8 Haziran 2026 Pazartesi

Phytoil Sunkissed Bronzing Dry Oil SPF 15 ile Sağlıklı Bronzluk


Phytoil Sunkissed Bronzing Dry Oil SPF 15
 
Tatil planları yapıldı mı? Okulların bitmesine iki hafta kaldı. Alışverişler yapılmadan önce ihtiyaç listesi; deniz kenarı tatil bavulları hazır mı? Evet yaz mevsimi geldiğinde hepimizin hayali; deniz, kum, ve güneşten yeni dönmüş, ışıl ışıl parlayan o kusursuz bronzluğa kavuşmak. Ancak piyasa da yer alan güneş yağlarının bıraktığı o hoş olmayan yapış yapış his, kıyafetlere bulaşan lekeler ve güneşin o zararlı etkilerini önleyici olmaması ile bu hayal biraz gölgede kalabilir. Sizlere bu noktada hem cildi besleyen hem de güneş koruması sunan yeni bir ürün bu yazımda anlatacağım. Tatil listenize bu ürünü eklemenizi tavsiye ederken daha detaylı şekilde de inceleyebileceğiniz bir link de ekleyeceğim.

Phytoil Sunkissed Bronzing Dry Oil

Phytoil Sunkissed Bronzing Dry Oil SPF 15
(Tanıtım yazısından)

Bu ürün sadece bronzlaştırıcı yağ olarak kullanılmaktadır.

"İçeriğinde bulunan kakao, üzüm çekirdeği, havuç tohumu, ahududu ve tamanu yağları sayesinde cildinizin bronzlaşmasına ve nemlendirilmesine yardımcı olurken fesleğen ve zerdeçal uçucu yağları ile kısmen koruma faktörlü bir güneş koruyucu özelliği sağlar. İçeriğinde bulunan ölmez çiçek yağı ile cildinize antiaging ve leke bakım sağlar. Tocopheryl Acetate, Beta-Carotene, Quercetin, Zein gibi bitkisel ekstraktlar ile cildin DNA hasarını engellemeye yardımcı olur.

*Güneşe çıkmadan 15-30 dakika önce tüm vücudunuza yeterli miktarda uygulayınız.

*Terledikten, yüzdükten veya havluyla kurulandıktan sonra uygulama işlemini tekrarlayınız.

*Açık/beyaz tenliler için direkt kullanılmaması tavsiye edilir. 

*Ürünü güneş koruyucu kullanıp cilt güneşe alıştıktan sonra kullanılması tavsiye edilmektedir."

Phytoil Sunkissed Bronzing

Kuru Yağın;Klasik Yağlardan Farkı

"Yağ" kelimesini duyduğumuz anda aklıma genelde ; ciltte ağırlık yapan, gözenekleri tıkayan ve emilmesi saatler süren ürünler gelmektedir. Fakat kuru yağ teknolojisi bu algıyı tamamen yıkmaktadır. Kuru yağlar, daha kolay emilim sağlayan ve cilt yüzeyinde yağlı/yapışkan bir tabaka bırakmayan özel bitkisel yağ moleküllerinden üretilmektedir. Phytoil Sunkissed Bronzing Dry Oil, cildinize sürdüğünüz anda çok kısa bir süre içinde emilir. Cildinizde kadifemsi bir yumuşaklık ve muhteşem bir "Sunkissed" ışıltısı kalırken kıyafetlerinize veya plaj havlunuza bulaşma riskini de en aza indirir.

Neden Phytoil Sunkissed Bronzing Dry Oil?

Phytoil’in zengin içeriğinin sizlere sunduğu avantajlara şöyle bir göz atabilirsiniz:

1. Zengin Doğal Yağ Kompleksi ile Derinlemesine Besleme

İçeriğindeki kakao yağı, havuç tohumu yağı, üzüm çekirdeği, ahududu ve tamanu yağları cildin nem kaybını engelleyerek nem dengesini korurken hücresel düzeyde besleme sağlıyor. Havuç ve kakao yağlarının birleşimi, cildin doğal melanin üretimini destekleyerek o istediğiniz bronzluğu hızla yakalamanıza yardımcı oluyor.

2. Yaşlanma ve Leke Karşıtı Koruma

Güneş yaşam kaynağımız. Ama güneşin zararlı etkilerini göz ardı etmemeliyiz. UV ışınları cilt lekelerinin ve ince çizgilerin oluşuma ne yazık ki neden olur. Phytoil Sunkissed, içeriğindeki ölmez çiçek (Helichrysum) yağı sayesinde cilde bakım yapar ve leke oluşumunu engellemeye yardımcı olur. 

3. SPF 15 ile Sağlıklı Bronzluk

E yaz mevsimindeyiz; bronzlaşmak hakkım değil mi? Kesinlikle hem bronzlaşayım hem de cildim tamamen korumasız olmasın diyenler için ideal bir denge sunan bu ürün içeriğindeki SPF 15 koruma faktörü, cildinizi güneşin zararlı ışınlarına karşı kısmen korur.

Şunu da belirtmek isterim ki, Ürün bir güneş kremi değil, koruma faktörlü bir bronzlaştırıcıdır

Maksimum Etki İçin Nasıl Kullanılmalı?

Phytoil Sunkissed Bronzing Dry Oil SPF 15’ten en iyi şekilde kullanmak için

*Kullanmadan Önce Çalkalayın

*Güneşe Çıkmadan Önce Uygulayın

*Yenilemeyi Unutmayın

*Yüz Bölgesine Dikkat: İçeriğinde yoğun bitkisel yağlar bulunduğundan, yüz bölgesine kullanımda dikkat etmelisiniz. Bu ürünü vücudunuza kullanırken yüzünüz için özel üretilmiş güneş kremlerini tercih edebilirsiniz.

Bronzing Dry Oil SPF

Bu Yaz Sizin Yazınız Olsun!

Kadim doğal aromaterapi yağlarının şifasını, modern güneş teknolojisi ve göz alıcı bir ışıltıyla birleştiren Phytoil Sunkissed Bronzing Dry Oil SPF 15, cildinizi kurutmadan, leke bırakmadan ve yaşlanma etkilerine karşı koruyarak bronzlaştıran bu ürünü detaylı şekilde incelemek isterseniz sizler için link bırakıyorum. 

Şimdilik yorumlarım bu kadar; yaz mevsimine hazır mısınız?

1 Haziran 2026 Pazartesi

Aradığın Ferahlık? Phytoil Lavanta & Aloe Vera Gel Deo-Sprey İlk İzlenimim



Favori çiçekleriniz ve hikayeleri... Bir kitaba sığmayacak uzun bir yolculuk gibi. Ama bu yazımda bugün hikayelerin de ötesinde çiçek dilinde kelimelere ihtiyaç duymadan yapılan bir sevgi itirafı ya da güçlü bir bağlılık anlamına gelen lavantanın başrolde olduğu bir üründen bahsedeceğim. Lavanta çiçeği ayrıca negatif enerjilerden arınmayı da sembolize eder. Phytoil deneyim serimizin ikinci yazısıyla; yaz mevsiminin başladığını haber veren o sıcakların kendini hissettirdiği şu günlerde büyük kolaylık sağlayacak bir ürünle karşınızdayım. İlk yazımızda Phytoil Güneş Kreminden bahsetmiştim. Bugün de tenimize uyum sağlayacak gerekli başka bir rutin üye var: Phytoil Lavanta & Aloe Vera Gel Deo-Sprey.

Son yıllarda sağlığıma daha çok değer verdiğimi hissediyorum. O ağır kimyasallar, gözenekleri tıkayan, alüminyum ve paraben içeren deodorantlardan kaçma isteğim beni doğal arayışlara yönlendiriyor. Phytoil'in Lavanta & Aloe Vera Gel Deo-Sprey ise tam olarak; "Kimyasallar olmadan, doğanın gücüyle" mesajını bizlere veriyor. Klasik deodorantlardan sonra doğal sprey deodorant ilk kullanım gözlemlerim bakalım neler! Doğal ve sağlığa önem veren ürünleri sizlerle paylaşıp tavsiye edebilmeyi sevdiğimi belirtmeliyim.

Ürün tanıtım yazısından;

LAVANTA-ALOE VERA GEL DEO-SPREY

"İçeriğinde bulunan %100 doğal bitki suları, himalaya tuzu, bentonit kil, kaolin kil, akasya senegal zamk, meyan kökü tozu, nişasta gibi bitki özleri ile terlemeyi dengeler. Kötü koku oluşumuna sebep olabilecek organizmaları durdurucu uçucu yağ özleri ile muhteşem bir ferahlık sağlar. İçeriğinde bulunana aloe vera jel ile özellikle epilasyon sonrası sakinleştirici etkisiyle alkol içermeyen hipoalerjenik deodorant sprey. Alüminyum içermemektedir."

Doğal İçeriğin Gücü: Alüminyumsuz Koruma

Çok geniş bir yelpazeye sahip olan birçok deodorant, terlemeyi önlemek için koltuk altındaki gözeneklerin alüminyum tuzlarıyla nefes almasını engeller. Terlemek doğal bir fizyolojik döngüdür, terlemek kesinlikle sorun değil, sorun oluşan ter kokusudur.

Phytoil markasının ilk yazımda aromasötik uzmanlığını konuşturduğundan bahsetmiştim.Bu ürün içeriğindeki Lavanta uçucu yağı, sadece o bildiğimiz huzur veren kokuyu sunmakla kalmaz; doğal yapısıyla ter kokusunun oluşumunu engellemeye yardımcı olur. Aloe Vera ise bir nemlendirme uzmanıdır. Hassas ve kuruyan koltuk altını yatıştırır ve yumuşak bir his bırakır. İçeriğindeki en önemli detay ise; formülünde alüminyum, paraben ve yapay esanslar olmamasıdır.

İlk Kullanım Sonrası

Cildimin hassas olduğunu birçok yazımda belirtmişimdir. Dürüstçe gözlemlerimi de sizlerle paylaşmayı seviyorum. Her cilt tipi farklı ve tepkiler de farklı olabilir. Bu yazımda paylaştığım benim kullanım sonrası görüşlerimdir. Bu ürünü ilk denediğimde beni şaşırtan hoşuma giden birkaç detay oldu.

*Jel-Sprey Formunun Rahatlığı: Klasik, sıradan bildiğimiz sprey deodorantlar gibi puf diye yayılan gazlı bir yapısı yok. Kullanım için sıktığınızda hafif jelimsi, berrak hafif bir doku yayılıyor. Çok kolay emilim sağlıyor ve yapış yapış his yok. 

*Kokusu: Sıktığınızda keskin yapay bir koku etrafınızı sarmıyor. Yine de belirtmek isterim lavanta kokusunu baskın bulanlar olabilir ama ben seviyorum, bu ürünü sıktığım anda lavantanın o temiz kokusu çok hoşuma gitti. Kokusu bir süre sonra cildinizle daha iyi uyum sağlayarak gün içinde parfümünüze karşı bir baskınlık oluşturmuyor.

*Kıyafetlerde Leke Yapmama Performansı: Beyaz gömlekleriniz, siyah t-shirtlerinizde oluşabilecek o lekeler hiç hoş değil biliyorum. Sararma, beyaz leke görüntüsünden uzak su bazlı yapısı ile bu ürün iz bırakmadı.

 1 Ay Sonra Neler Olacak?

İlk kullanım izlenimim; duş sonrası temiz cilde uygulandığında gün boyu o temiz ve hafif hissediyorsunuz. Ağır kimyasallar olmadan gözeneklerin nefes aldığını hissedebiliyorsunuz.

Ama yaz mevsiminin çok sıcak geçtiği bir şehirde yaşadığım için yoğun tempolu günlerdeki ter kokusunu önleme performansını daha uzun süre kullanım sonrasında; cildin bu doğal içeriğe nasıl tepki verdiğini gözlemlemek gerekiyor. Bu yüzden, güneş kremi yazımda belirttiğim gibi kullanım sonrası güncelleme yazısı gelecek.

Eğer siz de koltuk altı bakımınızda doğal ürünler araştırıyorsanız, kimyasallara küçük bir ara vermek isterseniz ürünü detaylı incelemek için bıraktığım linke göz atabilirsiniz: 👉 Phytoil Lavanta & Aloe Vera Gel Deo-Sprey 

Doğal ürünlerin kalıcılığı hakkındaki düşünceleriniz neler? Yorumlarınızı bekliyorum. Ayrıca sırada serinin üçüncü ve son ürününde görüşmek üzere!

25 Mayıs 2026 Pazartesi

Aranan O Güneş Kremi Bulundu mu? Phytoil SPF 50+ ile Akdeniz Güneşine Karşı Doğal Koruma


Phytoil Photoprotection Cream SPF 50+ kullanıcı yorumları, Phytoil güneş kremi kullananlar

Sizlerle yeni kelimesine ait güzellikleri paylaşmayı çok sevdiğimi söylemiş miydim? Beni uzun zamandır takip edenler bilir blogum benim için kelimelerin yüklemlerine kavuştuğu paragraflar bütünü değil; hayata dair aldığım küçük notların sığınağı... Bu yazımda da sizlerle benim için yeni ancak 25 yılı aşkın bir tecrübeye sahip bir eczacı tarafından kurulan bir marka olan Phytoil bahsedeceğim. Doğadaki saf bitki ekstreleri ve yağlarını tıbbi bilgiyle harmanlanarak oluşturulan %100 doğal içerikli ürünler mi? İşte bu ürünler kendime değer veriyorum ürünleridir. Phytoil markasından tam üç ürün sizlere aktaracağım. 

Bunu bir seri gibi düşünebilirsiniz. Phytoil Photoprofection Cream SPF 50+ içerik ve henüz ilk kullanımdaki etkileri ile serinin devamında ise tavsiye listemin kaçıncı sırasında yer alıp bir ay sonrası kullanım hakkında olacak. Şimdiden belirteyim.

Ürün Tanıtımından;

PHYTOIL PHOTOPROTECTION CREAM SPF 50+

"Yüksek koruma ihtiyacı olan yetişkin kişiler için geliştirilmiş; bitkisel yağ ve ekstraktlarla zenginleştirilmiş, geniş spektrumlu UVA/UVB mineral ve organik filtre sistemi içeren, suya dayanıklı etkin SPF 50+ koruma sağlayan güneş kremi.

İçeriğinde bulunan avokado, nar çekirdeği, üzüm çekirdeği, ahududu, tamanu, karite yağı ve ölmez çiçek, fesleğen ve zerdeçal gibi yüksek güneş koruma sağlayan yağlar, meyan kökü, kırkına ekstresi, kersetin, zein, ubikinon gibi bitki ekstratlar ve E vitamin,hyaluronik asit, mineral filtreler ile korumayı artırırken, cildin ihtiyacı olan kolajeni destekler, cildin hassasiyetini giderir. Güneşe çıkmadan yarım saat önce, süreceğiniz yüzey alana göre yeterli miktar iyice yayılarak sürülmelidir. Koruyuculuğun stabil olması için 2 saatte bir tekrar edilmelidir."

"Aromasötik" Güç: Sıradan Güneş Kremlerine Küçük Bir Ara

Dermogüzellik piyasası çok geniş bir ürün çeşitliliğine sahip olsa aradığımız işte "bu" diyebileceğimiz güneş kremlerini bulmak ne yazık ki zor. Ancak Phytoil'i bu piyasa kulvarında farklı kılan "Aromasötikler" akımının önde gelen ismi olması. Formülünde sadece yapay içerikler değil; fizyolojik olarak cildi hücresel boyutta koruyan, besleyen bitkisel esanslar bulundurmasının yani sıra kolajen desteğinin de olması. 

Yaz aylarında güneş kremi olmadan dışarı çıkmayı düşünemiyorum bile. Güneş o güzel yüzünün tam tersi olan cildimizi yakan lekeleri koyulaştıran ve kolajen yapısını etkileyerek erken yaşlanma belirtilerini tetikleyen olumsuz yönlerini gösteriyor. Bu güneş kremi ise yüksek koruma faktörü ile (50+) UV ışınlarına karşı koruma sağlarken; leke karşıtı ve kolajen onarıcı etkisiyle çoklu bir bakım sunmayı vaat ediyor.

İlk Kullanım, İlk İzlenim: Cildimdeki O His

Buğday tenli bir insanım ve çok çabuk güneş farkını cildimde görebilirsiniz. Yaz mevsiminde hemen cildimin tonu değişebilir. Güneş Kremlerinde de korktuğum bir özellik; kireç görüntüsü bembeyaz, maske gibi yapay duran ve cildimin kabul etmemesi... Hele ki benim gibi güneşin şehrinde yaşıyorsanız o nem ve sıcak ile birlikte ciltteki ağırlık hissi gün boyu rahatsız hissettirebilir.

* Yapısı ve Emilimi: Krem, ilk sıkıldığı anda yoğun gibi görünse de hemen cilt ile uyumla emiliyor. O beyazlık sanki çok güzel bir ten eşitlemesi yapıyor ve nem sağlıyor.

*Kokusu: Aromaterapinin o sakinleştirici esanslarının kokusunu alıyorsunuz. Özellikle içeriğindeki o hafif zerdeçal kokusunu sevdim. Kimyasal bir koku gibi yapay gelmedi. 

*Makyaj Altı Performans: Bahar ayının son günlerindeyiz. Sıcak kendini şimdiden gösteriyor. Bu geçiş süreci ve yaz mevsiminde ağır makyajlar hemen hemen hiç yapmam. Ancak kullanım sonrası hafif bir bb krem ve allık gibi günlük makyaj deneyimime göre çabuk emilim sağladı. Sanki o doğal görünümü destekledi. 

Kullanım Yolculuğunun İlk Adımı 

İlk üç günlük deneyimimin özeti: Cildimi güneşin o yakıcı etkisine karşı korurken cildimin ihtiyaç duyduğu nemi de sağladı. Uyum kolay sağladı, kusma yapmadı.

Leke sorunum çok şükür yok ama kolajen onarımı konusunda pozitif anlamda güzel beklentilerim var. Bu etkiyi tam gözlemek için bir ay düzenli kullanmak istiyorum. Hassas ciltler yine de küçük bir alana deneyip o şekilde cildin tamamına uygulayabilirler. Her cilt yapısı birbirinden farklı çünkü. Sonucu da sizlerle paylaşmak için şimdiden heyecanlıyım.

Sizde yaz o yakıcı sıcağını henüz tam anlamıyla göstermemişken alışveriş listenize bu ürünü eklemek isteyebilirsiniz. Ürünü incelemek için bıraktığım linke göz atabilirsiniz. Phytoil Photoprotection Cream SPF 50+ Yorumlarınız benim için çok değerli; bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

16 Mayıs 2026 Cumartesi

Ateş Grubu Burçları ve Karakterlerine Göre Parfüm Tercihleri: YAZA HAZIR MISINIZ?

Ateş grubu burçları koku tercihleri

(Fotoğraf Yapay zeka ile üretilmiştir)

Yaz mevsimi kesintilerle de olsa geldi; öyle değil mi? Gün içerisinde bahar mevsiminden hafif esintiler hissetsek de o yaz; hemen ertesi gündeyim diyor. Bu mevsimi seviyorum ama yaş aldıkça sıcağın bunaltıcı o baskın ruhunu da biraz yumuşatmak isterim elbette. Aslan burcu olmanın olgunlaşma süreci diyelim. Ateş gruplarının o tezcanlı, neşeli ve hayat dolu enerjisi günümüzde yerini zorunlu bir olgunluğa da yerini bırakıyor; hayat diyelim...

Madem ateş grubu burçlarından başladık yazımıza devam edelim gönlümüzce. Astroloji dünyasında; dört element(ateş, toprak, su, hava) burçlara sahip olan bizler için karakterimizin de anlamlı şifrelerini taşır. Yaşamdaki duruşumuz, enerjimiz ve hatta kendimizi ifade etme biçimimiz de bu şifrelerde yansımalar edinir. Bugün bu yazımda astroloji serimizin ilk adım yazısı olarak Ateş grubu burçları koku tercihlerinden bahsedeceğiz.

Yüksek enerjili biraz baskın ve girdikleri ortam da dikkatleri üzerine çeken Koç, Aslan ve Yay burçlarının karakter analizlerini yaparken biraz da kendimden de eklemeler yaparak ateş grubu burçlarının ruhunu yansıtacak o imza niş kokuları da keşfedeceğiz. Yaz mevsiminin kalbindeki bu burçlardansanız ya da hayatınızdaki o tutkulu insanın imza kokusunu bulmak istiyorsanız, camdandusler sizinle!

Öncelikle keşif notlarım oldukça fazla ama önce bir soru ile başlayalım.

Soru: Ateş grubu burçlarının parfümlerinde hangi notalar öne çıkar?

Cevap: Ateş grubu burçları, karakterlerindeki iddiayı yansıtacak oryantal, baharatlı, odunsu ve hafif tatlı niş notaları tercih ederler. Kehribar, tarçın, paçuli ve iddialı narenciye kokuları tam onlara göredir.

 İlk Bakışta Ateş Grubu: Karakteri Anlamanın Şifreleri 

Ateş grubu burçlarının koku tercihlerine geçmeden önce, astrolojide onların karakterlerini etkileyen ve onları yönlendiren astrolojik dinamiklerinde çok küçük bir detay vereyim. Hayatı bitmek bilmeyen bir tutku ve pes etmekten çok uzak yaşamı seven bu burçlardan ilk burç; Koç(Yönetici Gezegeni-Mars), İmza Koku Ailesi( Baharatlı, Canlandırıcı Oryantal), Aslan(Yönetici Gezegeni-Güneş), İmza Koku Ailesi( Zengin Odunsu, Sıcak Kehribar), Yay(Yönetici Gezegeni-Jüpiter), İmza Koku Ailesi( Egzotik Çiçeksi, Taze Narenciye), 

♈ 1. Koç Burcu: Cesur, Dinamik ve Öncü

Zodyakın ilk burcu olarak her zaman bir adım önde... Sabırsız, tezcanlı ve bir o kadar da  rekabetçi ama  içten bir enerjileri vardır. Aklımıza Koç burcu denildiğinde ilk gelen onların dikkat çekici cesaretleridir.

Koku Tercihi Nasıl Olmalı?: Hareketli, atik koç burçları için sıradan, hafif veya sönen uçup giden kokular onlara hitap etmez. Varlıklarını bulundukları ortamda hissettirmeden önce kokuları ile giriş yapmalı ve bakışları kendilerine çevirmelidirler.

Öne Çıkan Notalar: Pembe biber, baharat kokularının en sıra dışı üyesi; zencefil, yoğun tarçın ile odunsu alt notaların birleşimi tam bir Koç'un imzasıdır.

♌ 2. Aslan Burcu: İhtişamlı, Lider ve Karizmatik

Güneşin çocukları Aslan burcu; sahne onlarındır. İstemeseler bile ışıklar onlara çevrilecektir. Fazlasıyla cömert, gururlu bu konuya özellikle değinmek istiyorum Aslan burcu olarak; Aslan kibirli değildir. Gereksiz abartı davranışları sevmez; o sahtelik hele tam bir alerji unsurudur. Ve korumacı; sevdikleriyle fazlasına önem veren onlar için herşeyi yapan Aslan burçlarının cömertliği daima kullanılsa da yapacak birşey yok diyerek devam ederler. Tabi onları kullanmaya çalışan insanları geride bırakarak..

Koku Tercihi Nasıl Olmalı?: Aslan burçları için parfüm, bir giysiden çok daha fazlasıdır; bir stil imzasıdır.  Bu yüzden niş parfüm markalarının kalıcı, imzası olduğunu hissetiren serilerine yönelirler.

Öne Çıkan Notalar: Sıcak kehribar (amber), yoğun vanilya, asil oud (öd ağacı) ve paçuli. Kokularında her zaman sıcak, altın sarısı ile yaz-bahar ruhlarına uygun yoğun bir kalıcılık aranır.

♐ 3. Yay Burcu: Özgür Ruhlu, Düşünme Eyleminin Hakkını Veren Filozof

Jüpiter bulunduğu evi çoğaltır, genişletir şans verir. Böyle olunca da Jüpiter’in şanslı çocukları Yaylar, özgürlük düşkünü ve maceraperestlerdir. Neşeli, entelektüel, farklı düşünen sıradışı vebir karakter analizine sahiptirler.

  • Koku Tercihi Nasıl Olmalı?: Yay burcunun parfümü onlara keşfedilmemiş toprakların ruhu tazeleyen doğayı hatırlatmalıdır. Sıradanlık asla ancak çok ağır da olmamalıdır. 

  • Öne Çıkan Notalar: Egzotik meyveler, taze bergamot, safran, hafif tütün yaprakları ve yeşil çay notaları. Ferah ve sıradanlıktan uzak; derin bir yoğunluk ile yorumlarken adeta özgür ruhun yansımalarını içeren niş harmanlar Yay burçlarının tercihidir.

 Ateş Grubu İçin Parfüm Seçerken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Sıcak tenli Ateş grubu burçlarının kullandıkları parfümlerde genellikle alt notaları çok daha hızlı açığa çıkar.

Kalıcılık Şart: Uçucu parfümler bu grubun yüksek aurasında kaybolur. Bu nedenler; EDT yerine esans oranı yüksek EDP formları tercih edilmelidir.

Katmanlama (Layering): Bu burç grupları kendilerine özel bir koku karakteri oluşturmayı da sevdikleri için iki farklı niş kokuyu üst üste sıkarak kendi imza harmanlarını yaratmakta oldukça başarılıdırlar.                             

Ateşin İmza Koku Dili 

Özetle, Ateş grubu burçları koku tercihleri sade kokuları tercih ettiğinde bile o kokunun kendisi çekingenlikten tamamen uzaktır. Ateşin İmzası; cesur, sıcak ve kesinlikle unutulmaz olmalıdır. Tıpkı hayatın kendisi gibi, geride bıraktıkları adımlarında derin bir iz bırakmayı severler.

Peki, sevgili Ateş burçları ve onları hemen tanıyanlar! İmza parfümünüzde hangi notaların varlığını düşündünüz? Yazımızdaki karakter ve koku analizleri sizi ne kadar yansıtıyor? Yorumlarızı bekliyorum.

11 Mayıs 2026 Pazartesi

Blog Yazarak Para Kazanmak Hayal mi? 2016'dan 2026'ya Bir İçerik Üreticisinin Dürüst Günlüğü


Bir İçerik Üreticisinin Dürüst Günlüğü

Yazmak fiili benim için bir sığınak.

Üzüldüğümde, kızdığımda, hatta en mutlu anlarımda bile parmaklarım hep klavyeye gitti. Bölge dereceleri aldım, yarışmalarda hüsrana uğradım ama o ismimi basılı bir eserde görmenin verdiği mutluluğu hiçbir şeye değişmedim. Peki, bu kadar emek, 2016'dan beri süren bu yolculuk gerçekten faturaları ödüyor mu? Gelin, Camdandusler çatısı altında geçirdiğim 10 yılı tüm içtenlikle konuşalım.

1. İlk Adım: 2016-2018 Arası Acemilik ve Google AdSense Macerası

Blog yazmaya biraz geç başladığımı kabul ediyorum. Ama notlarımın paylaşıldıkça değerleneceğine inandım. İlk yıllar tam bir sabır testiydi. 2018'e kadar Google AdSense onayı almak için uğraştım.

 Milat: 2019 yılında, o meşhur 200 TL’lik ödeme barajını ilk kez aştığımda dünyalar benim olmuştu. O zamanın 200 lirasıyla sınav harcımı ödemiştim. 

Bugünün Gerçeği: Şimdi o kota dolsa bile, ancak bir kahve içebiliyoruz. Üstelik bir de bitmek bilmeyen "ihlal uyarıları" ve geri çekilen reklamlarla uğraşırken...

2. Blogspot’tan .com’a Geçiş: Domain Almak Çözüm mü?

2026 yılına geldiğimde, içeriklerim çalınmasın ve emeğim korunsun diye camdandusler.com’a geçtim. Google’ın beni daha çok seveceğini umuyordum ama dijital dünya her zaman beklediğiniz gibi ilerlemiyor. Taşınma sonrası bazı yazılarım Google keşfetten düştü, dizinden silindi.

İstatistik: Toplamda 1.5 milyondan fazla görüntülemeye ulaştım. Aylık trafiğim 50-100 bin bandında. Ancak kazanç? Maalesef beklediğim düzeyde değil.

3. Blog Yazarlığı Faturaları Öder mi? (Göz Damlası Hesabı)

Size dürüstçe bir örnek vereyim. Kronik bir durum için Thealoz Duo göz damlası kullanıyorum.

3 Yıl Önce: 180 TL

Bugün: 900 TL bandında.

Bir blog yazarının en temel beklentisi nedir bilir misiniz? Bu damlayı alırken "Bu ay ne kadar kazandım?" diye düşünmemek. Maalesef henüz o noktaya gelebilmiş değilim. Blog yazarlığı şu anki haliyle benim için bir ana gelir kapısı olmaktan ziyade, hala bir gönül bağı.

4. Sosyal Medya ve Video Çağında "Okur" Kalmak

Günümüzde Reels izlemek, hızlıca kaydırmak okumaktan daha cazip geliyor. UGC içerik üreticiliği (Kullanıcı Tarafından Oluşturulan İçerik) markalar tarafından desteklense de, blog dünyası biraz üvey evlat muamelesi görüyor. Markalar artık tıklanan linklere değil, izlenen saniyelere odaklanıyor.

Yazmasam Delirirdim...

Peki, bunca zorluğa, teknik soruna ve düşük kazanca rağmen değer mi? Bir yazarın dediği gibi: "Yazmasam delirirdim."

Yazmak benim için bir tercih değil, hayatta kalma biçimi. Bugün bu yazıyı yazarken bile, sizinle kurduğum o samimi bağ, birinin "Ben de aynı şeyi hissediyorum" demesi tüm maddi kaygıların önüne geçiyor.

Siz ne düşünüyorsunuz? 2026 dünyasında blog okumaya devam eden o sadık kitlenin bir parçası mısınız? Yorumlarda buluşalım.

6 Mayıs 2026 Çarşamba

Şimdi Değilse Ne Zaman? Bir Sabır ve Etik Muhasebesi


Türkiye'de Sakura Ağaçları

Şimdi değilse ne zaman? Bu soruyu bu ara çok sık kendime soruyorum. Aceleci, sabırsız ve hatta beklemekten nefret eden bir karaktere sahipken; olabildiğince bekletildim ve hızlı düşünüp herşeyi her detayı değerlendirip öyle hareket eden birisi oldum. Zaman mı beni böyle yaptı; insanlar mı? Bilemiyorum. Soruların ardındaki cevaplar için dahi sabrımı korumalıydım. Astroloji ile ilgilenenler varsa yorumlarını elbette beklerim ama Aslan burcu ve Oğlak Aslan etkili birisi olarak son beş senedir olduğum yerde saymaktan, yorulmaktan yıpranmaktan ve hatta kabus görmekten başka birşey yapamadım. Şimdi değilse ne zaman diyerek attığım her adım bana geri dönmekle kalmadı; temeli sağlam olmayan her detayı kül etti. Yeni yeniden kalkıp başlamak zorunluluğu ile yüzleştirdi. Çok düşünmek iyi değil derler ama çok düşüncenin ağırlığı omuzlara bindiğinde sırt kaslarınız ve boyun, çene  kaslarınız olmak üzere gerilirmiş, öğrendim. Diş sıkma brukizm yaşayanlar var mı bilmiyorum ama bu ara önerilen botoks ki bu beni oldukça korkutan bir uygulama ek olarak da masraflı öneriliyor. Gece plağı kullanımı da bir yere kadar, çünkü o sıkma döngüsü istemsizce stres altında gerçekleşiyor. Gitmiyor...
Haftasonu ALES sınavı var. Aslında yayınlamak istediğim başka notlarım, yazılarım vardı ama bu hafta içimi döktüğüm bir yazı ile güzel dileklerinizi almak istedim. Yüksek lisans sonrası inanılmaz kapılar önümde açılacağını sanma saflığım bir kenara bu süreçte yaşadıklarımla biraz daha yaşlandığımı hissettim sanki. Doktora için bu sınava girip puanımı yükseltmek evet amacım olsa da içi boş geliyor. Anlamsız... İçimdeki o istek söndü belki de. Yurtdışına gidebilmek için de fazla yorgun. Her insanın yaşam yolculuğu hikayenin aşamaları gibi gelişmez ama son zamanlarda gelişme kısmının ilk sayfalarında yaşam hikayem kalmış gibi hissetmeyi de sevmedim. 
Hayal kurma yetim azaldı belki de. Aklımda Kemalettin Tuğcu'nun kitabından kalan alıntı;"Hayat kafama vur vura öğretti..." Öğretti öğretmesine de böyle öğretmemişti sanki. 

Anne ve babam üniversite mezunu, saygılı ve başarılı bireylerin hem kendisine faydalı hem de topluma faydalı olacağı konusunda sıkı bir şekilde eğittiler. Saygılı, sorun çıkaran değil; sorun çözen olmak konusunda. Bu da başka bir yükümlülükmüş... Ardıma baktığımda daima üzülen ben oldum; nerde sorun çıkaran bir tanıdığım varsa geldikleri nokta hakkında sayfalar yazılabilecek şekilde. Bir yerde dengesizliği en derinden yaşarken bir yerde de hala daha iyi insan olarak kalmaya çalışanlara çok büyük haksızlık yapılmaya devam ediliyor. 

Son zamanlarda Adana; apartman bahçelerinde turunç, portakal, limon ve asma(üzüm yaprağı) olabiliyor. Sokakta yürürken bazı apartmanların içlerine dahi girip asma yapraklarının birer birer yabancılar tarafından alındığını görüyordum şaşkın şekilde. Bugün de bizim apartmanımızın bahçesinde bir yabancı; asma yapraklarını topluyor ama böyle bir toplama olmaz. Apartman sakini mi acaba diye düşündüm ya da misafir ama değildi. Ben utandım ne yapıyorsunuz hanımefendi diye söylemeye ama  arka sokak; bahçenin köşesine bakıyor o kısmında da görünce sokaktan bağırdım kimsiniz diye. Hiç aldırmadı dönüşte ben gittim asma yapraklarının olduğu alana ve yapraklar dallar bir bir kırılmış. Çok üzüldüm. Güllerimizin duvar dışından kopartıldığını da görmüştüm ama bu kadar vahşice bir hırsla görmek beni hayret ettirdi. 
Anlattığım çok küçük bir detay; din olgusundan bahsetmiyorum Allah korkusundan da değil ama temel ahlak eksikliği etik anlayışı tamamen bitti mi diye düşünmeden edemiyorum. 
Hastane için randevu alıyorum ki bilirsiniz bir ay öncesinden alırsanız şanslısınızdır. Bize yakın bir hastane var ve fizik tedavi için 21 gün öncesinden randevu buluyorum iptal edilmezse o da kimiz aman nöbet değişim takvim dolayısıyla da iptal oluyor. Randevu saatinde orada olmak da yetmiyor. Randevu sahibi benimle birlikte girmek isteyen hatta sorun çıkaran ismim gözüktüğü halde birşey soracağım bahanesi ile içeri girip uzun uzun kalmaya çalışan çok insanla karşılaştım. Kibar ve saygılı bir insan olmanın bir sıkıntı olduğunu anladığım yaş aralığındayım sanırım. Herkes aşırı haklı ve saygılı olmayan çalışan insanların ise hakkı yenilmeli. 
    Senenin başında halk eğitime e-yaygın sistemi üzerinden başvuru yapmıştım. Kasım ayında merkeze çağırılmıştım; müthiş bir kalabalık ve kalabalıkta kendi arasında konuşan kadınlara kulak misafiri oldum. Geçen sene görev alan usta öğreticiler sistemde başvuru yapmadan çağırılmış ve diğer kadına diyor ki whatsAptan sana nasıl haber vermediler; gir olay çıkar. Sessiz olursan hakkını yerler. Bahsettiğim insanlar alan uzmanı akademik olarak değiller. %85'i lise mezunu ve yüksek lisans mezunu olarak girdiğim müdür yardımcısı odasında Adana'ya tam 2 saat uzaklıkta bir merkez için görev alırsan al almazsan kendin bilirsin diye bağırılarak çıkarıldım. Sonuç olarak ben işsiz ve ama hakkını arayanlar! çalışıyor. Akademik yetkinlikler bir kenara sistem bu şekilde işliyormuş; hayat kafama vura vura öğretti. 
Öyle işte!!! 

27 Nisan 2026 Pazartesi

STEFAN ZWEIG/YAKICI SIR KİTAP YORUMU

YAKICI SIR KİTAP YORUMU
 

Farkındayım, daha çok kitap yorumu yazmalıyım. Ekranlara bu bakar bağımlı olmak yerine kitap okuduğum günleri özlüyorum. Yaş aldıkça nerde çocukluğumun zamanları demeyeceğim; ama büyük bir kütüphane oluşturduğum o günleri özlediğimi dile getireceğim. Bir sandık çeyiz; bir sandık kitap... Benim de böyle bir sandık kitap... Okumanın insan zihnini, ufkunu geliştirerek genişlettiğini klasik herkes söyleyecektir ama okumak yalnızca bunlarla sınırlı değildir. Başka hayatları, insanları anlamak ve dinlemek ve aslında hissetmektedir. Duyguların kelimeye ihtiyacı olmaz diyenlere inanmayın; edebiyat başlı başına bir duygu deryasıdır. Gelelim Stefan Zweig kitaplarına... Bu yazar tutkulu ve saplantılı insan ilişkilerine yer vermeyi bence seviyor. Daha önce de birçok eserine bloğumda yer vermiştim ama bu kitabını şimdi bitirdim. Başladım sizler için yazmaya;

YAKICI SIR KİTAP ÖZETİ;

"Kısa bir tatil için Avusturya Alplerine giden bir baron; zamanını zararsız bir flörtle renklendirmenin yollarını aramaktadır. Kendine fazlasıyla güvenen ve gönül maceralarına her zaman açık olan bu müzmin kadın avcısı, kısa sürede kendisine bir av bulmakta hiç zorlanmayacaktır. Tanışıp yakınlaşmak istediği kadının on iki yaşındaki oğluyla ahbaplık ederek işe koyulur. Yakıcı sır annesini elde etmek isteyen bu narsist çapkın tarafından kullanılan bir çocuğun hikayesidir aslında. Ne var ki, yetişkin dünyası bazen masum çocuklara göründüğünden çok daha berrak görünmektedir."

Kitap sayfa sayısı:88

Bir oturuşta okuyabileceğiniz bir kitap diyemem ancak oldukça sürükleyici ve olayın karakterlerin tüm heyecanını gerilimini bir okuyucu olarak hissedebiliyorsunuz. Bu anlamda bu hikaye; akışı ile tavsiye listesinde yer alabilir. Baron; iznini herkesle aynı zaman diliminde kullanmak zorunda kaldığından kendini sıkıcı bulduğu bir tatilde bulur. Herkesten önce gelmiştir, tek bir tanıdık yüz hatta onun için birkaç eğlenmek için zararsız flört edilecek bir kadın da yoktur bu tatilde.  Birkaç gün sonra lobide yabancı bir ses kulakları işitir. Bir kadın ve çocuğu Fransızca diyaloglar ilgisini çeker. Bu yabancı kadın ise zararsız flört için uygun adaydır onun içindir. İlk adımını oğlu ile arkadaş olarak temkinli ve dikkatli atar. Küçük çocuk yaşıtlarına göre algısı oldukça yüksek bir çocuktur. Olayların gidişatını tam olarak anlayamasa da annesinin bir hata yapacağını sezer. Sonrası...

"Kendi başına kalma eğilimine asla sahip değildi ve kendisini daha yakından tanıma isteğini de hiç duymadığından bu türlü yalnızlıklardan olabildiğinde kaçınırdı."(sf2.)

"Yalnızca başlangıçtaki vesileye bakmakla yetinirseniz bir sevginin gücünü yanlış değerlendirirsiniz, aslında öncesinde gerilime, ruhun bütün büyük sarsıntılarına zemin hazırlayan, yalnızlığın ve düş kırıklıklarının yarattığı o bomboş karanlığa bakmak gerekir."(sf14)

"Yaşanmamış duygular burada birikerek ağırlaşır aşırı ağırlaşır ve değeceğine inanılan ilk kişiyle karşılaşıldığında alabildiğine boşalır..." (sf14)

"Bazen çocukları bizim gerçek addettiğimiz dünyadan ayıran sadece incecik bir perdedir ve rastlantısal bir rüzgarla açılıverir."(sf.36)

Küçük çocuğun algısı mükemmel bir bakış açısı ile yansıtılmış. Hem hassas hem de dikkatli bir bakış açısı... Annenin ise ömrü boyunca duyacağı pişmanlığın o keskin acısını kitabın son sayfalarında aktarılmış.

Amok Koşucusu eserinden sonra beğendiğim ikinci eser... Zweig sarsmayı çok seviyor. İnsanın içindeki o derin saklantılarını bir anda su yüzüne çıkarmadan yavaş yavaş işleyip bir anda bitiriyor...Şimdilik yorumlarım bu kadar...

Sizler okudunuz mu bu kitabı?

20 Nisan 2026 Pazartesi

PERFECT CROWN DİZİ YORUM


IU'NUN YENİ DİZİSİ

(Görsel Pinterest'ten alınmıştır)

Güncel bir dizi yorumu ile bu güzel güne başlayalım, olmaz mı!  Güncel dizilerin bir eksi yanı bitmeden heyecanla yazmaya başlıyorum ama sonunda o heyecanım kalıyor mu gerçekten emin değilim. Umarım bu dizi de benim heyecanımı azaltmaz.  Hangi diziden mi bahsediyorum? Perfect Crown dizisinden... Dizi başrol oyuncuları IU, Byeon Woo-seok, Noh Sanh-hyun ve Gong Seung-yeon'un başrollerini paylaştığı  10 Nisan tarihinde yayınlanmaya başlayan bir Güney Kore televizyon dizisi... Dizi anaysal monarşinin devam ettiği Kore evreninde geçiyor. Bu şekilde başlangıç Düşlerimin Prensi dizisinde de vardı. Ya monarşi devam etmiş olsaydı nasıl bir kadere sahip olurlardı. 

Dizinin konusu;

Bir chaebol ailenin ikinci çocuğu hatta gayrimeşru olarak adlandırılan kızı olan Seong Hui-ju(IU)'nun veliaht prensin naibi olarak görev yapan ikinci prens ile sözleşmeli bir evliliğe karar vermelerini konu alıyor. Dizi yayınlanma tarihi birçok kez değişse de 10 Nisan 2026'da yayınlanmıştır. Cuma- Cumartesi günleri dizi izlenmektedir. Seong Hui-ju başarılı, zeki bir iş kadını olmasına rağmen sıradan vatandaş olarak görülüyor. Çünkü gayrimeşru bir varis; kral naibi Prens I-an ise yaşamındaki zorluklarla baş edebilmeye çalışıyor. Ama halk tarafından çok seviliyor. Bu çiftimizin beraber mücadele edeceği zamanları merak ediyorum.

IU; harika bir şarkıcı ama iyi bir oyuncu mu emin değilim. Çünkü izlediğim dizilerinde sanki hep aynı karakter gibi. Dream High, Moon Lovers Scarlet Heart Hyo dizilerinden itibaren biraz abartılı ve coşkulu bir oyunculuğu var sanki. Seong Hui-ju rolünde de bana o geçmiş oyunculuklarını anımsattı yeni bir karakter gibi gelmedi. Oysa Seong Hui-ju çok zengin bir kadın; ancak gayrimeşru bir evlat olduğu için onaylanmak için hep en iyisi olmuş. Mücadele etmiş, akranlarından gelen o sık alt sınıf aşağılamalarına rağmen özgüvenli ve stratejist bir iş kadını olmuş. Evlilik yoluyla da aslında ailesinin babasının; onun kaderi hakkında söz sahibi olmasının önüne geçmek istiyor. Bu yüzden Prens I-an'a evlilik teklifi sunuyor.

Byeon Woo-seok ilk kez dizisini izledim. Evet çok populer özellikle Lovely Runner dizisi ile diziyi izlemesem bile aşırı sevildiğini yorumlarda okuyordum. Çok yakışıklı sanırım modelmiş. Dizide ise Prens I-an rolünde ve varlığı ile kral için tehdit oluşturduğunu düşünen Kraliçe Dowager Yoon Yi-rang'ın gözetiminde... Kraliçe onu siyaseten bir evliliğe zorlamak için bakı yapıyor.

Kraliçe Dowager Yoon Yi-rang rolünde Gong Seung-yeon; kendisini Twice grubundan Jeongyeon'un ablası olarak ilk kez tanımıştım. Ekileyici gözleri ve iyi bir oyunculuğu var. Dört bölümde şu hissi izleyici olarak bana hissettirdi; Prens I-an'ı oğlu kral için tehlike olarak hissediyor ve onun geleceğini güvence altına almak için hareket ediyor. Yardımcısı da babası tabi bu tarihi dizilerin klişesi biliyorum ama yine de izlerken rahatsız hissetmedim. Zaten sınıf farkının çok belirgin olduğu bu evrende asil ve siyasi anlamda baskın bir aileden geldiği hissediliyor karakterin.

Dizimizin başbakanı ise Başbakan Min Jeong-woo rolünde Noh Sang-hyun; oda siyasi bir aileden gelen Prens'in ve Seong Hui-Ju'nun okul arkadaşı. Kraliyet akademidenler yani... Geçmişi hem ona nüfuz hem de bir güç sağlıyor. Çok karizmatik.

Tarihi, monarşi dizileri sevenler için ilk dört bölüm için yorumun tavsiye edilir bir dizi; puanı da şimdiden oldukça yüksek. Kaliteli ve masraf edinilmiş; dizinin yan karakterleri şimdiden ilgi çekiyor. İkilin çift kimyası çok güzel. IU şanslı bir oyuncu; bir tane bile uyumsuz partneri oldu mu bilmiyorum. Klişe ve bilindik bir konu işlense de aşkın zorluğu kavuşmak için unvanların getirdiği o sorumluluklar ekseninde Seong Hui-ju karakteri kadın gücü gerekli dizilerde işlenmesi. Korunmaya muhtaç kadın karakterler yerine güçlü, ayakları üzerinde duran ve çevresinin olan biteni farkında eğilmeden mücadelesini veren karakterlerin her zaman yanındayım. İlerleyen bölümler ne getirir bilmiyorum ama Seong Hui-Ju'nun ve Prensin mutlu sonunu izlemeyi istiyorum.

Sizler bu diziyi izlemeye başladınız mı?


15 Nisan 2026 Çarşamba

THE OTHER BENNET SISTER SERIES REVIEW

 

There is always a third chance

(image taken from Google images)

This article about an incredible series that lifts my mood. In high school; I read the book of Pride and Prejudice with my friends and watched the movie the first time I knew. I wanted to see UK from then on. I think I loved that spirit. Maybe I have met some familiar people from these characters in my life.   

Time is sometimes like a little joke; like recurring events and disappointments we think we are not understood. Therefore, some times and fashion sense makes an unforgettable place. The Other Bennet Sister series was one such series for me. As I watched the event stream, when it happened, it felt like the character of the book, not like the audience in my favorite book.

The other Bennet Sister is a BBC series. This British period drama is based on the novel of the same name by Janice Hadlow. The continuation of Jane Austen's novel Pride and Prejudice, which is on everyone's list of unforgettable books, is another window. Mary Bennet, played by Ella Bruccoli; the Other Bennet Sister. 

You may feel like you are turning a book page while watching the series. Mary; Bennet is not a prominent character among the sisters with different characteristics. Big sister Jane; she is beautiful, Lizzy is very intelligent; the other little sisters are also full of life, energetic. Mary thinks about her prominent feature and tries to turn to logic and science. I was so angry when I watched the show for their mother that I would really like to go into the series universe and hug Mary in the first chapters if I could. When bullying Mary with every detail, from her skin to her hair not taking shape, father;he is carefree. Unthinking... After the father dies, the situation gets worse. Mary is insisted to have two choices; marriage or misery. She chooses hope when she is tutoring his uncle and his wife to their children in London. Here he attends parties, makes friends, and finds love.

Of course, when her mother stops, she calls him right next to her, but Mary learns to stand up to her mother. The series universe has such beautiful spaces. I loved the places where they went on holiday to the Lake District with their uncle and aunt. Mr. Ryder and Tomas Hayward will laugh at these two characters. Mary's third choice, choosing hope; it was very nice for her to know herself and to marry by finding love. But in the last scene that struck me, Mary; even though she had reached the expectations of the society, she was now seeing the book Recommendations to Young Ladies on the table. So there is always a third option; without destroying itself among the expectations of society and family. 

This was a 9/10 series for me. It only saddened me that the issue of cleanliness was so weak. What is called a bath; six sisters in a bathtub took turns bathing in the same water. Apart from that, a series you should definitely get on your watch list. Have you watched it?

10 Nisan 2026 Cuma

Emily Bronte'nin Tek Eseri: Uğultulu Tepeler



Emily Bronte'nin Tek Eseri: Uğultulu Tepeler Bir Klasikten Çok Daha Fazlası

Kimse kitap fiyatlarının ütopikliğinden bahsetmiyor? Evet yazıma bu şekilde başlamak istemezdim ama bu kitap için tam yedi kitapçı gezdim. Elbette bazı kitapçılarda vardı ama en uygun fiyatlısını bulmak için bu kadar çaba harcayacağımı düşünmezdim. İnternet alışverişine biraz ara verdiğim için de kitapları görerek satın almak istemiştim. Ne diyelim...

Uzun zaman sonra okuduğum kitabı sizlerle paylaşıyorum biraz tabi heyecanım da var. Edebiyat dünyasının özellikle gotik ve romantik edebiyatın unutulmaz eserini veren Emily Bronte'nun Uğultulu Tepeler eserini yeni bitirdim ve yorumlamak için notlarım bölümünü oluşturdum. Sizlerle paylaşmak istediğim harika alıntılarım var. Bu eseri Alacakaranlık kitabında; Bella elinden bırakmazdı. Alacakaranlık da biraz kasvetli havanın tasvirlerini mükemmel yapmamış mıydı? Uğultulu Tepeler(Wuthering Heights) hakkında da okuyanı kendine hayran bırakan ya da o kasvetiyle adeta insanı boğan eser yorumlarını okumuştum. Neredeyse 150 yıllık zehirli bir aşk hikayesinden bahseden bu eser; Victoria dönemi ahlak anlayışına bir başkaldırıdır. Günümüzde ise popüler oyunculardan Margot Robbie'nin sinema filmi ile tekrar gündemde olduğunu belirteyim.

Kitabın tanıtım bülteninden;
" Uğultulu Tepeler, bir tarafta hırçınlığıyla ünlü Catherine ve diğer tarafta yaşadığı sert koşullar sebebiyle katılaşmış, başkalarına olduğu kadar kendine de acımasız olan Heathcliff'in vahşi bir nefretle körüklenen aşklarının hikayesi. Emily Bronte gencecik hayatına sığdırdığı 19.yy İngiliz edebiyatında çığır açan bu ilk ve tek romanında okuyucuyu insan doğasının karanlık kuytularında dolaştırıyor, saplantılı bir aşkın tehlikeli sularından geçirerek büyülü bir atmosferle buluşturuyor..."

Sayfa sayısı: 480

Evet bu karanlık ve saplantılı aşk hikayesi bir klasikten çok daha fazlası. Heathcliff ve Catherine arasındaki bağ; toz pembe bir romantizmden ziyade, bencil, yok edici ve doğaüstü bir saplantıdır. Yorkshire'da yankı bulan o sisli ve hırçınlık karakterlerin iç dünyasının bir aynasıdır. Heathcliff karakterinin hikayede aşağılanması bir sınıf çatışmasının da en ağır göstergesidir.
Uğultulu tepeler, insan doğasındaki o saklanan tutkunun ve intikam hırsının perdesiz bir anlatımına sahip. 
Margot Robbie ve Jacop Elordi başrollerinde yer aldığı Uğultulu teper filmini de izlediniz mi bilmiyorum. Ama yorumlardan gördüğüm kadarıyla kitabın o karanlık ve gerçekçi anlatımından uzak biraz da o beklentinin altında kalmış.

Uğultulu Tepeler kitabı okunmalı mı?

Bunu sizlere bırakıyorum ancak klasikler kütüphanenizde yer almalı. Özellikle de dönem kitapları ve kadın yazarlara ait kitaplar...

"İnsanı insan yapan, yüzüne güzellik katan ve onu sevdiren tek şey kalbinin temizliğidir. Yoksa hepimiz aynıyız, etten ve kemikten oluşmuş bedenleriz..."

"Aşkımı asla kelimelerle ifade edemedim, ama bakışların kendine özgü bir dili varsa, dünyanın en saf varlığı bile aşkımdan ayaklarımın yerden kesildiğini anlardı."

"Akıllı bir insan için en iyi arkadaş yine kendisidir"(Bu cümleyi okurken 1 senedir yaşadıklarım aklıma gelmedi değil hani :) )"

"Gemisi kayalara çarpınca kaptan yerini bıraktı; tayfalar da gemiyi kurtarmaya çalışacaklarına başkaldırıp birbirlerine girdiler; talihsiz tekne için hiçbir kurtuluş umudu kalmadı. Oysa Linton; tersine, sadık ve inançlı ruhlara özgü gerçek bir yüreklilik gösterdi: Tanrı'ya güvendi; Tanrı da onu avuttu. Biri umudunu kesmedi, öteki ise kendini umutsuzluğa kaptırdı. İkisi de kendi yazgısını kendi seçti."

"Sevgi insanı hem özgür hem bağımlı yapar. Bu yüzden en zor güzel ve en tehlikeli duygudur. Vazgeçmek de, kalmak da zordur."

5 Nisan 2026 Pazar

TAM KAPANDI DERKEN TEMU


temu farmland ucretsiz kulaklik

Temu Farmland Bitirme Rehberi: 1 Yılda Gelen Ücretsiz Kulaklık!
Temu tam kapandı derken ben de azmime şaşkınım. Bir yıl süresince pes etmeden Temu Farmland oyununu tamamladım ve sonunda beklenen hediyem bana geldi. Birçok arkadaşım pes etti ama bazen ucu bucağı olmayan bir umutla ve belki de sonuca ulaşmak için pes etmiyorum. Sonuç olarak ise birçoğumuzun "asla bitmez", bitse de artık gelmez ki dediği 365 günün sonunda ücretsiz kulaklığa nasıl ulaştığımı sizlerle paylaşmak istedim.Bu yazımda, Farmland'in o bitmek bilmeyen son %0.01'lik dilimini nasıl geçtiğimi, gümrük sürecini neler yaşadığımı ve gelen kulaklığın kalitesini tüm detaylarıyla bulacaksınız.

temu ucretsiz kulaklik

Temu Farmland oyunu aslında hepimizin bildiği Farmville oyunu gibi. Gün içerisinde belirli şekilde su biriktirip bahçe sulayarak tamamlamaya çalışıyorsunuz. Ama oyuna başlarken sizden iki ücretsiz ürün seçmeniz isteniliyor. Seçtiğiniz ürünleri 3 kez değiştirme hakkınız var. İlk aylarda çok hızlı ilerlese de daha sonraki aylarda davet ve bu oyunda olan başka kişilerin yardımı olmadan ilerlenmiyor. Tanıdık kim varsa bu oyuna davet ediyorsunuz. Oyuna ilk başladığımda aslında Temu yurtdışından ürün satın almak herşeye rağmen daha kolaydı. Şimdi biliyorsunuz ürün satın alırken gümrük vergisi ödeseniz de ürün; gümrükte kalabiliyor ya da aldığınız fiyata değmeyecek şekilde zararda oluyorsunuz. Temu bu sorunu yerel satıcılar ile çözmeye çalıştı. Yani Türkiye'de depo açtı ve şu anda ekranda yerel satıcılar, ürünler bulunmaktadır. Oyunun sonuna yaklaştığımda beklentim o kadar azalmıştı ki ancak şunu da anlamış oldum. Temu; kullanıcılara gerçekten değer veriyormuş. Seçtiğim iki ürünün değeri de toplanarak bana alışveriş yapmam için oyun sonunda kupon verildi. Yani seçtiğiniz ürünleri ücretsiz satın almıyorsunuz bunun yerine ürünler değerinde kupon veriliyor. 
PELL KULAKLIK 

Güncel durumlardan dolayı gümrük vergisi ödediniz mi;
 diye sorulacaktır. Buna şu şekilde cevap vereyim; Temu ülkemizde depo açtığı için ürünler de ülkemizdeki satıcılardan size gönderiliyor. Bu yüzden ki buna seviniyorum hiçbir ücret ödemedim. Teslimat süreci ise oldukça hızlıydı. Sadece ürün paketini açtığımda kulaklığın yer aldığı o beyaz plastik koruması kırılmıştı. Yani kulaklığa birşey olmadan gelmesi mucize. 

Peki 1 yıllık emeğime ve pes etmeme değdi mi?
Bence değdi. PELL EAR-21 KULAKLIK fiyatlarına baktığımda aslında kullanılan ve aranılan bir tasarım olduğunu gördüm. Bu anlamda tavsiye de edebilirim ve kulaklık hakkında sizlere küçük detaylar da verebilirim.
PELL BEYAZ KULAKLIK

Kulaklık  5 saat kesintisiz müzik keyfi sunmakta. Dokunmatik kontrol, ergonomik tasarım, ve rahat cevap verebileceğiniz şekilde. Kulaklık; kulağınızda uzun süre dursa da rahatsızlık vermiyor. Hafif bir yapısı var. Kutu içerisinde ise; kulaklık kabı, iki adet kulaklık, şarj kablosu bulunmakta. Küçük bir eksi ise kulaklık ucundaki beyaz plastik koruyucu yedeği bulunmuyor. Ses kalitesi ise birçok popüler kulaklık markalarına ulaşabilecek düzeyde. Çift bağlantı özelliği yok; bütçe dostu öğrencilerin kolaylıkla erişebileceği; konuşurken parazit sesler yaşamayacağınız bir kulaklık.

Sizler ne düşünüyorsunuz? Bir yıllık emeğime değmiş mi?


30 Mart 2026 Pazartesi

KOVA ÇAĞINDA İNSAN İLİŞKİLERİ


Kova Çağında İnsan İlişkilerinin Bencilliği artık sınırları aşmakta; zorlayıcı etkileri ise insan yaşamı üzerinde kalıcı etkiler bırakmaktadır

Zaman bir kum tanecikleri gibi elimize aldığımız anda avuçlarımızdan kayıp gidiyor. Zamanı yakalamak, ona tutunmak hayli zor. Zorluk da önemli değil; hayatın karmaşasında kaybolmamak için harcanan bir çaba; çoğu zaman karşılıksız kalsa da. Bu ara iç dökmeli bir yazı yazamadım farkındayım. Düşüncelerimi toplamak onların bir cümle olmasını istemek başka bir çabanın sonucu. Önce insan kendini ve duygularını anlayacak sonra ise cümle olmasını izleyecek. 

Onu bunu bilmem de aslan burcu olarak 2025 yılından 2026'ya ne çok zorlandım, bilmiyorum. Yaz döneminde o meşhur tavuk zehirlenmesi, damar dolaşım problemleri insan ihanetleri derken bugünümüze şükür. Kendi içimde sorguladığım da bir dönemdeyim; hanemize eklenen yaş; sayısal bir veriden çok zamanı da özetlediği için çocukluğumda daha mı kolaydı hayat? İnsanlar bu kadar acımasız, gönül bağından uzak, egoist değildi bence. Sokakta sabahtan hava kararıncaya kadar oynayan belki de son jenerasyonduk; şimdilerde Kova Çağı, insanlar daha bireysel olacak daha çok kendini düşünecek diyorlar ama, ama işte...

Geriye döndüğümde hayata dair notlarım biraz fazla. Detaylara dikkat eden, empati duygusunu yaşayan ve hayatı ve karakterleri kitaplardan daha net gören; yaşadığı hayatta da gördükleri karşısında üzülen birisi olarak bazen tabi yorucu geliyor. Önceki yazılarımda bahsetmiştim; toksik arkadaşlık, toksik insan durumunu... Bu toksik havadan kurtulduğum için mutlu ve huzurluyum ancak geçenlerde bahsettiğim kişi mesaj attı. 

"Şu an davet için çok saçma fakat tereddütte kaldım açıkcası bende..." diyerek herşeye rağmen düğününe gelmek istersem gelebileceğimi söyledi. Üslubun üsten bakar hali, sanki hani böyle şeyler oldu ama alicenaplık bende kalsın ben seni düğünüme çağırıyorum. Hayret ettim bu hadde... Diğer arkadaş ile ki artık ki onun da samimiyetine inanmıyorum konuşmuşlar, adım atılmış. Benim de gitmem gerektiğini söyledi arkadaş!!!! Yaptıklarının farkında olmayan insanlar için bir gece önceden haber vermeye tenezzül edilen düğüne gitmeliymişim ne ilginç değil mi! Sorun çözümüne ilişkin genelleme yapmak istemem ama gördüğüm kadarıyla sorunları görmemek; "sorunları görmezsen sorun olmaktan çıkar" anlayışı ile sorumluluktan kaçma ile umarsız olmak. 

Benim de hatalarım var. Çevremdeki insanlar 20,22 senedir tanıdığım insanlardır; herkes ile arkadaş olabilirsin ama dostluk için çok uzun bir yaşanmışlık anlayışında olduğum için şimdi görüyorum ki yalnız bırakılmışım. Grup buluşmalarını ayarlayan, iletişimi sağlayan bahsettiğim egoist arkadaşın tüm arka planda insanlar hakkındaki görüşlerini dinleyip öyle demek istememiştir sen yanlış anlamışsındır ama sen üzülüyorsan strese girme daha yakın yerde görüşürüz ki her zaman kendisinin evine en yakın yerde buluşma gerçekleşirdi. Bunları absorbe ederken iyiyken artık kusura bakma her zaman verici taraf benim artık ama daha sağlıklı bir ilişki için senden de bu adımları bekliyorum dediğim anda; Aaa sorun çıkaran olmuşum. Konuşmayı sürdüren iken kestiğim anda aslında bir sohbetin olmadığını fark ettim. Tüm bu egoist hareketleri yapan insan iyi bir insan oldu ve hala benden adım atmam bekleniyor. Bugün başka bir arkadaşımla konuştuğumda kimse artık Geçmişin yüklerini yanında taşımak istemiyor dedi. Düşündüm ve gerçekten üzüldüm menfaate dayalı ilişkiler menfaat bitince yük haline geliyorsa; arkadaşlıklar, dostluklar, bağlar demek ki yokmuş. İşin yoksa hele kimse seninle muhatap olmak istemiyor da denildi; bahsettiğim toksik arkadaş kendi mesleği olan iç mimarlığı yapmayıp benimle çocuk gelişimi bölümünü okudu. Öğretmen olarak atanmak daha kolay anlayışı ile ki bunun temelinde de başka şeyler var. Arkamdan gizli saklı işler çevirip ücretli öğretmenlik yaparken haberim olmayan öğretmenliği için "öğretmenler günü"nü kutlamadım diye çok çirkin bir üslupla beklentisini ifade eden bir insan ve yine adımı atan kişi olmalıyım! Neden?

Şunu anladım ki iyi niyetinizi suistimal eden insanlar daima bunu yapacaklar. Hatta buldukları yüz ile daha pişkin şekilde yapacaklar. Suçlu da sizi çıkaracaklar. Kova Çağında İnsan İlişkileri bireysellik üzerine ise eğer; toksiklikten, manipülasyondan da uzak durulmalı. İyi insanlarında bir sabrı ve sınırı var; en başından gördüğünüz hataları ve o hissinize de güvenin. Hoşgördüğünüz, öyle yapmak istememiştir dediğiniz ne varsa yapıyorlar çünkü. Yapılıyor da... İnsanın değişimi dış faktörlerle değil içten gelen o motivasyon kararlılıkla gerçekleşiyor. Kendini dev aynasında görenler de değişmek asla istemiyor.