöbet alanını sınıf gibi ve bahçe gibi düşünmeyin; danışmada güvenliğin yanında durmanız bekleniyor. Bende teknisyen olmadığımı eğitimci olduğumu belirttiğimde müdür yardımcısının zaten yüzünün rengi değişti. Biz saydığım işleri yapabilecek donanımda birini arıyoruz dedi. Bu arada kursun niteliği senelerdir aynıdır. Word, Powerpoint, Excel ki bu programların saati azdır; bilgisayara giriş daha fazladır. Teknoloji bu kadar gelişti; farklı programlar, yapay zeka üç boyutlu yazıcılar bunlar hiç önemli değil; müdürün bilgisayarını tamir etmek önemli olan. Yani vereceğim eğitimin niteliği sorgulanmadı bile. Kendilerine hizmet edecek bir personel arıyorlarmış. Bundan öncesi benim yaşadığım ilçedeki halk eğitim merkezi de telefonda e-yaygın sisteminin formalite olduğunu zaten kursun bilgisayar öğretmeni olduğunu belirtmişti. Cimere şikayet ettiğimde ilk sırada yer almanın önemli olmadığı kurs tasarrufuna göre karar verileceğini yazılmıştı.

Kısaca üniversite mezunu olmak da ayrı bir yük bindirirmiş insanın üstüne. Tanıdık yok ise yapabileceğiniz market görevlisi ya da garsonluk ki duyduğum kadarıyla bazı marketler alımlarda referansınızı soruyormuş. Hayatımda bu kadar aşağılandığım ve niteliklerimin yok sayıldığı bir dönemde olabileceğimi hayal etmemiştim. Gerçi en son hayalim neydi onu bile hatırlamıyorum artık. Notlarım her zaman iyi oldu; üniversite sınavında sözel 2300 ea:28 bin sayısal da ise ilk yüz bine girmiştim. Mezun olduğum bölüme üniversite tavan puan ile birincilik ile yerleştim burslu olarak. 

3.41 not ortalaması ile mezun oldum. Gazi Üniversitesi yüksek lisans mezuniyet notum 3.86... ALES ve yabancı dil saymıyorum bile. Demek ki boşunaymış. Herkes öğretmen olmak zorunda değil deniliyor o zaman öğretmen olarak diplomalarımı ne yapmalıyım.

Yalnızca emeklerime üzülüyorum. 

19 Ekim 2024 Cumartesi

AĞRI DAĞI EFSANESİ


AĞRI DAĞI EFSANESİ

Ağrı Dağı Efsanesi?

Çukurova'yı anlamak isterseniz Yaşar Kemal romanlarını okumanızı tavsiye ederim. Ancak Yaşar Kemal'in diğer romanları, hikayeleri de birbirinden etkileyici. Kendisinin bir derviş ile yolculuğa çıkıp Adana deyimlerini de yer yer aktardığı kitaplarını çok seviyorum. Ama şunu belirtmem gerekiyor ki kitap fiyatları çok pahalı. Genel olarak kitap fiyatları bana artık ütopik geliyor. Bu kitabı da Adana Tuzhan yazımda biraz bahsetmiştim. Oradan 90 liraya satın aldım. Aslında artık fiyat dengem de şaşırdığı için uygun da geldi. 

Kitaptaki çizimler Abidin Dino tarafından resimlenmiştir. Abidin Dino ile Yaşar Kemal'in sohbetinin yer aldığı heykeller belediyenin hemen yanında parkta yer alıyor. Mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Burası bir edebiyat şehridir. Ağrı Dağı Efsanesi 119 sayfadır. Kitap tanıtım bülteninden;

"Bir aşk destanı olan Ağrı dağı Efsanesi geleneklerini Mahmut Han'a karşı savunan Ahmet ile Gülbahar arasındaki aşkı konu alır. Efsanelere ve halk söylencelerine yürekten bağlı Yaşar Kemal'in bu romanı, insan psikolojisinin derinliklerini de içerir."

Fazlasıyla etkilendiğim bir destansı hikaye. Destanla başlayıp bir anda gerçeklikte kayboluyorsunuz sanki bir düş gibi. Kitap hakkında notlarım; sanırım bu cümle ile başlar. Ağrı dağı eteklerinde yaşayan halkın; Ağrı'ya olan sevgisi ve saygısı etkileyiciydi. Şanlı bir at Ahmet'in kapısına gelir. Ahmet, geleneklere göre atı üç kez gönderir ve üç kez de at onun kapısına gelir. Öyle ise at artık onundur; değil padişah kim gelirse gelsin at artık onundur. Ama böylesine güzel bir at elbette bir felaketi de getirecektir. At yörenin zalim beyi Mahmut Han'ındır. Atı teslim etmesini söyler. Verilemeyeceğini söylediklerinde daha da öfkelenir. Öyle ki, bu öfke yalnızca kendini değil herkesi yaralar. Ahmet ile Gülbahar bu süreçte sevdalanırlar birbirlerine. Gülbahar; Mahmut Han'ın kızıdır. Mahmut Han'ın öfkesi ve halkın birlik olmaya karar vermesi ve Ağrı'nın bu adaletsizliğe öfkesi. Kitaptan altını çizdiğim satırlar ise;

"Alışır, alışırsın. Bu dünyada başka türlü yaşamın bir çaresi yok..." 

"Dünyanın ortasında tek başına kalmış bir hali vardı. Yalnız, yapayalnız..." 

"Kederlerin en acısını, en onulmazını taşıyordu."