Sayfalar

15 Eylül 2026 Salı

Yeni Bir Saç Rutinine Hazır Mısınız? Mirissa Lab Saç Derisi Bakım Seti İlk İzlenimlerim


Mirissa Lab Saç Derisi Bakım Seti
Sonbahar eski bir alışkanlığı hatırlatır gibi daha çok yazı paylaşmamı öğütlüyor sanki. Daha düzenli ve daha farklı içerikleri sizlerle paylaşmayı çok seviyorum. Taslaklardaki o karmaşayı da düzenlemek için en güzel mevsim zamanı bu aylar... Sizlerle kullandığım, farklı saç bakım rutinlerime iyi gelen ya da beklentimin altında kalan şampuan, saç kremleri paylaşıyorum. Bu yazımda bir farklılık yaparak set şeklinde ikiliden bahsedeceğim. 

Saç derisi problemleri sanırım birçoğumuzun özellikle mevsim geçişleri döneminde kapımızı çalan en can sıkıcı konulardan biri. Bu geçiş dönemlerinde hem dökülme hem de çabuk yağlanma derken saç derisinin dengesi kolayca bozulabiliyor. Stresi de elbette unutmadan iliştireyim yazıma. Vücudumuzdaki değişimlerin gizli başrolü de bu çünkü. İşte bende artık düzenli bir rutine geçmişken saçlarımda geçsin artık dercesine kozmetik arayışına girmiştim. Tam da böyle bir arayıştayken, son dönemde Instagram'da sıkça karşıma çıkan Mirissa Lab Kepek, Yağlanma ve Dökülme Karşıtı Saç Derisi Bakım Seti ile tanıştım!

İçeriğindeki saç derisini arındırmaya, kepek ve fazla yağı dengelemeye yönelik temiz formül vaatleri direkt ilgimi çekti. Çünkü hepimiz biliyoruz ki saçlarımız canlı ve onun canlılığı da tamamen sağlıklı bir saç derisinden gelmektedir. 

 Ürün tanıtımından;

"Kepek görünümü, hızlı yağlanma, saç derisindeki birikimler ve güçsüz görünen saçlar bakım rutininin tek bir noktadan değil, saç derisinden başlamasını gerektirir. Mirissa Lab saç derisi bakım seti, arındırıcı şampuan ve gece bakım serumu ile saç derisini gündüzden geceye tamamlayan bütünsel bir bakım rutini sunar."

*Fazla yağ ve birikimleri saç derisinden arındırır.
*Kepek görünümüne karşı güçlü bakım sağlar.
*Saç derisinin daha temiz, ferah ve dengeli hissedilmesini sağlar.
*Saçların ağırlaşmış ve sönük görünümünü azaltır.
*Dökülmeye eğilimli saçların daha güçlü ve dolgun görünümünü destekler.
*Saçların daha canlı, bakımlı ve sağlıklı görünmesini destekler.

Kutuyu Açtığımızda İlk İzlenimler:

Paketleme-Tasarım: Ürünlerin tasarımı oldukça şık. Üstelik yorucu bir tasarımı yok. Minimalist tasarımlar daima hoşuma gider. 

Koku ve Doku: Ürünlerin kokusu ferahlatıcı, hiç rahatsız edici veya sentetik hissettirmiyor. Bu benim hassas noktam; bir ürün evet temiz ve yumuşak yapıda olsa da kokusunu hissetmek istiyorum.

İlk Kullanımdan beklentim ise; Şampuan değişikliği olduğu için saçlarımı sertleştirmeden saç derimi ferahlatması. Nefes alması yani. Kullanım sonrası detaylı yorumlarımı sizlerle paylaşacağım.

Şimdilik ilk izlenimlerim bu şekilde! Tabii ki dökülme ve kepek gibi saç derisi problemlerinde kalıcı sonuçları görmek zaman alacak. Ürünün saç döngüsündeki temel etkilerini, ilk kullanımda şampuan değişiminden dolayı o klasik ilk dökülmeyi bile ne kadar kontrol altına aldığını ve yağlanma süresini ne kadar uzattığını görmek için tam 1 ay boyunca düzenli olarak kullanacağım.


Mirissa Lab Saç Derisi Bakım Serum

Bir ayın sonunda "Gerçekten işe yaradı mı?", "Yağlanmayı dengeledi mi?" gibi tüm o akla takılan soruları yanıtlarıyla ve ilk kullanım ve sonraki kullanımlar olmak üzere süreci gözlemlerimle detaylı bir yazıyla tekrar burada olacağım.

Siz Mirissa Lab markasını daha önce denediniz mi ya da saç derisi bakımında favori ürünleriniz neler? Yorumlarda buluşalım.

12 Eylül 2026 Cumartesi

Her Gün Fark Etmeden Yaptığınız ve Enerjinizi Sömüren 6 Psikolojik Hata

Enerji vampirlerine son

2026 yılındayız. Hatta bu yılın bitmesine de üç ay kaldı neredeyse ve son yıllarda fiziksel yorgunluktan çok daha öte bir yorgunluk halindeyiz. Garip bir his değil mi? Gün içerisinde yorucu iş yapmadım ama akşam olduğunda tükenmiş hissetmek..."Bugün de pek şey yapmadım ama neden bu kadar yorgunum?" sorusu size de tanıdık geliyorsa, bu yazımda da biraz konuşalım ve derinleştirelim konumuzu... Yaşadığımız bu sorunun cevabını verirken; sorunun bedeninizde değil, gün içinde zihninizin arkasında çalışan gizli yazılımlarda olabileceğini söyleyebilirim.

Farkında olmadan düşünce yorgunu olabilirsiniz. Her gün tekrarladığımız zihnimizin duvarlarına çarpan alışkanlıklarımız, düşünceler adeta açık kalmış telefon uygulamaları gibi arka planda şarjımızı tüketiyor. Yorgun hissettiren ve yaşama sevincinizi fark ettirmeden sömüren 6 psikolojik hata:

1. Karar (aslında Kararsızlık) Yorgunluğu: En Ufak Şeyi Bile Büyütmek

Düzen, işleyiş hatta kararsızlık kalmaktan hoşlanmama... Bu kelimeler beni tanımlayabilir. Ertesi gün ne giyeceğinizden, öğlen ne yiyeceğinize, hangi e-postaya önce cevap vereceğinizden akşam ne izleyeceğinize kadar gün içinde binlerce karar veriyoruz vermesine de bu kararları gece uykuya dalmadan düşünerek büyük bir enerji harcıyoruz. Evet aldığımız her karar için enerji harcarken önemsiz detaylar üzerine çok fazla düşünmek, günün sonunda asıl odaklanmanız gereken konular için zihinsel enerjimizi bırakmaz. Bunun için bir küçük bir notlarım köşesi olsun hayatınızda. İlk paragraf maddesi ise;

Küçük Bir Adım: Rutin kararlarınızı otomatikleştirin. Haftalık pazar alışveriş listeniz hazır olsun veya gardırobunuzun karmaşıklığa dur diyerek onu sadeleştirin.

2. Mikro Zihin Mantarı: "Hayır" Diyememek

Ah; kibarlık ve nezaket alışkanlığa sahip hassas insanlar... Yükselen terazi olarak kendime çok kızıyorum ben de. Her ricaya, her davete veya her yardım isteyene "evet" demek, kendi sınırlarınızdan çalıp başkalarının hayatına eklemektir. İstemediğiniz bir şeyi kabul ettiğinizde sadece zihniniz değil içsel olarak da zorlandığınız için böyle biraz pişmanlık hatta biraz da öfke duyarak o işi yaparken harcanacak olan enerjiden fazlasını bu hislerle harcarsınız. 

Küçük Bir Adım: Bir talebe anında yanıt vermek yerine "Bir takvimime bakıp sana döneyim" diyerek kendinize düşünme zamanı yaratın.

3. Bitmemiş İşler Etkisi (Zeigarnik Etkisi)

Eksik olan tamamlanmamış her görev, zihninizde açık kalan bir sekmedir. Yerleştirilmeyen bulaşıklar, atılmayan bir e-posta, ödenmeyen bir fatura, artık herhangi bir iletişiminizi olmadığı arkadaşınızdan kalan atılmamış bir eşya ya da yarım kalan bir temizlik... Beyin, bu bitirilmemiş işleri sürekli hatırlatma eğiliminde olur ve bu döngüyü sevmez. Bundan sebeptir ki o his yeni bir iş, yeni bir duruma geçseniz dahi bitmeyen o döngü arka planda sürekli bir zihinsel gürültü ve baskı yaratır.

Küçük Bir Adım: İşlerinizin önem sırasına göre parçalara ayırabilirsiniz. Özellikle 2 dakikadan az sürecek işleri ertelemeden hemen yapın. Uzun sürecekleri ise ertelemeden yapmak için o ilk adımı atın ve maddeler halinde bir listeye yazarak zihninizi rahatlatın.    

4."Zihin Okuma" ve Aşırı Yorumlama

Mesajlaşırken arkadaşınızın yazdığına hemen döndünüz ancak arkadaşınız mesajınıza geç mi döndü? İş yerinde selam verdiğiniz iş arkadaşınız suratını mı astı? Bu soruların cevaplarını düşünmek bile çok gereksiz bir enerji harcamasıdır. Enerjiniz değerli ve bu yaşam enerjinizi; bu durumları hemen kendi üzerinize alıp "Acaba bir hata mı yaptım?" diye saatlerce düşünmek ile neden tüketirsiniz!!! Bu durum sizinle ilgili değildir ve genellikle başkalarının davranışlarının arkasında %90 ihtimalle sizinle alakası olmayan bir sebep vardır.

Küçük Bir Adım: Emin olmadığınız hiçbir varsayımı değiştirilmesi imkansız gerçek olarak görmeyin. Sorun; canın mı sıkkın? Kendini kötü mü hissediyorsun gibi... Ya da akışına bırakmaktan korkmayın.

5. Sürekli Dijital Tüketim ve "Yine Kaçırıyorum" Hissi (FOMO)

Sosyal medyanın hakimiyeti yaşamlarımızda oldukça etkin. Popüler mekanlar, trendler, moda anlayışları ve kaydırılan her ekran, beyninize işlenmesi gereken binlerce yeni uyaranlar gönderir. Başkalarının hayatlarının yansıttıkları o mükemmel, peri masallarını izlerken kendi hayatınızı sorgulamak, fark ettirmeden sürekli ben ne yapıyorum kıyaslama baskısı yaratır. Bu durum zihni uyaran yoğunluğu ile bir alarm halinde tutar.

Küçük Bir Adım: Bunun için en önemli adım aralıklarla sosyal medya detoksu yapın. Örneğin günün ilk 30 dakikası ve son 30 dakikası ekranlardan uzak durarak zihninize yaşam enerji ve farkındalık ritmini bulma şansı verin.

6. Kendinle Toksik Bir Dille Konuşmak

Bir hata yaptığınızda kendinize söylediğiniz ilk şey ne oluyor? "Olmadı, beceremedim", "Zaten böyle olacağı belliydi, yapamıyorum ben" gibi ifadeler, vücudunuzda sanki dışarıdan bir saldırı almışsınız gibi harekete geçen stres hormonlarının inanılmaz güçlü salgılanmasına yol açar. Kendi içinizdeki o  acımasız eleştirmen, enerjinizi dış etken bir insanın  yapabileceğinden çok daha hızlı tüketerek zarar verir

Küçük Bir Adım: Nezaketinizi öncelikle kendinize gösterin. Arkadaşınıza vereceğiniz şefkat veya tanımadığınız herhangi bir insana göstereceğiniz anlayışı önce kendinize göstermeyi deneyin.

Son Söz 

Enerji vampirliği yapan insanlardan uzak durmanız gerektiğinizi kendinize hatırlatın. Yaşam enerjimiz mükemmel ışık ve güç ile bizimle dünyaya gönderilmiştir. Bu enerjiyi korumak, hayatınıza yeni şeyler eklemekten ziyade, enerjinizi sinsice emen bu küçük sızıntıları kapatmakla başlar. Bu 6 madde artırılabilir elbette ancak hangisini en çok yaptığınızı fark ettiniz? Yorumlarınızı bekliyorum...


7 Eylül 2026 Pazartesi

Isana Papatya ve Adaçayı Şampuan İncelemesi


Isana Yeşil Şampuan

Ferah bir hafta başlangıcı olsun. Her anlamda; benim çok da iyi olmayan yaz mevsimini ve bir türlü yazmaya başlayamadığım yazılarımı saymazsak bence güzel bir başlangıç hepimize gerekli. Kimse sormasa da küçük bir dip not gibi iliştireyim yazıma, auralı migren ataklarım AGS sınav sonucu sonrası kendisini hatırlattı. Sonuçların yanlış açıklandığını hala da sonucumda yanlışlık olduğunu düşündüğüm sonucum ile hüsrana uğramadım yalnızca, bastırdığım o yorgunluk stres de kendisi gösterdi. Mesleğim için küçük bir özeleştiri yapayım sonuç herkes için yanlış olsa da sıralamaya giren adaylar asla tepki göstermezler sessizce sistemin onlara ödülünü vermesini beklerler. Yanlışlık sadece bu şekilde davranış değil; yanlışlık en ufak bir sorun gördüğümüzde bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın modunda olmamız. Ne diyeyim... Bu başka bir yazının konusu olsun.

Saç bakımında hem saç derisini yormayan hem de gün boyu ferahlık sunan bütçe dostu bir şampuan arıyorum. Malum işsiz olunca hem cilt bakım ürünlerine hem de saç bakım ürünlerine bütçe ayıramıyorum. Böyle olunca, Rossmann’ın Isana Papatya ve Adaçayı Şampuanı (300 ml) denemek istedim. Yeşil ambalajıyla dikkat çeken bu şampuan, papatya ve adaçayının ferahlatıcı gücünü bir araya getirmiş.

Papatya ve Adaçayının Gücü Bir Arada!

Yaz mevsimini geride bırakmaya başladığımız bugünlerde saçlarımız çevre kirliliği, ısı işlemleri ve şekillendirici kalıntıları nedeniyle ağırlaşabilir. Isana’nın papatya ve adaçayı özlü bu şampuanı, saçları ağırlaştırmadan derinlemesine temizlemeyi ve doğal dengesini korumayı hedefliyor.

Ürün Açıklamasından;

" Normal ve çabuk yağlanan saçlara özel.
*Papatya, adaçayı ve ısırgan otu özü içeren bakım formülü sayesinde saçınıza canlılık ve hacim verir.
*Değerli Panthenol & B3 vitamini saçınıza etkili biçimde işler ve dayanıklılığını destekler.
*Yumuşak bakım kompleksi ve buğday proteini daha güçlü, parlak ve canlı saçlara sahip olmanıza yardımcı olur.
*Silikon içermez.
*Cilde uyumu dermatolojik olarak onaylanmıştır."

Öne Çıkan Özellikleri

Adaçayı ile papatya güzel bir bitki çayı kokusunda. Rahatsız etmiyor kokusu. Saç diplerini adaçayı ferahlığı ile arındırmayı papatya ile canlılık sağlaması sanırım hedeflenmiş. Bu ürünün fiyatı indirimde iken şaşırtıcı şekilde çok uygun. Vegan ve silikon içermeyen ürünlerin yanına yaklaşılmıyor çünkü. Ama... Benim için ama ile başlayan tavsiye edemeyeceğim bir yorumum var ne yazık ki.

Kullanım Deneyim ve Yorumlarım

Isana şampuan serisini kullandığım için seride memnun kalmadığım bir liste olsa ilk sırasına bu şampuanı eklerim. Saç tipime belki de iyi gelmedi. Saç dökülmesi yaşamadım bu sevindirici olsa da her şampuan değişiminde saç alışana kadar bir dökülme olur ya o belirgin olmadı mesela. Ancak saç derim sabah duş aldıktan sonra akşamı bile beklemeden hemen yağlandı sanki. Saçlarımı yıkadığıma emin olamadım hatta. Belirgin kepek sorunundan ziyade yağlanma problemi üzücüydü. Şampuanın sonlarına doğru ise saç derimde küçük sivilce gibi problem de yaşadım. Ürün çabuk yağlanan veya gün içinde ağırlaşan saç yapısına sahip olanlar için; cümlesi bende kullanım sonrası bu etkiyi yaptı gerçekten mi dedirtti. 
Bu anlamda memnun kalmadığım bir şampuan oldu ne yazık ki... Sizler bu şampuanı kullanmış mıydınız? Bu etkiyi sadece bende mi yaptı merak ediyorum. Yorumlarınızı bekliyorum. 

30 Ağustos 2026 Pazar

DREAM TO YOU KDRAMA


(Görsel Pinterest'ten alınmıştır)

Evet; blog yazan kaç kişi kaldık bilmiyorum ama bloğumu ve sizlerle paylaştığım yazılarımı çok seviyorum Bu yazımda da güzel bir kdrama önerisi ile başladım yazmaya. Çayımızı, kahvemizi ki bu sıcaklarda soğuk çay ve kahve de olur alıp ekran karşısına geçirecek güzel bir dizi önerisi...K-drama dünyasında bazı oyuncular var ki gördüğüm anda gülümsetiyor ve o diziyi izleme motivasyonu sağlıyor. Lee Hye-ri benim için tam olarak öyle bir isim. Reply 1988 dizisinde ilk kez izlemiştim sonrasında My Roommate is Gumiho dizisinde izledim.

 Doğal, samimi bir oyunculuğu var. Çok fazla eleştirildiği zamanları da hatırlıyorum. Bu daha çok bence "idol" denen kız grup üyesi ki bence çok da güzel şarkıları da vardı. Girl's Day grubunu duymuşsanız bu grubun maknea'siydi. Yani oyunculuğa sonradan geçen sanatçıların sanki bunu unutturmak zorundaymışçasına çok daha fazla çalışması ve mükemmel oyunculuk yapması bekleniyor ve bu baskı ne yazık ki var. Ama bu yazımda son zamanlarda radarıma takılan Dream to You dizisinden bahsedeceğim. 

Dream to You Dizi Konusu

Hwang In-youp, Lee Hye-ri, Baek Sung-chul ve Lee Yul-eum'un başrollerini paylaştığı Dream To You dizisi romantik komedi türünde. Güncel bir dizi ve 18 Ağustos'da son bölümü yayınlandı. Artık kore dizileri 16 bölümü görürsem seviniyorum bu dizi de 12 bölümden oluşuyor. Dizi hayali gerçekleştirmiş bir film yönetmeni olan Woo Soo-bin(Hwang In-youp) ile geçim sıkıntısı yaşayan ve çoktan hayallerini unutmuş bir muhabir olan Joo Yi-jae'nin 15 yıl sonra bir araya gelmelerini konu alıyor.

Oyuncular ve Karakterler

Hwang In-youp; Woo Soo-bin rolünde. Kore'ye dönüşü görkemli olmuş bir film yönetmeni.

Lee Hye-ri; Joo Yi-jae olarak bu dizide bir gazeticiyi canlandırıyor.

Baek Sung-chul; oyunculuk yapmayı çok isteyen ama kamera karşısında dilediği gibi bir türlü olamayan Shim Yoo-geon rolünde.

Lee Yul-eum; iyi bir çıkış yapan kariyerinde yükselişi devam eden Oh Ha-na rolünde.

Dizi Yorumlarım

Her kdrama artık izleyemiyorum. Sizlere tavsiye yazılarım için daha çok sevdiğim ve özlediğim o samimi karakterleri içeren dizileri paylaşmayı da seviyorum. Hwang In-youp çok sevdiğim bir oyuncu. Family By Choice dizisini en son sizlerle paylaşmıştım. İkili arasındaki kimyayı sevdim. İlk bölümler romantik bir drama yerine hüzünlü bir sanat filmi hissettirse de sonraki bölümlerde o yavaş akış hızlandı. 

Sizler izlediniz mi bu diziyi? Yorumlarınızı bekliyorum...

24 Ağustos 2026 Pazartesi

ESKİ ADANA SOKAKLARINI BERABER GEZELİM


ADANA ULU CAMİİ KAPISI
Suyun ve Güneşin başkenti Adana... Tarihten bu yana adı değişmeden kalmış bir şehir. Adana, Adania, Adanus demişler. Bu şehir çok özel bir şehir. Şehrin ruhu da Eski Adana'nın kalbinde. Adana Ulu Camii'nin kapılarından birisi... tarih notlarım der ki; yapımına Ramazanoğlu Halil Bey tarafından 1509'da başlanan Ulu Camii; Halil Bey'in vefatı üzerine oğlu Piri Mehmet Paşa 1541 yılında tamamlamıştır. İkisinin de mezarı caminin güneydoğusundaki 1541 tarihli türbededir. Cami; 1998 yılında Adana-Ceyhan depreminde hasar görse de 1998-2004 tarihleri arasında onarılıp ibadete açılmıştır.
Adana Turu için;
Bahar aylarını tercih ederseniz hem o inanılmaz nemli hava olmadan her yeri gezersiniz hem de Adana'nın favori mevsiminde bahar başka şehirlerin yaz mevsimi derler ama; esintili hafif bir ceket ile Nisan ayında baharı gerçekten izleyebilirsiniz. Genelde Taş köprüden başlar gezi turları ama eski Adana evleri, tarihi camiler, hatta konaklar ve restore edilmiş sokaklarda zamanı durdurabilirsiniz. Kebap için zaten bir yer özellikle diye öneremem ama turistik, Instagram'da çok övülen yerlere genelde şehri gezmeye gelenler gidiyor. Kebap için belirli bir standart var çünkü; o ortalamanın altında kalan her yer bilinir. Bir Adana'lı olarak şunu da belirtmek isterim ki Adana Kebap servisinde bulgur pilavı asla yani asla göremezsiniz. Bu sanki Kebap ile doymayacaksınız ondan gramaj düşük ama belli olmasın diye yanına pilav konması bilemiyorum nasıl birşey. Ama iyi kebap öncesinde salata kültürü de çok yoğun olduğu için ki az salata veren yerler kişisel olarak tercih etmem. Mor lahana salatalı yeşil salata, domates ezme, yeşillikler, soğan pişmiş ve pişmemiş salatası ayrı ayrı ek olarak da közlenmiş biber ve domates verilir. Bu standart olan ama kimi yerler ki çok sevdiğim benim de yerler var. Babagannuş ile kaşarlı mantar puf pide ek olarak makarna da ikramlık veren yerler var. 

ADANA KADIN KOOPERATİFLERİ BİRLİĞİ

Adana Kadın Kooperatifleri Birliği
Instagram'da bu ara reels videolarım keşfete düşmese de aslında Ulucami civarına Adana Kadın Kooperatifleri Birliği'nde kahve içmek için gitmiştim. Sonrasında başka bir yerde akşam yemeği yiyecektim. Türk kahvesi birçok mekandan ki kahve fiyatları almış başını gitmiş inanılmaz rakamlar menülerine ekleyen yerler var. 100 lira gibi bir fiyat ile güzel, lezzetli bir Türk kahvesi içtik. Yanındaki reyhan şerbeti uzun zamandır ev lezzetinde bir şerbet içmemiştim bu sıcaklarda harika geldi. Sadece biraz da soğuk olmasını tercih ederdim. Yanındaki küçük ikramlık da güzeldi.

ADANA TARİHİ ZİRAAT BANKASI
Adana Tarihi Ziraat Bankası Şubesi
Akşam yemeği için gidilecek mekana yürümeye başladığımda sizlerle tarihi Adana Ziraat Bankası Şubesini paylaşmak istiyorum. 1929-193 yılları arasında inşa edilmiş ve Adana'nın düşman işgalinden kurtuluş tarihi olan 5 Ocak gibi özel bir günde 1931 yılında resmi açılışını yapmıştır.

ADANA SOKAKLARINI GEZEN CAMDANDUSLER
Bu fotoğrafımı eklemekte kararsız kaldım; neden olduğunu anlamıyorum ama bu fotoğraflar bir şekilde alınıp hatta çalınıp scam kıyafet mağazalarında kullanılıyor. Ne diyeyim... Google da herhangi çözüm bulmuyor. Yine de neden ekledim? Son zamanlardaki hayatım bu şekilde sanki. Kapalı bir kapı önündeki küçük bir alanda oturmuş bekliyorum. Zaman, insanlar ve belki de hüzünler; yavaş yavaş örselerken...
Sonuç olarak yine de bu şehir sıradışı bir şehir. Gezmek için mutlaka rotanıza eklemelisiniz... Sizce de öyle mi?


17 Ağustos 2026 Pazartesi

Hizmetçisinin Hikayesi orjinal adıyla История его служанки


Hizmetçisinin Hikayesi
(Görsel Google Görsellerden alınmıştır)

Biliyorum yazma sıklığım azaldı bu yaz... Oysa sizlerle paylaşmak istediğim yığınla yazım var. Hep derim ne yazmaya karar verirsen ver son kararı kalemin verir ve bende bugün kendimi sizlerle izlediğim bir Rus dizisinin yorumlamasını paylaşmak isterken buldum. Kdramalar şöyle bir köşede dursun demeyeceğim güzel ve anlamlı bulduklarımı sizlerle zaten paylaşıyorum ama... İzlediğim ilk Rus dizisi; Hizmetçisinin Hikayesi orijinal adıyla История его служанки beni kendine bağlamadı sadece inanılmaz karakterleri sevdim. 

Dizi 1.sezon çevrilmiş sanırım 90 bölüm olduğu da söyleniyor. Birileri dizi tavsiye ettiğinde acaba onun aldığı bu heyecanı bende hissedebilir miyim diye düşündüğünüzü biliyorum. Şunu söylemek isterim dizi de bir Rus klasik roman okuyor gibi hissettiğiniz anlar da olacak ve modernitenin de yer yer serpiştirildiği alanlarda... Bu anlamda tarihi dizi sevenler için listenize eklemelisiniz. 

Hizmetçisinin Hikayesi orijinal adıyla История его служанки

Dizi Konusu

19.yüzyıl Rus aristokrat döneminin o sert ve kurallarla dolu dünyasında hayran kalacağınız bir aşk hikayesi... Anya ve Nikolay'ın arasındaki o çekim seyirciyi kendine bağlamıyor yalnızca hikayenin ilerleyen sayfalarını da merak ettiriyor. 

Hizmetçisinin Hikayesi Anya
(Görsel Google Görsellerden alınmıştır)

Anya; babasının aristokrat soy adını ve malikanelerini kaybetmesinin ardından Nikolay'ın yanında onun hizmetçisi olarak çalışmaya başlıyor. Oldukça gururlu ve saygın bir karaktere sahip. Babasının borçlarının silinmesi karşılığında Nikolay'ın hizmetçisi olsa da çok da hizmetçilik yapıyor diyemem hani :)

История его служанки
(Görsel Google Görsellerden alınmıştır)

Nikolay Şeremetev; savaştan dönen bir asker. Yaşadıklarının ağır bir etkisini taşıyor. Zaman zaman dizide bu etkileri görüyoruz. Bir yıl içerisinde ise ailesinin mirasını alabilmek için evlenmesi gereken bir kont. Dürüst bir insan; lafı dolandırmayı da hiç sevmiyor.

İkili arasındaki gerilim hafif bir sinir olma durumundan birbirlerinden içten gelen bir etkilenme ile güzel bir aşk hikayesine evriliyor. Dizi güncel ve ne yazık ki çoğu yerde çevirisi yok bende bir blog yazarının bu diziyi çevirip paylaşması ile gördüm. Arama motoruna hizmetçisinin hikayesi blog yazarsanız zaten sizlerde görürsünüz. Rus dizileri benim için de yeni. Öncelikle 

Dizi Hakkında Yorumlarım;

Anya ilk 5-6 bölüm yordu gerçekten. Nikolay'ı duygusuz ve ruhsuz olmakla eleştirirken Nikolay'ın ona hiç saygısızlık yapmaması ile kalbimi fethetti. Yani Gurur ve Önyargı kitap, film, dizi ile dönem aşklarına sevgim çok başka. Bu dizide de Anya; soyadının kullanım hakkını kaybetmiş olsa da zaten aristokrat olarak yetiştirilmiş. Birkaç dil biliyor ki dizide yer yer Fransızca konuşmalara aşina olacaksınız. Piyano çalıyor, matematik biliyor ve oldukça da çekici bir kadın. Nikolay ise tam dönem dizileri yüzüne sahip. Uzun boylu; karizmatik ve ses tonu ile etkilenmemek imkansız. Anya evinde hizmetçi olsa da tüm yük Anya'nın evlerinden yanında getirdiği Simka'nın üzerine. Anya bir bölümde yemek yapamıyor ve Nikolay zaten yemek yapması gerekmediğini söylüyor; onun üzüldüğünü görünce. Bir de Potap karakterimiz var. O da Nikolay'ın kovsa bile köyüne dönmeyen yardımcısı aslında arkadaşı. Dizi ekonomik çekilmiş bunu belirtiyorum çünkü stüdyo olduğu bazı alanların o kadar belli ki. Bridgerton dizisinde bu durumu hissetmiyorsunuz. Mekanlar oldukça sınırlı kimi kısımlarda ise klasik bir roman okuyor gibi hissediyorsunuz. Hoşuma gitmeyen taraflar elbette var yer yer aldatma konusu sanki sahip olamadığın, sonunu pek düşünmek istemediğin bir dilek gibi. Ama o kült değerlerden de kesinlikle vazgeçilmiyor bu ne ikilem? 

Şimdilik yorumlarım bu kadar. Elimden geldiğince sizlerle daha fazla yayın paylaşmak istiyorum. Güzel bir hafta sizlerle olsun.

8 Ağustos 2026 Cumartesi

Keşfedilmesi Gereken Bir Grup: Karm6

Karm6 ve Serdar Ortaç Ta Burama şarkısı kapağı

(Görsel Google Görsellerden alınmıştır)

K-pop popülerliğine bir ara verelim. Son dönemde bizim de artık gruplarımız var. Evet; eskilerden Ayna, Yüksek Sadakat, Grup 84, Manga, Mor ve Ötesi ki bu gruplar benim için hala efsanedir. Ama Hepsi grubuyla da büyüdüğümü hemen belirtmek istiyorum. Hatta grubun kasetini bana arkadaşım hediye almıştı ne kadar mutlu olmuştum. 4 Yüz grubunu da tabi unutmayalım hatta ilk karma grubumuzdu. K-pop gruplarından da her zaman Wondergirls, Girls Generation, 2PM, MissA, Twice daha sayamayacağım kadar grup takip etmişliğim vardı. Ama Twice gruunu özellikle Sixteen yarışma programında ilk kez takip edip; o yarışmadan sonra oluşturulmuştu grup ki So-mi'nin gruba alınmamasına çok üzüldüğümü hatırlıyorum. Popülerliği inanılmaz şekilde artmıştı. Ama K-pop dünyasında nesil nesil adlandırdıkları o gruplardan son zamanlarda ilgimi çeken yok. Hatta Girls Generation yeniden bir şarkı yayınlasa ne güzel olurdu diyorum kendimce. Müzik dünyasında büyük bütçeli prodüksiyonlar ve her gün karşımıza çıkan popüler isimlerin arasında, kendi imkanlarıyla kaliteli ve samimi işler üreten bağımsız grupları fark etmek bazen zorlaşabiliyor. Gfriend grubu da böyle bir gruptu benim için. 

Onların popüler olma hikayesi konser fancam videosu ile olmuştu ki; bu grubun Rough şarkısı senfoni orkestra ile çalınmıştı bir müzik töreninde böyle bir kalite K-pop için muhteşem bir inci gibi parlıyordu. Ama dağıldılar ne yazık ki... Ne diyelim artık bizim de gruplarımız artıyor ve bende tam da bu noktada, hem kendi çizgisini koruyan hem de ürettiği dinamik sound ile dikkat çeken harika bir grup tavsiye ile karşınızdayım: Karm6.

Metronom Akademi Yarışmasından Gelen İvme

Müzik yolculuklarında önemli bir dönüm noktası olan Metronom Akademi yarışması, Karm6'nın oluşum hikayesini başlattı. Metronom akademi yarışması youtube de yayınlıyormuş ben son iki bölümüne tiktok ile izlemeye başladım. Crop Top şarkıları hem eleştirilip hem de beğeniliyordu aa yarışmadaki videolarından o zaman bakayım derken son iki bölümde yakalayabilmişim. Hatta fırsatınız olursa grubun keşke benim olsa şarkısının ilk hali; erkekler seslendirmişti şarkı inanılmaz akılda kalıcı. Büyük prodüksiyonlar kenara tamamen yetenek ve emekle öne çıkan grup, yarışma sürecinde sergilediği performansla dikkatleri üzerine çekmeyi çoktan başarmıştı. Kısıtlı imkanlar ile de olsa harika bir ilerleyişleri var. Keşke benim olsa ile çıkış yaptılar ama İhtimal ile inanılmaz bir ivme kazandılar. İhtimal şarkısı hala dinliyorum hala... Tam bir yaz şarkısı ve grubun vokalleri gerçekten güçlü. Özlem, Adilcan, Ezgi, Cesuku, Ada ve Erdeniz'den oluşan bu grupta ana dansçı, rapper herkes kendini geliştirmeye devam ediyor. Yarışmada Özlem; Big5 sürecinden tanınırlığı vardı ama İhtimal ve son yayınlanan Ta Burama şarkısı ile ses kalitesinin güzelliği daha ön plana çıkmış. Ada; biraz eleştirildiğini okumuştum yarışma sürecinde yorumlarda ama gerçekten grupta harika dikkat çekiyor. Sesi yumuşak ve dans ederken mimiklerini kullanmaya başlamış çok tatlı. Ezgi, müzik öğretmenliği mezunuymuş ve grubun ana dansçısı ve rapper; İhtimal şarkısından ses kalitesi çok iyiydi. Erdeniz; Türk pop ses kalitesine sahip sesi ve dinlerken hem fark ediliyor hem de grubun Tarkan'ı diyorlar bence çok haklılar... Cesuku da inanılmaz dansçı ve Adilcan sanırım hem grubun görsel anlamda hem öne çıkanı hem de ana vokali. 

Sürpriz İş Birliği: Serdar Ortaç Teması ve Yeni Dinamizm

Karm6’nın  Serdar Ortaç ile işbirliği şarkısını dinlediniz mi? Grubun bence diskografisinde en çok öne çıkan ve dinleyiciyi yakalayan hamlelerden biri ise Serdar Ortaç ile imza attıkları iş birliği oldu. Pop müziğin ikonik ismiyle yapılan bu beklenmedik buluşma, ortaya oldukça enerjik ve akılda kalıcı bir iş çıkardı. Serdar Ortaç; Şeytan, Dansöz, Poşet bu üç şarkıyı hatırlıyorum ve bana yazın o eski enerjik mutlu zamanlarını da hatırlatıyor şarkılarıyla. Kendisi Türk Pop müzik dünyası için çok öenmli bir sanatçı. Kendi söz ve yazarlığını yaptı Ta Burama şarkısının sound'u, grubun kendi tarzıyla birleştiğinde bugün 2.gün 7 ağustos 2026 cuma saat 00.00 da lansman ile yayınlandı ve dinlediğim tek şarkı. 

Neden Dinlemelisiniz?

Samimi, dinamik ve emek kokan bu tarz projeleri desteklemek Türk müzik sahnesinin çeşitlenmesi açısından çok kıymetli. Yeni, farklı kendini geliştiren grupları dinlemeyi ve sizlerle de paylaşmayı seviyorum. Hem de Karm6, bende önümüzdeki dönemde adından daha sık söz ettireceğe benziyor. Vokal kalitesi çok iyi ve globale de hitap etse de Türk pop müziği bayrağı ile hitap edecek bence; müzik ritim tını, şarkılar bana tamam yaş almış olsam da :) 2000'ler popu çok güzel anımsatıyor. Umarım daha farklı sanatçılarla da işbirliği yaparlar.

Sizler ne düşünüyorsunuz; yorumlarınızı bekliyorum...

30 Temmuz 2026 Perşembe

ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ

Doğum gününde hüsrana uğramanın tesellisini aramak

Çok da uzak olmayan bir dün'de doğum günüm vardı. Aslan burcu olmanın zor taraflarından uzun uzun bahsederdim ama o sonraki yazılara kalsın. Doğum günümde yazımı yazmak isterdim; İyi ki doğdum cümlesi ile başlayarak ama doğum günümü de unutturan bir Akademi Giriş Sınavı'nı atlattım. İnsan senelerce girince alıştı zannediyor ama hayır artık kendini bir Truman Show'da gibi hissetmeye başladığını anlıyorsun. Her sene değişmeyen bir kader gibi kaç puan alırsan sana atama yok deniliyor. Ama tuhaf bir şekilde bu sınav sonrası "tamam" dedim buraya kadar. Olmuyorsa eğer olmayan bir yolu zorlamanın ne manası var. Asla ayırt edici olmayan sorular ile çalışsan da aynı sonuç çalışmasan da...

Durum böyle olunca doğum günümü de; doğum günüm gibi hissetmedim. Doğum günü notlarım ile başlayan cümleler kuramayacağım. Ama yazmaya da ara verdiğim için kendime pek bir kızıp oturdum yazmaya. Öyle bir geçer zaman ki; mevsimlerin değişimini de anlamaz, aynadaki yüzünüze bakar ve tanıyamazsınız. Büyüdüm mü, yaşlandım mı, tükendim mi...Sorular şöyle köşede dursun bu yaşımdaki olgunluğumu da sevdiğimi belirtmek isterim. "Değer vermeyi bilmeyen değer de göremez" cümlesinin değerini bir derece daha anladım. Hayatımda bana değer vermeyen insanlara yer vermeyi bıraktım. İster çocukluk arkadaşı isterse yakın bir tanıdık olsun... Önemli değil artık.

Zamanın birinde ile başlayan çok fazla cümle kurmasam da zamanın birinde değer verdiğim tanıdık, sevdiğim bir çok insana saygımı ve sevgimi kaybettim. Doğum günümde ve yeni yaşımda öğrendim. Küçük bir doğum günün kutlu olsun mesajı yazmayan, kendini dev aynasında gören egosuyla fazla muhabbet eden insanlara hayatımda yer yok dedim. Fazla "hin" fikirli insanlara da tahammülüm kalmadı. 

Acı yoldan öğrenmemek gerekiyormuş bu hissi. İnce düşünceli ve nazik olmanın, hassas olmanın insana yaramadığını... Brukizm(diş sıkma) bende boyut atlarken(yemek yerken sürekli tetikte olmak), kas ve boyun ağrıları; iyi bir çene cerrahı bulamamak, araştırma hastanesine randevu aramak kesintisiz ancak sonuç alamamak ve iki senedir kontrol edilen troidin; hormonal düzeyde normal ancak boğazımda 8 mm nodülün bu sene anlam veremediğim şekilde 20 mm denilmesi ile öyle bir geçer zaman ki dedim. Zaman suratıma vura vura öğretti, gereksiz üzüntülere gerek olmadığını. 

Tabi güzel şeyler yok mu; elbette var. Şükrettiğim, mutlu olduğum hayatın detaylarını çok seviyorum. Bugün inanılmaz bir doğum günü hediyesi aldım hem de üniversite ev arkadaşım göndermiş. Aklımdan bu doğum günümde sürekli mavi menekşeler geçiyordu; fırsatını bulur bulmaz kendime bir buket alacaktım. Arkadaşım da belki bunu hissetti belki de kalbinden uzanan bir ince düşünce ile Lego; solmayan birbirinden güzel içerisinde mavinin de yer aldığı çiçek seti göndermiş. En kısa zaman da tamamlayıp sizlerle de paylaşacağım...

14 Temmuz 2026 Salı

Geri Dönüşü Olmayan Nokta: En Son Üzerini Çizdiğiniz Arkadaşlığınız Neydi?

kakaolu kek tarifleri

Biliyorum, sıklıkla yazamıyorum artık buraya. Birçok neden sıralayabilirim ama asıl neden kendimde o enerjiyi bulamamam aslında... Sınavlarla geçen koskoca bir yaz, tüm psikolojik ağırlığıyla üzerimde. Ama bugün bu yazıyı; geçenlerde X/Threads uygulamasında gezinirken denk geldiğim, notlarım sayfama eklediğim ve beni uzun uzun düşündüren bir soru üzerine inşa etmek istedim:

"En son üzerini çizdiğiniz arkadaşlığınız neydi?"

Bazı ilişkilerin bitişi davulla zurnayla, büyük kavgalarla ya da hiç bitmeyeceğini düşündüğünüz o fırtınalı vedalarla olur. Peki arkadaşlıklar da sizce öyle mi? Bence kimi arkadaşlıkların bitişi çok daha sessiz, daha derinden ve hatta çok daha kırıcıdır. Yaşanılan olaylar birikir, o bardak çoktan dolmuştur ve sadece taşmayı bekliyordur. Bir sabah uyandığınızda o beklenen son damla gelir ve taşarsınız. O insanın artık hayatınızda hiçbir yerinin kalmadığını anlarsınız. Ve o defter, bir daha asla açılmamak üzere kapanır.

Bir Arkadaşlık Neden Biter?

Hayatımda kalıcı bağlar kurmak daima çok önemli bir yer tuttu. Uzun süreli her ilişki; benim için bağ kurduğum en ufak bir defter, o defterde aldığım notlar ve o notlarda yer alan güzel anılar kadar değerlidir. Değerliydi de...

Kimse durup dururken yirmi senesini geçirdiği, paylaştığı yıllarını, kahkahalarını ve en mahrem sırlarını bir anda çöpe atmaz. Ama büyümenin getirdiği o olgunlukla, nihayet "Yeter" dediğim bir süreci yaşadım.

Geçen sene burada "toksik arkadaşlık" üzerine bir yazı paylaşmıştım. Hatırlayanlar olacaktır; defalarca sormama rağmen hissetmiş, hatta rüyamda bile görmüştüm; o insan evlilik sürecinde olduğunu benden saklamış, hatta açıkça inkar etmişti. Tam da o dönemde, yüksek lisans mezuniyetim sonrası oluşan ciddi sağlık problemleriyle boğuşurken ufacık da olsa bir "İyi misin?" mesajı beklemiştim ondan.

Neredeyse iki ay boyunca yerimden kalkmadan tez yazdığım için bacağımda varis oluşmuş, pıhtı riskine karşı kan sulandırıcı kullanmaya başlamıştım. Üstelik bende kansızlık da vardı; olan kanım da bu süreçte gidince, ücretli öğretmenlik yaptığım okulda sınıfta baygınlık geçirdim. Bayıldıktan sonra kendime gelirken hissettiğim o kas uyuşması, sıfırlanan tansiyon ve kulak çınlamasıyla "Bir daha yaşanmasın" diye dua ederken, insan çevresinden sadece güzel dilekler ve bir destek bekliyor. Yalnız olduğumu iliklerime kadar hissettiğim o altı ay, meğer bardağın dolma evresiymiş.

Öğretmenlik için (maalesef atama sisteminde pek bir anlamı olmayan) 82.304 gibi güzel bir puan aldığımda sonucumu onunla da paylaşmıştım. Aradan zaman geçip taşlar yerine oturunca daha net anladım ki, içten içe bariz bir kıskançlık varmış ortada. Kendisi iç mimarlık mezunuyken benimle birlikte ikinci üniversite kapsamında çocuk gelişimi okumuştu. Senelerce bana, "Çalışmayan bir insan olduğun için puan alamıyorsun, ben istesem rahatlıkla 90 ve üzeri alırım" deyip dururdu. Meğer içten içe beni bir rakip olarak görüyormuş. İnsan, kendi alanıyla alakası olmayan bir yere geçip "öğretmen" kelimesini sizden daha çok sahiplenince anlıyor bazı şeyleri. Atanamadığım için sanki bu sıfatı kullanmaya hiç hakkım yokmuş gibi hissettirmişti bana.

Sonrasında yine o meşhur rüyalarım devreye girdi; kendisini öğretmenlik yaparken görüyordum rüyamda. Sorduğumda yine inkar, ama öyle bir inkar ki neredeyse sorduğuma pişman olup "Ya kusura bakma, yanlış anlamışım" dedirtecek cinsten... Sonunda haklı çıktım mı? Evet. Kasım ayında, Öğretmenler Günü'nde Instagram'a hikaye ekleyip onu neden kutlamadığımı, güya onu nasıl kıskandığımı ima eden tavırlara girdi. Ondan sonra olaylar zaten koptu. Narsist insanlar her zaman kendilerini haklı görürken, çevrelerinde sırf kendi çıkarları uğruna onlara yaranmaya çalışan insanları toplarlar; haklılıklarını ispat etmek için bir vitrin kurarlar.

Asıl bu sene arkadaşlığımı tamamen bitirdiğim kişi ise, işte o geçmiş olaylarda ona yaranmaya çalışan, o vitrinin bir parçası olan diğer insandı.

Benim Hikayem: Vitrinlerin ve Riyakarlığın Sonu

Bahsettiğim bu son kişi son derece ısrarcı biridir. Hayatta her istediği kendisine altın tepside sunulduğu için başkalarının durumunu, acısını anlayamaz. İşine gelmeyen her şeyi "Aa, bende unutkanlık var" diyerek kendi lehine çevirir. Lise döneminde de böyleydi ama benimki de işte temiz kalplilik, saflık... Onun için "günlük, haftalık, aylık arkadaşlıkları var" derdim, keza haklıymışım da.

Dönem dönem işine nasıl gelirse öyle davranır; her ciddi ve önemli konusunda mutlaka beni ararken, kahve içmeye o az önce bahsettiğim "inkarcı" arkadaşla giderdi. Ne yazık ki dörtlü bir arkadaş grubu gibi olduğumuz için "Aman bunca senenin hatrı var, çevre etkilenmesin, düzen bozulmasın" diyerek sustum. Şimdi o emeklerime, o sabrıma çok üzülüyorum.

Her şeyin altın tepside sunulduğu bu insan, kendisini daima o kadar haklı ve masum zannediyordu ki, beni o diğer arkadaşın düğününe götürebilmek için çok uğraştı. Güya "sorun olmasın, bunca senenin hatırı var" kafasındaydı. Ama benim o tavırdan anladığım tek şey şuydu: "Senin ne yaşadığının, ne hissettiğinin hiçbir önemi yok. O düğüne katılman gerekiyor ki fotoğraflar çekilelim, dışarıya karşı o 'iyi, kusursuz vitrinimiz' devam etsin."

Diyorum ya; işi düşmedikçe bir fotoğrafı bile beğenmeyen bu insanı, geçenlerde o evlenen arkadaşın evinde, liseden diğer kişilerle birlikte gördüm. Arkasından yine dışarıda başka bir etkinlik... İşte o zaman çok net anlıyorsunuz: Birini en yakın arkadaşınız gibi hissedersiniz ama o hissettiğiniz kişinin yakın arkadaşı aslında siz değilsinizdir.

Eğer bu durum açık yüreklilikle ve dürüstçe yaşansaydı inan fazlasıyla saygı duyardım. Ancak birbirinin arkasından bu kadar konuşup, sonra hiçbir şey olmamış gibi bir araya gelmek bana çok büyük bir riyakarlık gibi geliyor. Bitmek bilmeyen bir vitrin oluşturma çabası...

Gördüklerimin ve nihayet anlayabildiklerimin ağırlığı, yaşadığım pişmanlık ne yazık ki bir süre daha benimle kalacak. O "her şey altın tepside sunulan" insanın nişanına, düğününe insanları toplayıp kendi arabamızla götüren bendim. O "yancı" diye bahsettiğim diğer insan ise sessizce ve sinsice hep bir yerlere götürülmeyi beklerdi. Doğumuna koştur koştur yine ben gittim. Mevlüdüne, daha sayamayacağım pek çok anına... Hele grupta bir başkası daha var ki, sırf nazar değmesin diye her şeyini saklayan, yurtdışına gittiğini ancak bizi oradan aradığında öğrendiğimiz biri...

Düşünüyorum da; açık, dürüst ve samimi olmak benim hatamdı belki de. Sinsice ve gizlice işlerini yürütenler bu dünyada hep kazanıyor gibi görünüyor. Ama yine de heybemde kalanlarla, arkadaşlık ilişkilerinde dikkat etmemiz gereken bazı kırmızı bayrakları (red flags) buraya bırakmak istiyorum:

  • Tek taraflı çaba: Sürekli sizin aradığınız, karşınızdakinin ise sadece kendi ciddi sorunları olduğunda sizi hatırladığı ve saatlerinizi feda ettiğiniz o denge bozukluğu varsa,

  • Gizli haset: Başarınıza içtenlikle sevinemeyen, her güzel haberinizde yüzü düşen, sizi aşağı çekmeye çalışan o "arkadaş" maskeli insanlar çevrenizdeyse, bu ilişkileri bir değil, bin kez düşünün.

Son olarak: Kendimize Verdiğimiz Değer

Bir arkadaşlığın bitmesi, sizin kendinize duyduğunuz saygıyı azaltmaz. Aksine bu; benliğimizin, değerimizin o toksik insanlar tarafından yok edilmemesi için verdiğimiz asil bir mücadeledir.

Size her şeyden şikayet eden o insanlardan uzak durun diyecekler belki de. Sizi suçlu hissettirmeye çalışacak, sanki asıl sorunlu olan sizmişsiniz gibi lanse ederek kendi kusursuzluklarını ispatlamaya çalışacaklar. Buna asla boyun eğmeyin. Yaratıcı sizi binlerce ihtimal arasından bu dünyaya başkalarının riyakarlıklarına katlanın diye göndermedi.

Hayat; enerjimizi sömüren, bizi değersiz ve yetersiz hissettiren insanlara harcanmayacak kadar kısa ve değerli.

Şimdi sözü size bırakıyorum. Bu soruyu buraya taşıyorum:

Sizin en son üzerini çizdiğiniz arkadaşlığınız neydi? Bardak hangi olayla taştı ve o kalın duvarı tam olarak ne zaman çektiniz?

Gelin, yorumlarda buluşalım, biraz dertleşelim...

7 Temmuz 2026 Salı

Isana Professional Hyaluron Asit İçerikli Saç Bakım Kremi

Isana Professional Hyaluron

Yaz tatil planlarınız için bavullarınızı hazırlıyorsunuz ya da küçük bir "ben" alışverişi zamanıdır. Ertelenen bakımlar; ürünler ya da indirime girmesi beklenenler. Şu zaman diliminde ne yazık ki herşey çok pahalı ve çok pahalı bir hayatı ne yazık ki kalitesiz yaşıyoruz. Yüksek fiyata sahip birçok ürün kullanıcı memnuniyeti anlamında sınıfta kalabiliyor.  Böyle olunca denediğim ürünler arasında memnun kaldıklarımı mutlaka sizlerle paylaşıyorum. Bu yazımda da Isana Professional Hyaluron Asit İçerikli Saç Bakım Kremi Leave In 100 ml hakkında biraz konuşmak istedim.

Isana Professional Hyaluron 

Ürün Açıklaması:

"Cansız ve yıpranmış saçlara özel olarak geliştirilen özel formülü sayesinde Isana Professional saç kremi, nemlendirici içeriği ile saçı yumuşatır ve esneklik kazandırır. Hyaluronik asit, provitamin B5 ve betain içeren yüksek kaliteli formülü sayesinde saçı değerli bileşenlerle besler, bakım yapar ve saçın sağlıklı bir görünüm kazanmasını sağlar. Saçınızda ağırlık hissi oluşturmadan yumuşaklık verir ve daha sağlıklı bir görünüm oluşturur. Aynı zamanda taramayı kolaylaştırır ve parlaklık sağlar. Isana Hair Professional Hyaluon&Care, hoş koku aroması ile gün boyu kalıcılık sağlar ve etkisini uzun süre gösterir. 

*Tüm saç tiplerine uygun formülü ile kökten uca etki eder. %100 mikroplastik içermeyen ve silikonsuz içeriği sayesinde güvenle uygulayabilirsiniz.

* Sprey başlığını koruyan özel kapağa da sahiptir. Isana Hair Professional Hyaluon&Care havluyla kurutulmuş nemli saçınıza uygulamalısınız. Uyguladıktan sonra durulamamanız gerekir."

Ürün Hakkında Yorumlarım;

Bu ürünü yakın çevreme tavsiye ettiğim özelliklerini sizlere de aktarmak istiyorum. Güncel fiyatı 159 lira indirimli şekilde fiyat performans anlamında oldukça yüksek bir puan verebilirim. Hyaluron saç tellerine ve saç derisine yoğun nem kazandırır, bilindiği üzere. Ayrıca kuru, nemsiz ve mat saç tellerini neme doyururken kabarmayı ve elektriklenmeyi önler. Saç tellerini yumuşatır. Bu ürünü de nemli saça uygulandığında oluşturduğu pozitif anlamda etki başımı döndürdü. Saçlarımın ipeksi yumuşaklığı gerçekten çok mutlu etti. Kokusu ayrı bir güzel saçlarınız ile uyumu ise çok başarılı. Ama işte küçük de olsa bir ama var. Saçlarınızı çok çabuk yağlandırıyor. Acaba saç derisine nem kazandırdığı için deri nefes alırken o formu koruma adına mı dedim ama kış ve bahar aylarında saçlarınızı her gün yıkamayıp hatta biraz kendi nemini kazanmasına izin vermek anlamında bekletebiliriz yıkamayı. Sorun yok kesinlikle, yaz mevsiminde saçlar çevresel faktörler, sıcak derken nem dengesi ister istemez etkilendiği için bu ürünü kullanırken bir gün durup diğer gün saçlarınızı yıkamanızı öneririm. 

Sizler bu ürünü kullandınız mı? Yorumlarınızı bekliyorum...

1 Temmuz 2026 Çarşamba

Temmuz Esintisi ve Kırmızı Elma Aşkı: Kayali Muadili Edenland Apple Kiss İncelemesi


Temmuz ayı; benim doğum günümün olduğu ay. Bu ayı çok seviyorum. Yalnızca doğum günüm için değil, kendine has karakterli bir ay olduğunu düşünüyorum. Yaz mevsimi buram buram... Öyle bahardan kalma bir yanıltmacaya yer bırakmadan "sıcağım ben" diyor. Nasılsam, öyleyim yani...

Bu ayın karakteristik özellikleri bir kenarda dursun; son üç yılın zorlayıcılığını şöyle bir arkamızda bırakalım. Umarım artık umudum da değil, dileğim bu ay tüm güzellikleri sadece benim için değil, hepimiz için getirsin.

Ben de bu güzel başlangıcı, son bir aydır kullandığım hatta yazmak için heyecanlandığım bir yaz parfümü tavsiye yazım ile yapmak istedim. Parfüm gurmeleri toplanın, bu yazımda tam bir fiyat/performans ürünü var!

Sosyal medyada, özellikle TikTok ve Instagram'da Sephora’nın en popüler ve neşeli serilerinden biri olan o meşhur kırmızı şişeyi sık sık görüyordum: Kayali - Eden Juicy Apple 01. Çıtır, sulu ve o yaz elması kokusuyla hepimizi büyüleyen ama fiyatıyla da bir değil, çok kez düşündüren o ikonik kokuya şahane bir alternatif bulundu: Edenland Apple Kiss.

Benim gibi eğer siz de o lüks, tatlı ve hafif şekerli esintiyi çok daha erişilebilir bir fiyatla yaz koleksiyonunuza katmak istiyorsanız, bu muadil parfüm tavsiyesi yazımı dikkatle okuyun derim. Gelin detaylara geçelim ve yorumlarda sohbet edelim.

Peki İlk Sıkışta Ne Hissediyoruz? (Koku Notaları)

Edenland Apple Kiss, neşeli, kıpır kıpır tam bir yaz kokusu... Sıktığınız anda etrafa yayılan kokusu ile güne imzanızı attığınızı hissediyorsunuz. Eğer hafif ama dikkat çekici bir parfüm tavsiyesi arıyorsanız, bu koku tam sizlik olabilir.

Bu arada Kayali'nin serisini Sephora'da bizzat denedim. Yorumumu ve aradaki farkı da sizlerle elbette paylaşmak istiyorum. Evet, Rossmann'da satılan Edenland Apple Kiss serisi, Kayali’nin o çok sevilen açılışını neredeyse birebir yaşatıyor. Edenland Apple Kiss;

  • Üst Notalar: Sulu kırmızı elma, egzotik liçi, siyah frenk üzümü ve pembe greyfurt. (Tam bir meyve sepeti ferahlığı!)

  • Orta Notalar: Yabani dağ meyveleri, ahududu çiçeği, yasemin ve mayıs gülü.

  • Alt Notalar: Şekerli akortlar, kremsi misk, vanilya çiçeği, amber ve yosun.

Koku tende durdukça o kremsi vanilya, misk ve şekerli dokunuş kalıyor. Kıyafetlerdeki kalıcılığı gerçekten yüksek. Ancak tendeki kalıcılığı için —eğer benim gibi güneşin başkentinde yaşamıyorsanız— 3-4 saat olduğunu düşünüyorum. Ben bu yoğun sıcaklarda 2 saatte bir yenileme ihtiyacı hissettim.

Neden Kayali Eden Juicy Apple Muadili?

Dürüst olmak gerekirse, bu parfümü kış mevsiminde Rossmann'da ilk denediğimde kullanım hissini tam alamamıştım. Ama Mayıs ayında çok güzel bir set kampanyası yaptığını görünce şans vermek istedim ve satın aldım. Kırmızı, şık deri bir çanta içerisinde parfüm ve bir lip balm ile birlikte geliyordu. Lip balmı da çok sevdim ama o başka bir yazının konusu; biliyorsunuz beğendiğim ürünleri paylaşırken kullanım sürecine ve deneyimime çok dikkat ediyorum.

Edenland Apple Kiss'i sadece sıradan bir elma kokusu olmaktan çıkaran şey, Kayali’nin o meşhur DNA’sını yakalamış olması. Piyasada çok fazla elma kokulu ürün var; örneğin en son Zara'nın yeşil elmalı bir parfümünü kullanmıştım ama uzun süreli kullanımda fark ettim ki kalıcılığı çok azdı. Edenland ise liçi, ahududu çiçeği ve dipteki o kremsi vanilya-misk dengesiyle, Kayali'nin o lüks ve katmanlı yapısını içine almayı başarmış. Tam da bu yüzden bütçe dostu bir kalıcı parfüm tavsiyesi arayanlar için harika bir seçenek.

Kalıcılık, Yayılım ve O Büyük Fiyat Farkı

Bir EDP (Eau de Parfum) olan Edenland Apple Kiss’in özellikle kıyafetlerde kalıcılığı çok güzel. Gün içinde modunuzu yükseltecek o neşeli anlar için ideal. Fiyatı Kayali ile kıyaslanamayacak kadar uygun olduğu için, gün içinde tazelemekten hiç çekinmiyorsunuz.

Yine de objektif bir karşılaştırma yapmak isterim: Kayali’nin kalıcılığı ve hammadde kalitesi elbette çok yüksek. Tester ürün denemesiyle bile bileğimde kokusu 4-5 saat kalmıştı ve içerisindeki vanilya hissi daha kaliteli, daha canlıydı. Ama günün sonunda Edenland; muadili diyebileceğimiz bu lüks parfümün hissini çok uygun bir fiyatla bize sunuyor. Piyasadaki diğer muadillerine göre hem güzel bir kalıcılık hem de şık bir his bırakıyor.

Gelelim o meşhur fiyat tablosuna:

  • Sephora'da Kayali Eden Juicy Apple 01 (50 ml) fiyatı tam 5.290 TL.

  • Buna karşılık Rossmann’larda rahatlıkla bulabileceğiniz muadili Edenland Apple Kiss (50 ml) ise sadece 799 TL (üstelik Rossmann indirimlerinde sık sık 499 TL'ye kadar düşüyor!).

Yani neredeyse 10 katı bir fiyat farkı var... Bence bu şans vermeye ve alışveriş listelerine eklemeye fazlasıyla değer!

Sizler bu koku hakkında ne düşünüyorsunuz? Edenland'in parfümlerini ya da bu setini denediniz mi? Yeni sezon için sizin parfüm tavsiyeleriniz neler? Yorumlarınızı ve deneyimlerinizi aşağıda bekliyorum, sohbet edelim!

25 Haziran 2026 Perşembe

Aranan O Güneş Kremi ile 1 Ay Sonrası : Phytoil SPF 50+

Aranan O Güneş Kremi

Zamanı durdurmak imkansız... Bunu yazı yazarken daha çok anlıyorum. Tam bir ay önce Mayıs ayının sonunda sizlerle benim için de yeni bir markanın keşif serisinin ilk adımını paylaşmış, eczacı formülüyle öne çıkan Phytoil Photoprotection Cream SPF 50+ ile ilk yorumlarımı paylaşmıştım. O yazımda (hatırlayanlar veya seriye yeni katılanlar için linki buraya bırakıyorum), nemin ve sıcağın kalbi olan yaşadığım şehirde bu doğal güneş kremini bir ay boyunca düzenli kullanıp yine sizlerle ürün 1 ay sonrası yorumlarımı paylaşmak istedim. 

Haziran ayının o kavurucu, dışarıda olmasan dahi sıcaklarıyla bunaltan havasını geride bırakırken ürün tavsiye konusunda biraz daha kullanım yorumlarımı detaylandıracağım. Tam bir aydır çantamdan ayırmadığım, her gün cildime emanet ettiğim Phytoil güneş kremi ile geçirdiğim 30 günün sonunda detaylı kullanım güncellemesi...

Kavurucu Akdeniz Güneşine ve Neme Karşı Performansı Nasıl?

Adana; Haziran ayında yaza merhabası ile diğer aylar çok daha sıcak olacak dercesine bir hava durumunu bizlere yaşattı. Nem ve sıcaklık bir araya geldiğinde ciltteki o ağır, maske gibi duran hatta yapış yapış bir his bırakan ürüne tahammül etmek neredeyse imkansız. Ürün ilk kullanımda yapısının yoğun göründüğünden ama hızlı emildiğinden bahsetmiştim.

Bir aylık yoğun kullanım sonrasında ise şunu söyleyebilirim ki: Phytoil SPF 50+, bu sıcak günlerde yüzümde asla ağırlık yapmadı. Güneşe çıkmadan yarım saat önce uygulayıp 3-4 saat sonra tazelediğimde, cildimi güneşin o yakıcı, kavurucu etkisinden çok iyi korudu. Buğday tenliyim; ve ne yazık ki güneş cildimde ton eşitsizlikleriyle yakıyor diyebilirim yani yanaklarım daha beyaz iken alnım daha çok güneşte yanmışçasına bir renkte olabiliyor. Bu kullanım sürecinde cildimde kontrolsüz bir yaz geldi cilt tonum hemen değişti gibi bir durumdan ziyade korunduğunu hissettim cildimi. Cilt rengim şu anda kış mevsiminkine çok yakın.

Merak Edilen Sorular: Beyazlık Bırakıyor mu, Kusma Yapıyor mu?

Sıklıkla rastladığım sorulardan biri mineral filtreli ve doğal içerikli güneş kremlerinin ciltteki uyumun "kireç gibi beyaz" maske görüntüsü olup olmadığına ilişkindi. 

*Ten ile Uyumu: İlk sürüldüğü andaki o hafif beyazlık, çok kolay emilim sağlıyor ve tamamen kaybolarak cilt  kendi tonuyla bütünleşiyor. Ten eşitlemesi ile yapay durmayan doğal bir ışıltı veriyor. 

*Kusma ve Gözenek Durumu: Ah bu gözenek durumu ne yazık ki bazı kullandığım ürünler kapalı komedon oluşumunu desteklediği için gözenek tıkamaması; kullandığım üründe dikkat ettiğim bir nokta. Bu anlamda hem kusma yapmadı hem de gözenekleri tıkamadı. Aromaterapinin o bitkisel esansları ve hafif zerdeçal kokusu buna bir parantez açmak istiyorum belki bu kokudan rahatsızlık duyanlar olabilir ama koku cildinizde kayboluyor, ilk sürdüğünüz anda hafif bir kokuyu hissedebiliyorsunuz.

1 Ayın Sonunda Kolajen Desteği ve Leke Karşıtı Etki

Leke sorunum olmasa da ürün formülündeki kolajen onarımı ve hücre boyutu koruma vaatleri için heyecanlıydım. 30 günün sonundaki gözlemim şu ki ;Cildim evet nemli bir şehirde yaşadığım için kuru değil; t bölgesi yağlanması yaşıyorum ama mevsim değişikliği mi yoksa yaş faktörü etkisi mi bilmiyorum ama yanak kenarlarında kuruma yaşarken yaz mevsimine geçtim. Bu ürün kullanımı ile de fak ettiğim cildim nemli, yumuşak hissediyor. Klasik güneş kremlerinin yapısının aksine, içeriğindeki avokado, nar çekirdeği, tamanu ve karite yağı gibi değerli bileşenler sayesinde tekrar bir nemlendirici kullanmalıyım hissi olmadan cilt bariyerini koruduğunu fark ettim. Cildimdeki o yorgun hava yerini canlı bir cilt görünümüne bıraktı.

Peki son olarak Tavsiye Listemin Kaçıncı Sırasında?

Bu ürünü yedeklemek kesinlikle istiyorum. Bu yaz ilerlerken Phytoil Photoprotection Cream SPF 50+, benim favori ve güvenilir güneş koruyucum oldu. Temiz içerikli, cildi besleyen ve aynı zamanda yüksek koruma sağlayan bir ürün arıyorsanız bu güneş kremine bir şans verebilirsiniz.

Serinin ilk yazısının bloğumdaki en popüler yayınlar listesinde olduğunu görüyorum ve bunun için çok teşekkür ederim. Siz de bu ürünü denediyseniz veya yaz rutininize eklemeyi düşünüyorsanız deneyimlerinizi ve sorularınızı aşağıya yorum olarak bırakmayı unutmayın! Ürünü detaylı incelemek isterseniz resmi sayfasına buradan (Phytoil) ulaşabilirsiniz.

19 Haziran 2026 Cuma

Coding with ScratchJr for Kids: Design Your Own Game in 7 Days!


Scratchjr coding buddy

After a long academic year filled with weekends and after-school routines, schools are finally breaking for summer vacation... As a parent, I understand your concern about what your children will do this summer. You might be asking yourself, "What should we do with the kids today?" It is possible—even if only for a while—to break the digital world's hold on our children... Yet, getting them away from screens and finding activities that are both fun and educational isn't always easy.

If you find yourself wondering—or even feeling exhausted by—how to come up with a new activity every day, get ready for coding... I have great news! As an information technology and child development teacher, I am sharing a book with you that will help you turn the time spent with your children into quality moments. It lays a solid foundation while encouraging them to create their own stories, cartoons, and even their own toys. "7 Days 7 Activities: Are You Ready to Code with ScratchJr?: A Fun and Step-by-Step Interactive Coding Guide for Kids Ages 7-8" is now available on Amazon!

Why ScratchJr and Why This Book?

ScratchJr is a great visual programming language to suit their level, allowing children to create their own interactive stories and games.  It is very important to lay the foundations of technology production. But children need to take the right first steps to move forward step by step, without getting lost in this world. 

This book I am sharing with you will give you a good start.  


7 Different Projects in 7 days: 7 unique activities that are special for each day, do not allow them to be bored, instill a sense of accomplishment in them when completed.

Step-by-Step Guide: No complicated coding terms!  With visual blocks, children will experience the happiness of being able to create a different world. With step-by-step guidance, a very easy narrative to follow.

Problem Solving and Algorithm Thinking: This is the most important requirement of our time. By understanding the thinking of simple algorithms, children will learn to think analytically, establish cause-and-effect relationships and design without even realizing it.

Perfectly Suited for the 7–8 Age Group: A good step for this age group, where curiosity and the excitement of starting a new story are the highest.

A Savior for Parents and Teachers

This e-book is a great digital guide for parents who want to spend quality and educational time at home with their children, as well as a supportive resource for preschool and elementary school teachers who want to teach ScratchJr in their classrooms or clubs.

How to Buy from Amazon? (Significant Note!)

My book is published globally on Amazon.com. But because it is a Kindle ebook, you can get stuck with some of Amazon's device and region rules. With attention to this;

👉 Check out the "7 Days 7 Activities: ScratchJr" e-book on Amazon.